Kaos...
Bir evren düşünün; yorucu olmasın diye içinde bulunduğunuzu rica ederim...
Kavramayı kolaylaştıracaktır mutlak; yaşadığınız evreni hayallemeniz, kıyılarında dolaşsanız da heyhat!..
Gözünüzün ucunda sallandırmanız dar ağacına adım kalmış silüetiyle belki; yahut intihara aday bir berduşluk içinde kimlikleştirmeniz; çehrenizdeki tüm acı kıvrımlarıyla hissetmeniz aklınızda, yaşadığınız sizin evreninizi; inanınız ki mutlak kolaylaştıracaktır kavramanızı...
Bir evren düşünün; içinde adınız olan, hasılı kelam...
Sizin evreninizi düşünün; yaşanılası hayat bağları, tarlaları için gübrelemesi çiftçi aciz insanoğluna bırakılmış...
Şimali şaşmış insanın toprağında, yaban otundan başka ne biter ki!..
Evreninizi düşünün; kalıp ustalığı fukara insanoğluna bırakılmış...
Şemalsiz, iki parmak arasına sıkıştırılmış, bastırıldıkça baş kaldıran, tahmin edilemeyen, hayretlendiren, maalesef hep zarar ziyan tepkimeler gösteren portlerden başka ne çıkabilirdi ki!..
Göğünde söylenmemiş sedası kalmamış; en çok beğenilenleri ya da tekrarlarla dikta edilenleri yazı olmuş, yazıt olmuş, kitap olmuş, nutuk olmuş, kelam olmuş; sizin evreninizi düşünün...
Yazmak ve konuşmanın birbirine düşmanlığından başka ne beklenebilirdi ki, bu tezattan!..
Güç kamçılarını aleni şaha kaldıran ellerin; acı ki, o ellerin dövdüğü sırtların koca yarıklarının görülmediği; sizin evreninizi düşünün... Körlerle, sağırların kuyunun dibinde yaşadığı, dilsizlerin kürsülere hakim olduğu...
İsyandan başka ne kabul görürdü ki düzenbaz bu düzende!..
Sizin evreninizi düşünün; günahkarı el kaldıran, el kaldıranın bileğini keserek günahkar olmayacağına inananların tepiştiştiği...
Suç ve ceza, arsızlık ve onur, adalet ve layık birbirine karışmasında ne olsun!..
Hak, hukukun adı var kendi yok bir evren düşünün... Kör ve topalın bile birbirine düşman, köstek olduğu...
Sizin evreninizi düşünün; yabancılık çekmeyin diye...
Bunca söz, kendi evreninizi düşünün istedim...
Mutlak kolaylaştıracaktır kavramanızı dedim, sözler arası özlü gibi...
Neden, niçin, kavranacak şey ne peki, o zaman değil mi?!.
Önce ‘düzen’... Sonra ‘kaos’...
Az bahsettiklerim, ‘düzendi’ sizin evreninizde; görsenizde görmesenizde, kabul etsenizde etmesenizde...
Lakin şimdi ‘kaos’ zamanı; nice bildik bilmedik güçlerin maliklerine göre sizin evreninizde...
Kaosa aday sizin evreninizi düşünün... Ya da acizane, bendenizin düşündüğünü düşünün...
Kaos?!.
Değişen müptelalıklardır; hergün birbirinden farklı atılan nutuklar, yeni kelimeler, değişen cümleler, sonlarına eklenen güçlü, sürükleyici nidalar...
Karışık duygulardır; gördükleri, duydukları, anlattıkları, inandıkları, savundukları sık sık değişen zavallılardaki artış...
Uyumsuzluktur; ucubeye yakın insan mizaçları türemesi...
Ve kargaşadır; kargaların gözü dönmüşcesine tüm darılara saldırdığı...
Bir evren düşünün, yorucu olmasın diye içinde yaşadığınız olsun rica ederim...
Düzenini hayal edin... Sonra kaosunu... Ve ikisi arasındaki farkları bulmaya çalışın...
Çok çıkmayacaktır kanaatimce...