KANALİZASYON TOPRAĞIN ALTINDAN AKAR BABIÂLİ DE İSE ÜSTTEN AKAR
“Gazeteci arkadaşım… Uşak olmamaya gayret et… Kalemini kır sakın satma… Zor meslektir bizimkisi…” Sedat Simavi.
Hıncal Uluç anlatıyor:
“ O meşhur vurulma olayı. (Hıncal Uluç ayağından vurulmuştu.) Mahkeme günü ben de kalktım, Sultanahmet Adliyesi’ne gittim. Kafamda şu; bir gazeteci vurulmuş ve o gün duruşma başlıyor. O gazeteciyi mafya vurmuş, yer altı dünyası vurmuş. Hayalimde orası gazetecilerle dolu, orası televizyon kameraları ile dolu, böyle tıklım tıklım. Bir girdim kimse yok. Yirmi dakika filan var duruşmanın başlamasına, upuzun koridordur. Yüz metre filan uzun, ya da bana öyle geldi. Duruşma salonunun kapısının yanında bir tahta bank var, oraya oturdum. Böyle gözüm merdivende kim gelecek diye. Kimse gelmiyor. Benim gazetem Sabah kimse yok; benim televizyonum ATV kimse yok. Dedim ki, yani ben onlara haber veremedim. Demek ki haber vermem gerekiyormuş Hıncal Uluç olarak. ‘Çocuklar yarın benim duruşmam var gelin’ diye. O sırada kameraman bir arkadaş geldi, İhlâs Haber Ajansı’ndanmış. ‘Hıncal Abi sizinkiler gelmedi mi?’ dedi. Dedim ki, ‘Haberleri yok ben haber vermedim’. ‘Hayır abi’ dedi. ‘ben her sabah buraya en erken gelirim, buradaki listelere bakarım’ dedi, ‘senin adını görünce hem Sabah’a hem ATV’ye ben haber verdim, Hıncal abinin bugün duruşması var diye’, dedi. Böyle oturuyorum (…….) Kendimi piç gibi hissettim, piç, yapayalnız… Duruşmaya girdim, ayağa kalktım. ‘Sayın yargıç ben bu davadan çekiliyorum’ dedim. Bu mesleğin sahibi yok. Yani mafyanın önünde eziliyorsun, tabancası var adamın. Politikacının önünde eziliyorsun, gazetelerin çünkü işleri genişledi. Ahmet Mithat Efendi devri geçti. Bir adam hem yazsın, hem çizsin hem bassın, hem satsın, yok. Gazete dediğin andan itibaren bin beş yüz kişinin çalıştığı bir müessese. Böyle olduğun zaman artık özgür değilsin, ekonomik bağlantıların var. O zaman ucu politikacıya gidiyor, o zaman önünde eziliyorsun. Reklam veren büyük holdinglerin önünde eziliyorsun. Eziliyorsun, eziliyorsun, eziliyorsun. Bunun karşılığında senin başını dik tutmanı sağlayacak şey mesleki dayanışma. Biz birbirimiz yiyoruz; meslek örgütleri, gazeteciler cemiyetleri, gazeteciler sendikası bunlar güçlüydü zamanında. Şimdi var mı yok mu belli değil… Evvelden öyle değildi. Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Devlet Başkanı’yla protokolde neredeyse eşdeğer insanlardı. Burhan Felek öyleydi. Yani şimdi derneklerimizi küçülttük, yok ettik. Kendimiz birbirimize düştük. Patronlardan fazla biz birbirimizle kavga ediyoruz.” (*)
*************
Çetin Altan anlatıyor:
“Nazım Hikmet’in, yitip giden bir gazeteci için yazdığı çok anlamlı bir şiir var. Evet Kemal Ahmet için yazılmış. Yazı İşleri Müdürü idi ama onlardan çok var Türk basınında. Kimler sürünerek ölmedi ki, düşkünler yurdundaki listeleri çıkarmak gerekir. Nazım’ın Kemal Ahmet için yazdığı şöyle;
Kafası yüzde yüz uygun muydu kafama bilmiyorum.
Ama o benim soyumdandı
Etiyle kanıyla değil, heyecanıyla değil
Batırıp on parmağını kanayan yarasına
Satıyor kafasının parlayan ışığını bir ekmek parasına
Tutunmak istedi kaçtılar, tutunmak istedi kırbaçladılar,
Susadı kendi kanını içti o, parça parça insan beyni satan bir caddeden
Bir ızdırap şarkısı gibi gelip geçti o.(**)
***************
Ne demişti Hüseyin Cahit Yalçın?
“KANALİZASYON TOPRAĞIN ALTINDAN AKAR BABIÂli’ DE İSE ÜSTTEN AKAR”
Başka söze gerek var mı? Nihat Genç’in tanımıyla; günümüz medyasındaki “ROGAR FARELERİ”, ki onlar “tescilli döneklerdir.” gerek ulusal basında, gerekse yerel basında, her dönemde olduğu gibi esen rüzgâra yelken açıp, iktidar belediyelerinde ki pislikleri temizlemeye devam ediyorlar.
Çünkü onların yaşamı; hep kanalizasyon içinde geçer, geçmiştir…
Pisliktirler… Kokarlar… Leş gibidirler!...
Geçmişte, şerefli, namuslu, geceleri yazı işleri masasında uyuyup, çay simitle övün savan, ama hiçbir zaman kalemini satmayan ve bir gece yine evi gibi kaldığı gazetedeki çalışma odasında, gıdasızlıktan, besinsizlikten onuruyla yapayalnız ruhunu teslim eden KEMAL AHMET’LER vardı.
Bugün ise belediyelerin pisliklerini temizleyen “ROGAR FARELERİ!”
Boşuna dememiş Hüseyin Cahit; “Babıali’de (medyada) kanalizasyon üstten akar” diye…
BURHAN ÖZBEY
(*) Cumhuriyette Günümüze Basının kısa tarihi – Nebil Özgentürk –Alfa Yayınları –Kasım 2008- Sayfa: 60
(**) Ayni kitap – Sayfa: 74