İsmet Berkan'ın Radikal'deki bugünkü yazısı şöyle:
Modern gazete teknolojisinin babası öldü, kâğıda basılı gazete de ölüyor
Geçenlerde The New York Times’ı karıştırırken bir ‘Obituary’ dikkatimi çekti, kestim sakladım.
Bizde maalesef ölenlerin ardından yazılan bu çeşit yazılar gazetelerde nadiren yer buluyor, oysa Anglo-Sakson gazeteciliğinde bu yazılar için hep özel bir sayfa ayrılmış durumda. Neyse, konumuz bu değil.
Okuduğum ‘Obit’te, Louis Moyroud isimli bir elektronik mühendisinin 96 yaşında hayatını kaybettiği yazılıydı.
Moyroud’un önemi, yazılı basın teknolojisinde bir devrimi gerçekleştirmiş olmasından kaynaklanıyordu. Moyroud ve bir arkadaşı, 40’lı yıllarda o zamanlar ITT (International Telephone and Telegraph) adıyla bilinen bir ‘teknoloji’ şirketinde çalışmaktayken Fransa’da Lyon yakınlarında bir gazete baskı tesisini gezerler.
O zamanlar gazeteler, 19. yüzyılda geliştirilmiş bir teknolojiyle, erimiş kurşunun harfleri temsil eden kalıplara girip donmasıyla elde edilen satırların bir araya gelmesiyle hazırlanıyordu. Ben de Cumhuriyet gazetesinde ilk gazeteciliğe başladığım yıllarda bu teknolojiyle çalıştım, sonra da Cumhuriyet’in teknolojik dönüşümüne tanıklık ettim, bizde kullanılan adıyla ‘tipo’dan ‘off-set’e geçişi yaşadım, hatta Cumhuriyet’in öyküsünü yazdım.
Neyse, Moyroud bu eski teknolojiyi görünce, aslında gazete sayfalarını elektronik ortamda ve fotoğraf tekniğiyle hazırlanma imkanını da fark ediyor ve çalışmaya başlıyor. Sonuçta, onun icadıyla bugün dünya üzerinde artık herhalde bütün gazeteler sayfalarını kurşun kalıplara değil ya bir çeşit fotoğraf kağıdına, ya negatif filme veya bu okuduğunuz gazetede olduğu gibi doğrudan baskı makinesine takılan ‘kalıp’a hazırlıyorlar. Bu yeni teknoloji sayesinde artık daha net renkli baskılar yapılabiliyor, gazeteyi hazırlamak veya hazır gazetede değişiklik yapmak çok daha kolay.
Tipo öyle bir teknikti ki, bütün yazıların dizildiği ve sayfaların hazırlandığı yer olan ‘mürettiphane’ sanki Charles Dickens romanlarından çıkma bir sanayi tesisi gibiydi. Küçük çocuklar oraya çırak olarak girer, kurşun buharları arasında yıllarını geçirir, ‘usta’ olarak emekli olurlardı. Kurşun buharının etkilerini sözde azaltmak için sendika mürettiphanede çalışacaklara her gün süt veya yoğurt verilmesini toplusözleşmeye mutlaka yazıdırırdı.
O mürettiphaneye girip çıkan bir sayfa sekreteri olarak benim de bir şişe (çeyrek litre) süt hakkım vardı her gün, sabah kahvaltısında poğaçayla birlikte içerdim. (Geceleri nöbete kalanlar erimiş kurşunların bulunduğu ‘pota’ların üzerine amyanttan (şu meşhur kanserojen asbest yani) yanmaz kâğıtlar koyar, onları ızgara olarak kullanır ve balık pişirirlerdi, çay bardağında rakı eşliğinde o balıklar yenirdi mürettiphanede...
Eski güzel ve kansere yakın günler!
Şimdi gazetelerimizi bilgisayarlarımızın başında istediğimiz gibi hazırlıyoruz, Moyroud’un icadı sayesinde onları görece daha ‘modern’ ve daha ‘teknolojik’ olarak basıyoruz ama galiba bu devir de artık sonlarına geliyor. Kâğıda basılı gazete, ben diyeyim 20, siz deyin 25 yıl sonra dünya üzerinde kalmayacak gibi.
Yanlış anlamayın, gazete ve gazetecilik mesleği ölmez. Haberalma ihtiyacı devam ettiği sürece, gazeteyi gazete yapan en temel şey olan haber ve haber-analiz ile yoruma olan ihtiyaç da devam edecektir, bunları size sunan gazeteciler de hep olacaktır. Ama bu haberlerin ‘paket’i değişecek, endüstrimiz buna da uyum sağlayacak.
Kâğıda basılı gazetenin yerini büyük olasılıkla Ipad gibi tablet cihazlar, cebimizde taşıdığımız ‘akıllı telefon’lar alacak.
Şimdilerde bir Ipad çılgınlığı yaşanıyor.
Daha birkaç ay önce piyasaya sürülen bu alet milyonlarca satmış durumda.
Zaman içinde yeterince insanın elinde, çantasında bu aletten veya yakında piyasaya sürülecek olan onun benzerlerinden olacak.
Daha şimdiden, yani aradan sadece birkaç ay geçmesine rağmen pek çok gazete ve dergi kendilerini bu yeni formata uyarlamış durumda. Ipad’inizin içinde ya bir 3G telefon hattı ya da kablosuz modem oluyor, bu sayede sürekli internete bağlı kalıyorsunuz. Gazeteniz de her gün, hatta her saat ve dakika aletinize geliyor.
Şimdilik en büyük sorun şu: Tümüyle elektronik ortamdaki bu yeni ‘gazete’ler ücretsiz mi olacak, yoksa okuyucudan belli bir abonelik bedeli istenecek mi?
Bu da önemli bir sorun, çünkü sadece Türkiye’de biz değil bütün dünyada okuyucu bu gazetelerin elektronik ortamda bedava olmasına alıştırıldı. Bazı büyük medya grupları şimdi içeriği ücretlendirmeye çalışıyor, başarılı olup olmayacaklarını göreceğiz.
Gazetecilik mesleğini yaparken iki büyük teknolojik değişimi birden (birincisini Türkiye şartlarında bile bir hayli geçikerek de olsa) yaşamış biri olarak, kendimi şanslı mı hissetmeliyim şanssız mı, bilemedim.
Ama bildiğim bir şey var: Bu teknolojik değişim, mesleğimizin kıymetini azaltmayacak ama
mesleği yapmayı daha zor hale getirecek.
Eğer ilginizi çektiyse, bu sohbete yarın da devam etmek istiyorum.