Otostop yapma fikri beni hep korkutmuştur. "Yabancı birinin direksiyonun benim elimde olmaması duygusuna, bir de arabayı sağa yanaştırma ihtimali hele hele meçhule doğru yol almak düşüncesi eklenirse değil o baş parmağımın işaret dilindeki anlamını test etmek, kesmeyi tercih ederim" derdim. Ama artık araç sahibi ben oluyorum senaryomda. Ve dışardan arabama dahil olmak isteyen kişinin ne kadar hüsnüniyet taşıyabileceğini, direksiyonu ele geçirmeye çalışabileceğini, arabayı sağa sola çevirebileceğini ve el frenini çekmesine karşı ne yapabileceğimi düşünüyorum. Yani insanın düşmanın nerden karşısına çıkacağı, kestirmeden önüne çıkıp çıkmayacağı muğlak…
Gondol’un en sivri ucundan başımın aşağı geldiği yerdeki düşme korkusu gibi, aramıza kimse girmesin istiyorum kötülükle. Annemden babamdan başlayan inanamazlığıma başkalarının da katılmasıyla çoğalan kalabalığın içinde yere düşen bir tel tokamı bile arama zulmüne giremem.
Hep ayaklı ve tahta büyük bir kutunun arkasında başıma geçirdiğim örtüden ibaret oldu görüş alanım. Öyle olsun aman zararı yok demeden de alamıyorum kendimi.
Yatağımdayken usulca bana dokunan elin bir iyilik meleğine ait olduğunu bilmeden önce yaşadığım korku ne kadar normalse o meleğin bu ziyaret için uyku anını seçmesindeki gizem de bir o kadar anormal.
"İnsan, içinde her zaman korkuyu bulabilir. Ancak yeterince derinde aramasını bilmelidir.”diyen André Malraux gibi de düşünmüyorum…..
“İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
Düşünmekten korkuyor sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi birşey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için..”diyen W.Shakespeare gibi de.
Ben korkanla, korkusuzu ayırmakta iki yol kullanıyorum…
Birisi, yaşadığı hiçbir şeyin hesabını veremeyen «savaş yahut kaç»cılar, ikincisi, tehlike kaynağını bilemeyen serbest yüzücüler. İkisi de değilse binayı gürültüye yıkıp göçüren mi ona da bakmalı! Ha ceylan yürekliyse onun korkusu kendine. Kalpsiz, gönülsüz, nüktesiz bi-dil’ler ise onlar, insan için en büyük zalimlikleri bulup çıkartabilir. O yüzden kendi iyiliğini sağlama almadan kimseyi, hiçbir şeyi iyi görmemeli derim ben.
hulyaokur06@gmail.com