TAHRAN, 01/07(BYE)--- İngilizce yayımlanan ılımlı Iran Daily gazetesinin 1 Temmuz 2010 tarihli sayısında, Daruish Safarnejad imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan başyazının çevirisi şöyledir:
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın İsrail askerî uçuşlarına Türk hava sahasını kapatma kararı, iki taraf arasında hâlihazırda gergin olan ilişkileri yeni ve çok daha zor bir safhaya soktu. Ankara-Tel Aviv ilişkilerinde kopmak üzere olan siyasi fırtına göz önüne alındığında çok az kimse ilişkilerin yakın bir gelecekte normale döneceğine inanıyor. İşin ilginç tarafı, Türk hükûmetinin, işgal rejimine karşı aldığı rekor düzeydeki tavırların, ülkenin siyasi çevreleri ve halk tarafından güçlü bir şekilde destekleniyor olmasıdır.
Siyonist devletin, Gazze halkına gıda, ilaç ve oyuncak taşıyan Mavi Marmara gemisine saldırmak için komandolarını göndermesi ve bunun sonucunda 9 Türk barış gönüllüsünün öldürülmesinden bir ay sonra Erdoğan, bir konferansa katılacak yaklaşık 100 yetkiliyi taşıyan bir İsrail askerî uçağının Polonya'ya gitmek üzere Türk hava sahasını kullanmasına izin vermedi.
İkinci bir ilana kadar Türk hava sahasının İsrail'e kapatıldığı yolundaki açıklamayla gelen bu önlem, Ankara ve Tel Aviv arasındaki gerilimi artırdı. Uçuş yasağı kısa bir süre sonra uluslararası basının manşetlerine taşındı.
G-20 Zirvesi için Toronto'da olan Erdoğan, gazetecilere, Türkiye'nin, İsrail askerlerinin Gazze'ye yardım konvoyuna saldırması ve 9 masum Türk'ü öldürmesinin ardından İsrail uçaklarına Türk hava sahasını yasaklama kararı aldığını söyledi. Erdoğan, bu yasağın, hükûmetinin gerekli gördüğü sürece yürürlükte olacağını da bildirdi. Özgürlük Filosu'na yapılan saldırının ardından Türkiye, İsrail'deki Büyükelçisini geri çağırmıştı.
2009 yılında, İsrail'in Gazze'ye yaptığı 22 günlük vahşi saldırının ardından, Türkler, siyonist savaş uçaklarının Anadolu Kartalı olarak adlandırılan ortak tatbikatlara katılmasına da izin vermemişti. Bu önlem, İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'in, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'ndaki bir tartışma sırasında popüler Erdoğan'ı herkesin önünde eleştirmesinin ardından alınmıştı. Bu tartışmada Peres ve onun Gazze'de 1500 masum Filistinlinin katledilmesinin fanatik destekleyicileri tarafından son derece kışkırtılan Türk lider, protesto amacıyla tartışmayı terk etmişti.
Başkan Barack Obama, G-20 Zirvesi nedeniyle bir araya geldiği Erdoğan ile yaptığı görüşmede, bir zamanlar sıcak olan Türk-İsrail ilişkilerinin normalleştirilmesi konusunda yardımcı ve ara bulucu olmak için büyük çaba harcadı ancak bu çaba bir yarar sağlamadı. Erdoğan, iki taraf arasındaki gerilimin devam edeceğini, ilişkilerin normalleşmesi için bazı şartları olduğunu söyledi.
Türkiye, gaspçı rejimin, gemilere saldırmasından dolayı resmen özür dilemesini, bu trajik olayda hayatını kaybedenlerin yakınlarına tazminat ödemesini, İsrail'in bu son hukuksuzluğunun soruşturulması için bir uluslararası komisyon kurulmasını ve son olarak ve en önemlisi de İsrail'in Gazze'de üç yıldır yasa dışı olarak uyguladığı ablukayı kalıcı olarak kaldırmasını istiyor.
Siyonist rejimin doğuştan var olan zalimliği ve Batı'nın tüm yaptıklarına verdiği destek nedeniyle İsrail'in bu şartların hiç birini asla yerine getirmeyeceği ve son 50 yıldır yaptığı gibi savunmasız Filistinlileri öldürmeye devam edeceği son derece açıktır.
Erdoğan'ın, uluslararası yardım konvoyuna yapılan saldırıya güçlü ve önemli bir şekildeki yaklaşımı ve Gazze'deki savunmasız Müslüman halka verdiği güçlü destek, kendi halkı arasında yeni bir takdir anlayışı yarattı. Türkiye'nin nüfusunun çoğunluğu Müslüman'dır. Erdoğan'ın yaklaşımına bölgesel ve uluslararası düzeyde verilen olumlu tepkilere ek olarak hukuksuz, ABD desteğindeki siyonist rejimin uysallaştırılması yolundaki bu hareketin, içeride de Erdoğan'ın ve iktidardaki AK Partinin popülaritesini daha da artıracağı açıktır.
Liderleri işgal altındaki topraklarda savunmasız halkların öldürülmesine uzun süredir sessiz kalan pek çok Arap ve Müslüman ülkeyle mukayese edildiğinde, İsrail ile hâlâ diplomatik ilişkilere sahip olan Türkiye, şimdi siyonistler tarafından işlenen suçlara karşı olumlu ve pragmatik önlemler almaktadır.
Türkiye'deki ve ülke dışındaki Müslümanlar, Türk liderlerinin, bu cesur tavırlarına devam etmelerini ve Batılı devletler ve onların İsrail'in Müslüman bölgesinde işlediği suçlarına verdikleri "değişmez" destekten yılmamalarını beklemektedir.