Kadın olmak, her şeyden önce anne olmak demektir.
Anne olmak, yuvayı yapan dişi kuş olmak demektir.
Aileyi ve yuvayı yaşatan, ayakta tutan sevginin ve fedakârlığın abidesi olmak demektir…
Her sıcak yuvada anneliğin, kadın yumuşaklığının duvarlara kazınmış derin izleri vardır…
Kadınsız ve annesiz ev soğuktur…
Yalnızlık ve hüzne boğulmuş çaresizliğin acısı yaşanır o evde..
Her annenin ölümü erkendir…
Gözyaşlarıyla kılınan cenaze namazlarının ardından dualarla Yüce Yaradan’a uğurlanan annelerin ardından, geride kalanlar için dünya yıkılmıştır artık…
Mezarlıktan dönenler, annesiz kalmış evin duvarlarının bile acıyla inlediğini duyarlar…
Dişi kuş ölmüş, yuvanın üstüne kâbus çökmüştür…
Yalnız kalan baba ve evlatlar için zor ve çaresiz günler başlamak üzeredir…
Günler geçer, baba perişan henüz hayata atılmamış evlatlar yuvadan atılmış yavru kuşlar gibi savunmasız, ürkek ve yalnızlardır…
İşte o zaman anlaşılır o hiçbir zaman yeri doldurulamayan “dişi kuşun” ölümü büyük faciadır!
Yıllar önce, bir orta Anadolu kentinin mezarlığından derin acılar içerisinde anamızı toprağa verip ayni günün akşamı baba evine döndüğümüzde, asıl sahibi tarafından terkedilmiş evdeki derin hüznü ve yalnızlığı, aradan yıllar geçmiş olmasına karşın, hâlâ o gün ki gibi içimiz titreyerek anımsarız…
Mutfaktaki tabaklar, tencereler, çatal bıçak kaşıklar…
Kapağı açık kalmış ekmek dolabı…
Askılarda ki elbiseler…
Yataklar yorganlar…
Sedirde ki minderler
Ve saksısında özenler yetiştirdiği menekşeler…
Hepsi, hepsi ama hüngür hüngür ağlıyordu…
Kadın olmak anneliğe giden yolun başı demektir…
Anne olmak, gerektiğinde bağrına taş basıp gözü gibi büyüttüğü aslanlar gibi evlatlarını vatan uğruna şehitlik mertebesine uğurlamak demektir..
Kadın olmak karnında ki üç aylık bebeğiyle, şehit olan üsteğmen eşini onun resmi elbiselerini giyip, tabutu önünde içi cayır cayır yanarken, dimdik ayakta bir onur anıtı gibi asker selamı ile uğurlamak demektir…
Kadın olmak her türlü ezaya, cefaya, yokluğa, çaresizliğe ve acıya karşı önünde şapka çıkarılacak denli kaya gibi dirençli olmak demektir…
Bu satırları yazarken düşündük ki, bir an için dünyadaki bütün kadınlar birdenbire yok olsalar ne olurdu acaba?
Bırakın gerçekten yok olmalarını, bunu düşünmek bile “korkunç!”
O halde….
Unutmadan buradan magandalara da seslenmiş olalım.
Hâlâ mı yaptıklarınızdan ve kadınlarınıza attığınız tekme, tokatlardan utanç duymuyorsunuz?
8 Mart kadınlar günü diye hatırlatalım istedik…
Ola ki biraz olsun “pişmanlık” duyarsınız…
Ne der siniz?
BURHAN ÖZBEY