Kasiyer kız ve hüzün
Marketten üç beş parça bir şeyler aldım, kasada para ödemek için sıramı bekliyorum. Kasiyer kız, benden öncekinin hesabını tahsil etmek için, post makinesine soktuğu kredi kartının şifresinin açılmasını bekliyor…
Bu arada gözü; önünde duran ve biraz sonra kasadan geçecek olan aldığım ürünlerden birinin üzerinde. Ülkemizde ki ünlü bir firmanın ürünü, 150 – 200 gramlık ton balığının plastik poşetinde yazılı olanları okumaya çalışıyor…
Post makinesi hâlâ açılmıyor…
Kızcağız eli makinenin üzerinde dikkatlice önünde duran ürününün üzerinde yazılanları uzaktan okumaya devam ediyor…
Ben de onun poşeti okumasını izliyorum… Sık alışveriş yaptığım market olduğu için, kendisini yüz olarak tanıyorum. Çok konuşmayan, hatta gülümsemesi bile olmayan, durgun temiz yüzlü bir kızcağız…
Ürünün fiyatı 4.25 YTL
Ürünü okumaya devam eden kasiyer kızın aylığı ise 400 YTL, yani asgari ücretli… Bir aylık emeğinin karşılığı, aylık diye aldığının yaklaşık yüz adet poşetlenmiş balığın tutarı…
Utandım!..
Hüzünlendim!..
Kahroldum!..
Biliyordum ki kızcağız, markette bir adım ötesinde olan o poşetlerden, çalıştığı süre içerisinde, bir tane bile almamıştı… Büyük olasılıkla, poşetin içinde ki ürünün tadı nasıldır bilmiyordur…
Alsaydı, tatsaydı, yeseydi, paketin üzerinde ki yazıları uzun uzun okumaya çalışmazdı…
Poşetin bedeli, kendisinin bir ya da iki günlük işyerine geliş gidiş ücretiydi…
Belki babası ya yoktu, ya da işsiz olabilirdi. İşi olsa da o da kızı gibi ayda 400 YTL karşılığı gece gündüz çalışıp evine ekmek götürmek için çırpınan bir emekçi olabilirdi… Onun için yüzü hiç gülemiyor, durgunluğun denizlerinde yaşama tutunmaya çalışıyordu..
Utandım!..
Kendimi suçlu gibi hissetim…
İki paketten birini, kızcağıza vermek için mantıklı bir hareket tarzı ve formül bulamadım… Nasıl diyebilirdim, paketlerden biri senin olsun, al evine götür, aç içinde ne var, ilk kez tadına bak ye, hiç olmazsa ben de öbür paketin içindekini suçluluk duygusu taşımadan rahatça yiyebileyim, diye… AÇ olabilirdi ama hiş kuşkusuz gururluydu. O nedenle her zaman kasasında sfenks gibi oturuyordu..
Sıram geldi, sanki hiç hak etmediğim halde, büyük bir haksızlık yaparak alıp evime götürüyor hissine kapıldığım ürünlerin parasını ödedim ve suçluluk hissi dolu olarak evime doğru yollandım…
Yolda giderken, bütün hıncımı birilerine olanca gücümle boşaltmak için ağzıma ne geldiyse söylendim…,
Ne demişler “Biri yer öbürü bakar kıyamet ondan kopar..”
Ayni duyguları taşıdım…
Kıyamet kopuyor gibi içim ezildi…
Şimdi çıkacaklar seçim meydanlarında;
Biz asgari ücreti 184 YTL’den aldık, 400 YTL’ye çıkardık, yüzde yüzden fazla artırdık… Eskiden asgari ücretle şu kadar ekmek ya “kurşun kalem(!)” alıyordunuz, şimdi şu kadar daha fazla ekmek ve “kurşun kalem(!)” alır duruma geldiniz…
Peki… Sizler ve sizin çocuklarınız, bundan üç beş yıl önce ne alıyordunuz (daha doğrusu alabiliyordunuz) bugün neler alma noktasına geldiniz?... Söyler misiniz?..
Doğru, sizlerin çok büyük meziyetleriniz var. Siz Allah korkusu taşıyan insanlarsınız. Hiçbir cumayı ve cemaat önünde namaz kılmayı, ibadet yapmayı kaçırmazsınız? Orucunuzu aksatmadan tutar her sene ya haçça ya da umreye gidersiniz…
Dürüstlüğünüzden kim/kimler şüphe duyabilir?
Çalıştınız, uğraştınız, kafanızı çalıştırdınız, yeteneklerinizi ortaya koydunuz, ne yapıp edip kazandınız. Tabi ki büyük servetleriniz olacak!
Allah çalışana verir, veriyor da görüyoruz…
“Çalışınca oluyor (!)” ve doluyor…
Neden olmasın, hem de öyle bir oluyor ki insan sülale boyu ihya oluyor!..
Kasiyer kız ve onun gibi milyonlarca insanımız da aç sefil yaşasın, her akşam evinde çorba suyuna ekmek batırarak ömrünü geçirsin çok mu önemli!
Ne der siniz çok mu önemli!
Neden susuyorsunuz? Size söylüyorum çok mu önemli?
Kardeşim size söylüyorum, size!... Çok mu önemli?
Neden başınızı kaldıramıyor sunuz?
Neden! Neden!...
BURHAN ÖZBEY
burhanozbey21@hotmail.com
burhanaozbey@yahoo.com