Bu kar yok mu, hep içimdeki beyazı açığa çıkartıyor. Gözlerimin beyazdan başka renge kapanmasına da bitiyorum ama en çok adımlarımı yavaşlatmama sebep olduğu için seviyorum, düşme tehlikem koşar adım yürürkenden daha az çünkü....
Bir de ilk aşkımı hatırlatıyor bana. Karlı bir gün demek, herkesin evine kapanması ve tıpkı kutup hayvanlarının sıcak iklimlerde yaşayan akrabalarına göre daha koruyucu bir örtüye sahip olması gibi bir güvenle birbirimize kur yapmamıza olanak tanıması demek!...
Karın örtüsü çeker ikimizi de altına….Kar topunu yuvarlayacak kadar bile beklemeden, kışın soğuna rağmen arayı soğutmama gayretimizi…Kahkalarla, kimin kimi kar altına bıraktığına bakmadan, sarılıp ısınmayı da çok görürürüz birbirimize. Evin çevresinde kar bırakmayana kadar sürdürdüğümüz bu oyun, karanlığa beyazın dur diyemediği bir anda bozulur. Yüzüme öyle bakar ki, “Senin için nasıl çöllere düşebilirsem, emin ol donmuş toprağın da olurum” dercesine. İkimiz de o günün sabahına donmuş birer buzul olarak çıkmayı isterken maalesef yine evlerimizin pencereleri verir görüş yakınlığını...
Eminim o da benim gibi karı bensiz, beni karsız düşünemiyordur. Saçlarımızdaki beyazlıktan kaçıp, dişlerimizdeki beyazlığa sığındığımız bu orta yaşlarımızda aşk adına büyük bir kayıptır yaşadığımız. Soğuğun sıcağını yaşayamayız doya doya....Hani eskiden, ışığın doğal rengi kabul edilirken, Newton’un, tüm renklerin birleşimi olduğunu kanıtladığı beyaz var ya, onun bulutların yapamadığını yaparak ayağımıza serilmesini hafife almayalım lütfen. Onun bize bizim anlayamayacağımız ölçüde, yerde ve bellekte temizlik şansı verdiğini, belki de doğuşumuzdan bugüne koruyamadığımız gayrisafiliğimize kısa zamanlı dönüş fırsatı tanıdığını da unutmayalım.
Şimdi usulca topluyorum cam kırıklarını, o zaman batmıyorlar elime, demek ki sert kışların dilinden de anlamasını bilebilirsek, tek çarenin zincir olduğu gerçeğinden kopamayız, ondan kopamadığımız gibi...
Onunla karlı havalarda vücut ısımı düşürmeyen, aksine ateşimi yükselten bir günün tadındayım hala. Ne soğuğun algınlığı, ne soğuğun espirisi, ne soğuğun mezesi, ne soğuğun savaşı hiçbir şey veremez o anların hazzını. O yüzden diyorum ki ben , düşen her kar tanesine sahip çıkın, düştükleri yerde bırakmayın, gerekirse bütün mevsimlerde küçük bir oyuna yetecek kadar muhafaza eyleyin…İnanın bana onu gören gözler bile yıkanıyor bakışlarda……Kaldı ki aşkta….
hulyaokur06@gmail.com