KALDIRIMIN ORTASINDA YATAN ADAM
Tarih 29 Ağustos 2008 cumartesi…
Osmanbey’den Şişli Camii yönüne doğru yürüyoruz.
Akşam saat 18.00 sıraları…
Kaldırımın tam ortasında boylu boyunca orta yaşlarda bir adam yüzükoyun yatmış, uyuyor mu inliyor mu belli değil…
Gelen geçenlerden kimileri, yürüyüş tempolarını bozmadan adama şöyle bir kaç saniye bakıp geçiyor, pek çok kişi de yerde yatan biri var mı yok mu umurlarında olmadan yollarına devam ediyor...
Manzara böyle…
Bizden 40-50 metre uzaktaki adamın yattığı yere doğru yaklaşırken, merak ettik geçen herkes bu duruma karşı böyle ilgisiz mi kalacak yoksa duyarlı vatandaşlar çıkacak mı diye kısa bir gözlemde bulunmaya başladık. Gördük ki yoldan geçen 10 kişiden dokuzunun “yerde yatan vatandaş” umurunda olmadı.
İyice yaklaştığımızda karşıdan gelen orta yaşlarda normal giyimli esmer bir vatandaş, adamın yanına geldiğinde hiç tereddütsüz hemen yere eğilip adamla ilgilenmeye ve konuşmaya başladı. Eğilip onu zorlada olsa konuşturmak için çaba sarf ederken, yine orta yaşlarda uzun boylu bir kadıncağız geldi ayakta dikilerek yerde yatan adamı üzüntüyle izlemeye başladı ve çevresine bakınarak “kimsenin umurunda değil…” diye yakınmaya başladı.
Dakikalar geçiyor biz de dahil üç kişiden başka kimse yok adamcağızın başında. Orta yaşlı adam ayağa kalktı, “açmış” diyerek hızla yanda ki cafeye doğru yürüdü. Birkaç dakika sonra elinde ufak bir piza ve meyve suyuyla döndü. Adamı yerden kaldırıp, birlikte kaldırımın kenarına oturttuk ve konuşturmaya çalıştık.
İş için gelmiş. Şişli Etfal hastanesine hademe olarak girecekmiş, ancak işi olmamış. Şile’de ablası varmış onun yanına gitmek durumundaymış parası yokmuş. Zor zahmet fısıltı halinde 20 milyon liraya ihtiyacı olduğunu söyledi. Çıkardık verdik. Getirilen yiyecekleri yiyip biraz kendine geldiğinde “toplumsal suçluluk” duyguları içinde yolumuza devam ettik.
Olay karşısında duyarsız kalmayan genç adama ve adamın düştüğü durumdan ötürü ağlamamak için kendini zor tutan orta yaşlı uzun boylu kadıncağıza müthiş sevgi ve saygı duyarak yolumuza devam ederken, toplumun ve ülkenin nereye doğru gitmekte olduğunu derin derin düşünerek, içimizden, birilerini ciddi biçimde sorguladık!
Okurlarımızdan kimileri, hatta pek çoğu, belki diyeceklerdir ki; “adam rol yapmıştır, profesyonel duygu sömürücüsüdür.” Hayır kesinlikle öyle bir durum söz konusu değildi. İstanbul’un taşı toprağı altındır diyerek Anadolu’dan gelmiş garip bir vatandaş olduğu yüzde yüz ortadaydı.
Sevgili okurlar,
Aktarmaya çalıştığımız durum münferit bir olay değil. Bunu hepimiz biliyoruz. İnsanlar hızla açlığa ve tükenişe doğru gidiyor. İşsiz ve aç milyonlarca insan var. Öbür yandan, toplum olarak, toplumda yaşayan bireyler olarak tam anlamıyla birbirimize karşı duyarsız, sadece “kendisine yönelik” ilgi bekleyen, ilgi göstermekten, şefkatten, dayanışma duygularından uzak, müthiş egoist yapılı sadece kendini düşünen hesap kitap peşinde koşan olan insanlar olduk.
Kürsülerden hamasi nutuklar atarak, her şeyin iyi gittiğini söyleyip tozpembe tablolar çizenler; sadece kendi yaşamlarını ve yandaş durumunda ki palazlandırdıkları çevrelerinin tatlı hayatlarını görüyorlar. Onlar tabi ki “tozpembe” bir yaşamın içerisinde “dünya talihlileridir!”
Kentlerin kaldırımlar üzerinde açlıktan, yoksulluktan, çaresizlikten, işsizlikten, sefillikten, yüzükoyun boylu boyunca yatmaya ramak kalmış milyonlarca çaresiz insanın durumu ortada iken “yüzü gülen Türkiye’den” söz edebilmek mümkün mü?
BURHAN ÖZBEY