ATİNA, 30/08(BYE)--- Tirajı günde 42 bin 807 olan Kathimerini gazetesinin 29 Ağustos 2010 tarihli sayısında, İoannis Grigoriadis imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun çevirisi şöyledir:
AK Parti hükûmeti, Ege'deki Yunan kara sularının 12 mile çıkarılmasına ilişkin resmî Türk tezini ilk defa değiştirmeye çalışmıyor. Beş yıl önce, dönemin TBMM Başkanı –ve bugünkü Başbakan Yardımcısı- Bülent Arınç, Ege'deki Yunan kara sularının 12 mile çıkarılmasının savaş nedeni (casus belli) oluşturduğunu belirten 8 Haziran 1995 bildirisinin TBMM'nin kurallarına göre belirlenmediğini, dolayısıyla yasal olarak bağlayıcı olmadığını iddia etmişti. Askerî ve diğer çevrelerin yoğun tepkisi, Erdoğan hükûmetinin bu açıklamasını geri almasına yol açmıştı.
Türkiye'nin "Millî Güvenlik Siyaset Belgesi"nin, diğer adıyla "Gizli Anayasa"nın veya "Kırmızı Kitap"ın değiştirilmesiyle ilgili önerilerin sızması üzerine konu yeniden gündeme geldi. Bu bilgilere göre, Ege'de Yunan kara sularının 12 mile çıkarılması Türkiye'nin güvenliği için tehlike oluşturmaktan ve casus belli olmaktan çıkıyor. Yunanistan dışında Rusya, İran ve Irak tarafından gelen tehditleri belirleyen kurallar da belgeden çıkarılıyor ve bölgesel iş birliği olasılığına önem veriliyor. Yunanistan'la ilgili değişikliğin Türkiye Millî Güvenlik Kurulu tarafından onaylanacak nihai metinde bulunduğunu düşünürsek bu, TBMM'nin açıklamasının iptal edildiği anlamına gelmez ancak 2005 yılında da olduğu gibi, TBMM'nin kararının yasal olarak bağlayıcı olduğu reddedilebilir, böylece Erdoğan hükûmeti için hoş olmayan sürprizlere yol açacak bir oylamadan kaçınılabilirdi.
"Millî Güvenlik Siyaset Belgesi"nde yer alan kuralların değiştirilmesine yönelik çabalar, Erdoğan hükûmetiyle ordu arasındaki güç dengesinin yeniden belirleme çabasıdır. Türk dış politikasının izlediği yeni çizgi göz önünde bulundurulduğunda, bu çabalar şaşırtıcı değil. Hem "komşularla sıfır problem politikası" gütmek hem de komşuların yaklaşık olarak yarısını Türkiye'nin millî güvenliği için tehlikeli olarak kabul etmek olanaksızdır. Casus belli tehdidinin ifade edilmesi BM Tüzüğünün, üye devletlerin şiddet kullanmasını ve tehditlerde bulunmasını yasaklayan 2'inci maddesinin 4'üncü paragrafına zıttır. AK Parti Türkiyesi, dünyaya aşırı bir özgüvenle yaklaşıyor. Bu, dış politikada ordunun rolünün sınırlandırılmasına ve Türk-Yunan anlaşmazlıklarına ilişkin yeni yaklaşımlar oluşmasına izin veriyor. Bu konulardan biri Ege'de Yunan kara sularının 12 mile çıkarılmasıyla Türkiye'nin "çevreleneceğine" dair düşüncedir.
Türk-Yunan ilişkilerini kesin olarak etkileyen Türkiye'deki değişiklikler dışında, Yunan diplomasisinin ne yaptığı da çok önemlidir. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Sümela Manastırında kısa süre önce yapılan ayinden sonraki konuşmasında, Türk diplomasisini karşı tarafa kıyasla "bir adım önde" tutma niyetini tekrarladı ve buna örnek olarak Türkiye'nin Annan Planı'na ilişkin müzakerelerde belirlediği tutumu gösterdi. Gerçek şu ki Türkiye'nin ve Kıbrıslı Türklerin tutumlarındaki değişiklik ve nihai olarak Annan Planını desteklemeleri Atina ve Lefkoşa'daki birçok kişiyi şaşırttı ve bunun ciddi diplomatik bedeli oldu.
Şimdi asıl soru, Türkiye'nin Ege konusuna ilişkin girişimleri karşısında Yunanistan'ın yeterli ön hazırlıklar yapmış olup olamayacağıdır. Bunun için, yalnızca Yunan tezlerini destekleyen yasal argümanların bir araya toplanması yeterli değildir. Bunu başarmak için ayrıca, Ege'yi bir "Yunan gölü" olarak değil, Yunanistan ile Türkiye arasında bulunan ve her iki ülkenin de uluslararası mahkeme karşısında uluslararası hukuka uygun olarak anlaşmazlıklarını çözmeye çalıştığı, böylece yaşamsal çıkarlarına hizmet etmeye çalıştıkları bir "iş birliği denizi" olarak algılamaktır. Ancak böyle bir algı, Türkiye'nin samimi girişiminin, Ege'deki anlaşmazlıklar için barışa hizmet eden hukuki bir çözüm bulunmasını güvence altına alacaktır. Aksi hâlde, eğer samimi değilse Türkiye zor durumda kalacak.