Başbakan’ın annesi için yaptığım empatiyi, şehitler için de yapmam istendi. “Yapmadığımı nereden biliyorsun?” diye sormadan yazmak ve göndermek istedim bu yazıyı, gidebileceği, gitmesi istenen her yere…
Bizim evde şehit haberleri gözyaşları içinde izlenir, kayınvalidem ve pederimin: ”Ah yavrum, vah kuzum diye” gözyaşlarını yutkunurlarken, ortaya çıkan tansiyon aletlerini, ortalığa saçılan mendilleri unutmuyorum. Ateşin düştüğü değilse de sıçradığı yuvalardan biri olurdu bizimkisi.
Legal yollardan, ‘devlet’ adı altında korumaya çalıştığımız topraklarımızın bedelini canlarımızla ödememiz çok acı. Bir karış toprak başına üç canın düşmesi kimilerine göre doğal bir takas gibi gelebilir ama o toprak aynı kaldığı halde feda edilen canların hiç yerinde durmaması çok düşündürücü... “Kıyametin hemen yakınında anarşi ve kargaşa günleri vardır.” diyen Peygamberimiz gibi baktığımda elde edecekleri toprak karşılığında kıyametin gelişini kolaylaştıracaklarını bilmeyen meczuplarla, kendisine ait olmayan bir hedefin peşinde koşarken, neyin savaşını verdiğimizi de anlatacak bir yol ve lisan bulmakta zorlanıyorum inanın. ( İnsanların kendi ellerinin kazandığı dolayısıyla, karada ve denizde fesad (karışıklık, kötülük) ortaya çıktı. Umulur ki dönerler diye (Allah) onlara yaptıklarının bir kısmını kendilerine taddırmaktadır. (Rum Suresi, 41)
Hangimizin saksısındaki toprağı çöpe attığı görülmüştür? Ya da hangimiz toprağı evine alıp içeriye yayar? Burada evinin kirlettiği düşünmez insan, toprağı toprağında sever, onun yeri orasıdır diye bakar, toprağı toprağına derc eder.. Yoksa ki toprak asla kirlilik sebebi olamaz hiçbir canlı için. Öldüğünde üzerine örteceği örtünün ta kendisidir çünkü, Uğruna körpecik bedenlerin filizlerini bıraktığını verim yatağıdır, dünya üzerinde asırlardır süren yer kapma savaşının hem başladığı, hem de “buraya kadarmış” diye bittiği, uyanılan yastıklardır. Ne yatağımı, ne yastığımı ne de örtümü, başkasının altına vermem ben. Bir de o zalimlerin bilmediği de şudur ki, onların ayak izleriyle içine göçüp tekrar kabarmayı istemeyen, onlara göre değil, onlara olan isyanıyla şekillenen topraklarımızın renginin kırmızıya dönmesi de bizim içimizdeki toprağı deşmemize yetmez. Toprağın rengi iklimin ifadesidir. Hakkari’nin toprağı, şehitlerimizin kanlarıyla kırmıza boyanmış durumundadır Fakat ferrioksitten ve düşman nefsinden paslanan bu toprağın aynı zamanda drenaj ve iyi bir havalanma özelliği vardır. Hiçbir toprak bu patlamalardan sağ kurtulmazdı inanın, şehidin nefesi ile kendini temizleyen ve havalandıran yine bizim kendi toprağımızdan başkası değildir.
Ama ne var ki, artık, bu temiz havayı bize bahşeden o gencecik insanımızın nefesinden almamalıyız oksijenimizi. Oksijenimizi farklı yollarla temin edip, onların da içine çekmelerine izin vermeliyiz. Burada tek vatan tek bayrak vardır ama tek yükümlü yoktur. 80’li yıllarda başlayan bu vahşetin müsebbiplerini değil, bugünkü muhataplarını, kurtarıcılarını aramalıyız. Düşmana dur demenin tek bir yolu var, o da durmamak. Hiç durmadan yola devam etmek.”Medine Yahudilerinden biri Hz. Peygamberimizin karşısına geçer,elinde bir parça ekmek vardır. Çevrelerini; Yahudi, Müslüman,putperest,münafık birçok insan sarmış onları izlemektedir. Yahudi ekmeği göstererek sorar:-Ey Muhammed! bu benim rızkım mıdır? Tuzak bellidir. Hz. Muhammed evet derse, ekmeği yemeyip atacak, hayır derse bu defa yiyecek ve her durumda onu yalanlayıp insanlar karşısında küçük düşürmeye çalışacaktır..Hz. Muhammed uzun boylu düşünmeden cevap verir. -Eğer yersen rızkındır!...”Bizim bu tuzağa düşmememiz lazımdır. Muhammed’e ilaveten şunu demek gerekmektedir:” Yersen de yemezsen de rızkın değildir, o ‘Türk’ doğmuş olanların ve doğmamış bebeklerin rızkıdır”
Şehitlerimizin hepsi için acım aynı derinlikte hepsi için duam aynı yere fakat biri var ki, gözyaşımı daha da tuzlandırdı. Erzurum'un Konaklı Mahallesinde yaşayan onbaşı Mesut Kazanç. Bekar ve Açık Öğretim Fakültesi öğrencisi olan 91/1 tertip onbaşı Mesut Kazanç, facebook sayfasında annesi için şunu paylaşmış:"Eskiden düşerken dizim yaralanır acı çekerken ‘Dur öpeyim de geçsin yavrum’ derdin anne. Şimdi ise kalbim çok ağrıyor öp de geçsin anne"
Kalbinin ağrısını sadece annesine duyurmak istediği halde, Tüm Türkiye’ye ulaştırmışsa o zaman bizim de bu ağrıyı dindirmek için elimizi kalbimize, oradan da önce vicdanımıza götüreceğimiz an, şu andır. Zeynep Kamil önünde biaraya gelip, askere beni de alın diyerek imza toplayan, 55 yaş üstü insanlar kadar cesur, ölümsüz şehitlerimiz kadar kahraman, ahreti için bir tek dünyalığı olsun isteyen, yastığını yorganını kimseye kaptırmayan bir fani olma zamanıdır.
hulyaokur06@gmail.com