Son Haberler
28.05.2012 Pazartesi 18:33
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 15°C/21°CCuma: 15°C/22°CCumartesi: 14°C/23°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

IRNA: TÜRKİYE, GÜVENLİK KONSEYİ BAŞKANLIĞI KÜRSÜSÜNDE
07.09.2010 14:00

ANKARA, 06/09(BYE)--- İran haber ajansı İRNA'nın 5 Eylül 2010 tarihli internet sayfasında, yukarıdaki başlık altında yayımlanan Farsça haberin özet çevirisi şöyledir:

Türkiye, geçen yılın haziran ayında ilk kez Güvenlik Konseyinin dönem başkanlığını aldıktan sonra ikinci kez ve daha kritik bir dönemde yeniden bu konseyin başkanlığını üstlendi.

BM Güvenlik Konseyi 5'i daimî, 10'u geçici olmak üzere 15 üyeden oluşuyor. ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin Güvenlik Konseyinin daimî üyeleridir. Avusturya, Bosna Hersek, Brezilya, Gabon, Japonya, Lübnan, Meksika, Nijerya, Türkiye ve Uganda da iki yıllık bir dönem için ve coğrafi dağılım gereğince bu sorumluluğu üstlenen geçici üyelerdir.

Güvenlik Konseyinin dönem başkanlığını, dönüşümlü olarak ve aylık dönemler hâlinde daimî ve geçici üyeler üstleniyor.

Bu ayın başından itibaren bu görevi Rusya'dan devralan Türkiye, bir aylık başkanlık döneminde Konseyin yeni kararlarını yönlendirmede çok önemli bir rol oynayacak.

Güvenlik Konseyinin bu ayki programındaki konular arasında BM Yaptırımlar Komitesinin İran ve Sudan ile ilgili son raporları, Afganistan'daki BM Yardım Misyonu (UNAMA), Nepal'deki BM Misyonu (UNMIN), Liberya'daki BM Misyonu (UNMIL), Haiti'deki BM İstikrar Misyonu (MINUSTAH) gibi önemli konular yer alıyor.

Mevcut önemli meselelerin dışında Güvenlik Konseyi başkanlığının Türkiye'ye bırakıldığı dönemin önemini çeşitli yönlerden incelemek mümkün.

--Türkiye'nin Güvenlik Konseyindeki Katılımından Amaç--

Ankara başlangıçta kriz bölgelerinde barışın sağlanması ve korunması gibi hedefleri takip edeceği sloganlarıyla Güvenlik Konseyine girdi. Barışı korumanın yanında Ankara'nın önemli hedefleri arasında, kendisini de tehdit eden terörle mücadeleyi saymak mümkün.

Bu fırsatı kullanan Türkler, barış konusunda bir konferans düzenleyerek söz konusu konseyde iki yıllık var olma hedeflerini gerçekleştirmeye çalışıyor.

Uluslararası toplumda barışı sağlamak için Ankara'nın barışçıl niyetlerinin ve gerçek hedeflerinin dışında bu konuda Türk hükûmetinin yeni tutumunun da Türkiye'nin uluslar arası bir imaj kazanmasında önemli bir rol oynadığını söylemek mümkün. Filistin ve Pakistan halkına yardım etmek gibi konularda Ankara hükûmetinin tavrı, uluslar arası toplumla barış içinde, insani bir devlet imajı çiziyor.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün başkanlığında 23 Eylül'de yapılacak olan toplantı, Ankara'ya uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması konusunda kendini gösterme fırsatı veriyor.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun başkanlığında yapılacak olan diğer toplantı ise 27 Eylül'deki terörle mücadele konulu toplantıdır.

11 Eylül'ün dokuzuncu yıl dönümünde böyle bir konferansın yapılması, ABD'nin ilgisini çekebilir ve bir şekilde Türkiye'nin çabasını başarılı kılabilir.

Yıllardan beri terörün Türkiye'nin toprak bütünlüğü ve egemenliği için ciddi bir tehdit olması dışında PKK gibi etnik bölücü akımlar, Ankara'nın terör meselesine hassasiyetle yaklaşmasına neden oldu.

Irak, Pakistan, Afganistan ve terörün açıkça yaşandığı işgal altındaki topraklarda meydana gelen son ölümler, konunun önemini artırıyor.

Bölgenin Müslüman ülkelerindeki son ölümler, radikal grupların terör eylemlerinin bariz örnekleridir. Bu da insan, bölge ve dünya güvenliğini tehdit ediyor.

Diğer taraftan siyonist rejimin devlet terörünü kullanması, Filistinlilerin güvenliği dışında daha geniş kitleleri tehlikeye atıyor, hatta uluslararası barış çalışanlarının öldürülmesine kadar gidiyor.

Güvenlik Konseyi üyesi olarak Türkiye'nin, İsrail'in Gazze'ye ve Özgürlük Konvoyuna yönelik saldırılarını kınama çabaları, Ankara'nın terörle mücadele konusundaki kaygılarını ortaya koyuyor.

Türkiye'nin bir ay sürecek görevinin, büyük ölçüde Uluslar arası barış, güvenlik ve terörle mücadele konusunda Ankara'ya bazı olumlu getirileri olabilir. Bu ülkeye bölgesel ve uluslar arası yeni politikalar doğrultusunda özel fırsatlar sunabilir.

--Güvenlik Konseyine Üyelik ve Türkiye'nin Bölgesel ve Uluslararası Konumu--

Şu anda Türk hükûmetini, uluslar arası düzende konumunu yükseltmeye çalışan hükûmetler arasında saymak mümkün.

İslami geçmişiyle AK Parti, iktidara geldikten sonra Abdullah Gül ve Erdoğan gibi simalar, Türkiye'nin bölgesel ve uluslar arası politikalarının yeni tanımını yaptılar.

Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğundan beri dış politikasının temel ilkelerinden biri Batı'ya dönük stratejik bakıştı. Türk yetkililerinin çabalarıyla AB üyeliği ciddi şekilde takip edildi.

Türkiye'nin AB üyelik çabaları nihai hedefe ulaşmadıysa da Türkiye'nin bölgesel ve uluslararası konumunu etkiledi.

Bu etkilerden biri, Batı'ya dönük politikada Amerika yanlılığı karşısında Avrupa yanlılığının ağır basmasıydı. Öyle ki buna karşı Washington, Ankara ile ilişkilerinde yeniden yapılandırmaya gitti ve bu yapılanma, Türkiye'nin yeni konumunu onaylamaktı.

Güvenlik Konseyi üyeliği, Türkiye'nin AB üyelik yolunu açacak müzakereler için bir araç olabilir.

Türkiye'nin, yıllarca AB üyelik şartlarını yerine getirme çabalarından sonra, uluslar arası barış ve güvenliği sağlama süreçlerinde Güvenlik Konseyinde etkili bir üye olarak konumunu yükseltmesi bu çabaların tamamlayıcısı olabilir.

Türkiye'nin dış politikasının diğer eksenini, Orta Asya ve Türki Cumhuriyetlerde aramak gerek. Bu bölgeler, SSCB'nin dağılmasından sonra etnik, dil ve kültür yakınlık açısından Türkiye'nin nüfuz havzası ve dış politikasının en önemli hedeflerinden biri hâline geldi.

Diğer eksen de İslam ülkeleri ve Ankara'nın İslam dünyası ile ilişkileriyle ilgilidir. Dinî ve mezhep yönünden eski ekseni de kapsayabilir.

Türkiye, uzun zamandan beri Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasçısı olarak İslam ülkeleri arasında özel bir konuma sahip. Bu konum, yeni hükûmetin iktidara gelmesiyle daha da güçlendi.

Orta Doğu'nun Arap ve İslam ülkeleri arasında özel bir öneme sahip olan Filistinlilerle ilgili meselelerde Türkiye'nin son tutumu ve Filistin halkını desteklemesi, Ankara'nın bu konuda İslam ülkelerine dayanak noktası olmasına neden oldu.

Bu bağlamda İslam ülkeleri arasında vurgulanan konulardan biri, Güvenlik Konseyinde bu ülkeler için daimî bir kürsüye sahip olma şartıdır.

Güvenlik Konseyinde en azından bir kürsü elde etmek için birbirini desteklemek amacıyla G-4 grubunu oluşturan Brezilya, Hindistan, Almanya ve Japonya gibi, söz konusu hedefe ulaşmak için İslam ülkeleri de kendi aralarında iş birliğini geliştirerek böyle bir model oluşturmalıdır.

Geniş İslam coğrafyasında böyle bir isteğin var olması ve Türkiye'nin özel konumu dikkate alındığında, iki yıllık dönemde Güvenlik Konseyinde Ankara'nın üyeliğine bir şekilde İslam ülkelerinin temsilciliği gözüyle bakılıyor. Ankara'nın siyonist rejimin cani girişimlerini kınama çabaları konusundaki girişimleri, bu özel bakışa daha gerçekçi bir yön veriyor.

Daha önce de belirtildiği gibi, Türkiye'nin Güvenlik Konseyi Dönem Başkanlığı sırasında İran'a karşı onaylanan yaptırımların yürürlüğe girme sürecini incelemek gibi önemli konular ele alınacak. Türkiye'nin bu karara olumsuz oy kullanması ve İran'ın 5+1 Grubu ile olası müzakerelerinin sürmesi dikkate alındığında Türkiye'nin konsey kararlarını yönlendirmedeki rolü çok özel ve hassas olacak.

Türkiye'nin Güvenlik Konseyi Dönem Başkanlığını almasıyla eş zamanlı olarak Ankara, nükleer silahlardan arınmış bir bölgenin oluşması ve İran'ın nükleer meselesinin çözülmesi çabasında olacağını açıkladı.

Türk diplomasisinin İran'ın nükleer meselesini çıkmazdan kurtarmak için aktifleşmesi, İranlı yetkililer tarafından her zaman dile getirilen bir konu.

YORUMLARINIZ
Henüz bir yorum yapılmamış.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.