İSTANBUL DEPREMİ MASALI
Marmara’nın altı hareketli…
Marmara’nın üstü hareketli…
Marmara’nın yanı hareketli…
Marmara’da ki fay çok hareketli…
Maramara’nın dibi fokur fokur…
1999 depreminden bu yana hep ayni masal…
Hep şunları duyduk…
Çok değerli deprem uzmanlarından (bilgelerden(!)).
Her an İstanbul depremi olabilir…
İstanbul’da deprem çok yakın…
3 yıl içerisinde (1999’dan sonra tabi) İstanbul’da deprem olması çok büyük olasılık…
Tutmadı…
5 yıl içinde İstanbul’da deprem olacak…
Tutmadı…
Aradan 10 yıl geçti, masal hala devam ediyor…
Marmara’da deprem olacak…
İstanbul’da deprem kapıda…
Bu açıklamaları yapan “zatlar” hiç rahatsız olmuyorlar mı?
İstanbul’luları “deprem manyağı” yaptık diye…
Her gün ekranlara çıkıp ya da gazetelere beyanat vermek çok mu vazgeçilmez hoş bir duygu?
“Ego” tatmini mi yoksa “rant” hesabı mı?
Hangisi?
Tabi ki bir gün gelecek, her yerde olduğu gibi İstanbul’da da deprem olacak?
O zaman; “biz demiştik” diye ortaya mı çıkacaksınız?..
Örneğin 15 yıl ya da 25 yıl sonra bir Marmara depremi olursa…
Bak biz demiştiktk mi diyeceksiniz?
Bir öykü;
İki tatar genci bir gün sonra yağmur yağacak mı yağmayacak mı diye merak etmişler.
Sorunun yanıtını en doğru olarak kim verebilir?
Tabi mahallenin bilgesi Yakup emmi (amca)
Çalmışlar kapısını sormuşlar..
Yakup emmi, önce bir sakalını sıvazlamış yukarıya doğru bakmış ve şöyle demiş:
“Ya cavar(yağar) ya cağmaz (yağmaz) evlatlar.”
Ertesi gün yağmur yağınca iki gençten biri ötekine demiş ki;
“Gordun mu (gördünmü) yakup emmi nasıl da bildi”
Başka söze gerek var mı?
Sizlerin yani on yıldır bu ülkede kamuoyu önünde ahkâm kesen değerli zatı muhteremlerin, öyküde ki Yakup emminin konumundan ne farkınız var?
Yakup emmi gibi çıkıp ortaya, İstanbul da deprem “ya olur ya olmaz” deseydiniz daha gerçekçi olmaz mıydı?
Bilmem anlatabildik mi?
X
Sevgili okurlar;
Hangi konuya değinseniz elinizde kalıyor. Türkiye’de yaşam gittikçe zorlaşıyor.
Kimler tepedeyse onların borusu ötüyor, onlar sülale boyu ihya oluyor. Hem de vatan millet, namaz niyaz diye diye…
Siz, sözde dindar geçinip de, hiç paraya daha doğrusu maddi çıkara sırtını çevirmiş, bir zatı muhterem gördünüz mü?
Depremden halkın korkusu yok.
Çünkü milyonlarca dar gelirlinin evinde zaten her gün deprem yaşanıyor.
Vatandaşın yaşam sarsıntısı hiç durmuyor ki,
“Nefes alan ölüler” binaların altında kalıp ölüp gitmekten korkarlar mı?
Ölüden farklı yaşamları yok ki korksunlar…
Belki de bedensel ölüm onlar için kurtuluş, huzura ermedir.
Kul adaletinin olmadığı yerde belki ilahi adalete kavuşarak acılarını dindirebilirler…
Korkacak olanlar, gemicikleri, fabrikaları, çifter çifter villaları olanlar…
Onlar korksunlar ölümden ve öbür dünyada hesap vemekten…
X
Bu satırların yazarı, 17 Ağustos 1999 Marmara depremini Kocaeli’de 8 katlı bir binada bütün şiddetiyle saniye saniye yaşamış ve depremin anlı şanlı kimleri nasıl silip götürdüğünü yakından gözlemiş bir kişidir.
Ölüm hepimiz için mukadder.
Önemli olan, öbür cihana geride hiçbir çirkinlik, çirkeflik, namussuzluk, ahlaksızlık, şerefsizlik, soysuzluk bırakmadan tertemiz gitmektir!..
BURHAN ÖZBEY