İz...
Doğayla; yaşayanları ve ruh verilmesi uygun görülmemişleriyle her temas, mutlak bir iz bırakır, iki şeyden sorumlu insan üzerine...
Sorumlu olduğunuz bedeniniz ve tamamlayıcısı ruhunuz, işaretlenir farkında olmadan siz ve işaretlersiniz zamanın o kısmını kendinize aidiyetiyle, ömür denilen bir parça hayatın içinde nurunuzun sönme vaktine değin...
Tırmandığınız belki altından geçtiğiniz ağacın poleni burnunuzdan sızıp süzülürken yahut ensenizden kayıp tutamaklarınız arası gezinirken; işaretleyiverir o lahza aklınızdan geçenleri, düşündüklerinizi, tüm ruhiyenizi...
İşaretleyen polendir, işaretlenen zamanın o kısmındaki siz...
Çöktüğünüz kayanın girintili çıkıntılı yerleri ince ince batarken yumuşak yerlerinize; ufukta gördüklerinizi çentiklersiniz sızıları şifre bilip; belki ömür vaktinin bir yerinde aynı yumuşak batmaları yaşarken çökmüş bir yere...
İşaretleyen kayadır, işaretlenen zamanın o bölmesindeki bitkinliğiniz...
Öptüğünüz kadının dudak sesi kulaklarınızda kilitlenir; hissettiğiniz her şeyle beraber aynı hücreye, zamanın o anını sahiplenerek gizliden...
Seviştiğiniz kadının kokusu, iniltileri keza; en büyük izlerdendir... Ya bir zevkin anlatımı yahut koca bir aşkın tarifi olarak mühürlenir... Ve bir parça daha tapularsınız zaman arsasından üzerinize...
Yediğiniz belki attığınız tokat; ya yüzünüzde, ya elinizde kahreden duygularla özdeşleşir...
Yanağını okşadığınız çocuk, kirpiklerinizdeki yaş, alnınızdaki güneş, gözlerinizdeki pırıltı, illet hastalık, camınızdaki yağmur, duyduklarınız, konuştuklarınız...
Hep işaretleyenlerinizdir...
Ve tabii işaretledikleriniz...
İşaretleyenlerinizi, işaretlersiniz; eşitlik ilkesi gereği...
Lakin bambaşka duygularla... Ötekini bilmeden... Yalnız zaman hazinesinde ve şahitliğinde...
Her temas bir izi bırakır, böyle bilinmeli...
Niçin kaçınılmazdır ki sanki, insan için unutamamak fiili!..
Her temas bir iz bırakır...
Kime nasıl dokunduğunuza dikkat edin...
Zira iz bırakmak katidir; nasıl bırakacağınız ise ellerinize verilmiş büyük bir armağandır...