Bir adam var ki “Çılgın Türkler”e karşı Yılgın Türkler çığırtkanlığı yapıyor, bir adam ki, "Nasıl darbe oluyor jopla istediklerini yaptırıyorsa devlet, öyle bir darbe olsun ki insanlar namaz kılmaya mecbur kalsınlar”diyerek tüm benliğiyle islami yaşayışı haykırıyor, 35 yıllık ateist bir hayat sürdürdükten sonra sülalesindeki iki büyük adamdan birinin solcu idealist, diğerinin müslüman idealist olması arasındaki öyküsünü 20 kitaba dökmüş biri.
Dizi aymazlığından çıktım çıkalı çok değişik programların müptelası oldum. Mesela ülke tv bana göe çok başarılı yayınlar yapıyor, bu kanalda benim gibi bir arşivci için yapılmış şahane bir belgesel programı olan’arşivci’ gibi, ‘Sıradışı’nın bazı konu ve konuklarına bağlı olmak koşuluyla miyop gözlüklerinden kendimi alamadığım sunucusu Turgay Güler ‘den vakit kaldığı zamanlarda Şair, yönetmen ve sinema yazarı Sadık Battal’ın hazırlayıp sunduğu Tata Köprü’yü izlemek benim için bir zevk. Bu hafta konuğu Bülent Akyürek’ti Tahta Köprü’nün.
Onu dinlerken bir tek mantık hatası yakalayamadım. Namaz’ı dinin temeli olarak öyle özümsemiş ki, namazın hayatımızdaki o kısacık yerinin nasıl bir genişliğe yol açacağını ondan duymanın da ayrı bir lezzeti olduğunu fark ettim. Aslında görünümü; bir köy ahalisi gibi, kahvehane yerlisi, holding bekçisi, apartman kapıcısı gibi… ama dinledikçe onun önyüzünü bir ışık çizgisinin ucunda görüyorsunuz. Çünkü inandığı şeyi o kadar içselleştirmiş ki, o kadar güzel güncel hayata göre yorumlamış ki, o kadar medeniyetin dişlerini dökmesine izin vermiş ki ve üzerine aldığı abanın o kadar altına sinmiş ki, ne diyecek diye beklemek durumunda kalıyorsunuz.
Namazın içinde 5 şartı yani farzı da gerçekleştirdiğimizi savunuyor Akyürek. Yeme-içme olmadığından orucu, kıbleye dönüldüğünden haccı, şehadet getirildiğinden kelime-i şehadeti vs…Mesela yine gülümseten bir ifade ile, Hz. Ali evinde öldürülseydi, evlerinize mi girmeyecektiniz diye Alevilere takılışı da ‘alemsin’dedirtecek söylemlerindendi. Ölüm duygusunun ötelenmesini, mezarlıkların şehirlerden uzaklaştırılmasına, ampulün icat edilmesinden sonra gece ile gündüzün eşitlenmesine, kış yaz yeşil kalan çam ağaçlarıyla kuşatılıp yaprağını döken, solan ağaçların yok edilişine bağlayarak modern dünyanın bize gönderdiği her şeye tersten bakmayı öğütleyen bir modelle anlatıyor kuramını. Örneğin modern dünyanın bize dayattığı psikolojik rahatsızlıkları kabul etmediği gibi, verilen diyet listelerindeki 1-çorba2-ana yemek 3-tatlı sıralamasını bile tersten ele alırsak yani tatlıyı evvela tüketirsek diğerlerini yemeye fırsat kalmayacağını ve zayıflamanın yolunun bulacağımızı söylüyor. Konuşmasında sık sık adını geçirdiği ampül muciti Edison’u karanlığı bize unutturması bakımından suçluyor ve “dolunay geceyi aydınlattığı için uğursuz sayılır, onun yaptığını doğru nasıl kabul ederiz?” diyor. Onun felsefesi de taşa toprağa iman eden, anlamaya çalışan, bilgeliğini çözmeye çalışan için bir farklılıktır diyerek deyişlerinden bazılarını sizinle paylaşıyorum:
“Sevmek, başka bir vücutta kendine dokunmaktır. Nefret daha sahicidir ve nefret aşıldığında tasavvufi bir yol almış olursunuz ama sevgi aşılınca yelkenleriniz nefret ülkesine açılır…”
“Nihat Genç’in şu sözünü eleştiriyorum: “Müslüman’ım; ama dinci değilim.” Müslüman ne demektir: İslam dinine inanan, bağlanan. Genç, diyor ki: “Erbakan Hoca olsaydı şimdi Fetih sureleri okuyarak Erbil’e girip cuma namazı kılardık...” Şimdi soruyorum: Kendisi Ankara’da cuma namazı kılıyor mu ki Erbil’de cumaya özlem duyuyor?”
“Türkler neden hesap ederken parayı masanın altında sayıp garsona uzatır?
Paramız çoksa az, az ise çok olduğunu ima edebilmek için! “
“Televizyon kumandasını niçin poşetle kaplarız?
Kumanda, bizimle televizyon arasında aracıdır. Biz kullandığımız maşada parmak izi bırakmak istemeyiz! “
“Paspasları temizlemek için neden caddenin ortasına atarız?
Turistler kafayı yesin diye! “
“Bir turiste dilini bilmediğimiz halde niçin bağırarak anlatırız?
Çok uzak ülkeden geldiği için bizi duymayabilir diye!”
hulyaokur06@gmail.com