Kapalı kapılara sert tokmaklar...
Kapılar hep kapalıdır; otoritesiyle müsemma toplumların, iftihar oluşumlarında...
Değişen; kapıları çalanlar ve onlardan ziyade çalma şekilleri...
Bendenizden bir hayat busesi olarak yanaklarınıza kabul buyurursanız eğer, kulağınıza bir nasihat iliştirmek isterim bu lahza...
Bireysel yahut toplumsal gelişimleri, kapıların çalınma şekillerinden takip edebilirsiniz kolayca; dipsiz düşüncelere şavullanmaktan hoşlanmıyorsanız ve vakit yoksa kafa yormaya bir de büyük rahatlık...
İşte en yakın örnek, bugünlerden tarihe not düşülesi...
En yakını itivarıyla tevellütü 1923’e dayanan o meşhur kapalı kapıları; sadece, bir kez olsun, birden fazla tıklatmaya korkan dönemin acizlerinin uzantıları; bugün yanlarında getirdikleri sert tokmaklarla çalıyor, kalın, işlenmiş, heybetli cevizleri; ‘hesap ver’, ‘doğruyu söyle’, ‘neden’ diye, gür nidalı bir cesaretle...
Altından süklüm püklüm geçen, adı gökkube hoş sedalarına karışmış onlarca siyaset mesleği erbabına selam çakmakta bana nasip oldu bu yazıyla...
Peki nasıl?!. Yeniyetme bu kudret neyin nesi?!.
Kanımca...
Şahadet parmakları şaha kalkmış eller karşısında; hazırola geçip, sözlerini yutkunup, dizlerini kalçalarına dürüp, boyunlarını kıldan ince yapanlar; koskoca zamanın ve onun bu kısmına hakim hükümdarların(!) yüzünü değiştirmesinden cesaret aldılar sanırım...
Ve zaman kendi aynasını değiştiriyorsa, biz de değiştiririz dediler; acizane tasavvurum; poyrazın kuvvetlendiği bir akşamüstü, geçmiş köklerine can vererek adeta...
Henüz adı konulmamış zaman paydalı hayatın bu vakitlerinde; artık ve gittikçe çoğalarak kimse aynı aynaya bakmıyor, bakmayacak, üç kuruşluk aklıma sorarsanız...
Her tartışma sonunda mecburan istikamet aldıkları kenarlarına apoletler işlenmiş aynaların söyledikleri artık ‘kati doğru’, ‘son karar’, ‘tam gerçek’ kabul edilmiyor, edilmeyecek de sanırım...
Kimse apoletli aynalarda küçülmek istemiyor öyle ki; yılların verdiği gizli bir hınç ve eziklikle biraz belki de...
Ve dillerinin altını kürsüye çıkmadan haplıyor şimdilerde hatipler gizliden gizliye: ‘benim de bir aynam var ve söylediklerinden çok başka şeyler görüyor, duyuyorum ondan...’
Çoğalsın aynalar... Değişsin yüzler... Yüzlerin tercümanı olsun sözler, korkusuz lakin aymazlığa kaçmadan, pervasızlığa el vermeden...
Ve zinhar aynı hataya düşülmesin...
Ne sivil aynalar diretsin bildiklerinde ve gördüklerini, sandıklarını çamur-u fırsat sayıp olur olmaz sıvasın onurlu, şerefli, başı dik yüzlere; ne apoletliler, korkunç bir dil sürçmesiyle hain desin ceketi, kıravatıyla farklı aynalarda doğruyu arayanlara...
Büyük milletin sinesinde önce, ardından bendenizin aklında ve nahif kalbinde urlu yaralar açıyor zira her iki üslupsuzlukta...
Yüce Allah, yeryüzündeki tüm hakikatlerin yar ve yardımcısı olsun...