ATİNA, 02/08(BYE)--- Tirajı günde 42.807 olan Kathimerini gazetesinin 2 Ağustos 2010 tarihli sayısında, Konstantinos Nikolau imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun çevirisi şöyledir:
Türkiye petrol aramalarını kullanarak ve oldubittiler yaratmaya çalışarak başka ülkelerin egemenlik haklarını reddetmeye devam ediyor. Korkarım ki gelecekte arama çalışmalarının bir sonraki aşamasına yani sondajlara başlamaya çalışacak. Eğer bu gerçekleşirse o zaman zarar kalıcı olacak. Er veya geç Uluslararası Deniz Hukuku'nu ve Münhasır Ekonomik Kuşak (MEK) prensibinin uygulanmasını kabul etmek zorunda kalacağını bilen Türkiye, Ege'nin paylaşılmasına dair girişimlerini hızlandırıyor.
Son dönemde iki Türk araştırma gemisinin, Çesme'nin Kuzey Ege'de ve Piri Reis'in Meis Adası'nın güneyinde ve güneydoğusunda sergiledikleri faaliyetleri izliyoruz. Bugüne kadar yapılan analizlerin genel sonucu Türkiye'nin, Yunan egemenlik haklarını pratikte reddedip bunları Türk haklarına ve oldubittilerine dönüştürmeye çalıştığıdır.
28 Şubat 2010 tarihinde, Türkiye'nin henüz teorik düzeyde olan Yunanistan Münhasır Ekonomik Kuşağı'nda ve bildirilmiş Kıbrıs Münhasır Ekonomik Kuşağı'ndaki Yunan ve Kıbrıs egemenlik haklarını reddetme ve iptal ettirme çalışmalarının açık ve net bir şekilde gösterildiği bir haritayı içeren yazım yayımlanmıştı.
Türkiye'nin açtığı iki ihale haritalarını yayımlamıştım. Hidrokarbon arama ve üretme uygulamalarını bilenler, Türkiye'nin bir sonraki adımlarını tahmin edebiliyordur (ilgili devletlerden gerekli tepkiler dile getirilmediği takdirde).
Yani Türkiye'nin, bildirilmiş ve uluslararası forumlarda yayımlanmış ihale bölgelerinde sismik arama yaparak, amacına ulaşmak yönünde hareketlerde bulunması doğaldı.
Türkiye bu politikasıyla ne elde ediyor?
a) Yunanistan ve Kıbrıs'ın egemenlik haklarını pratikte reddediyor.
b) Yunanistan ve Kıbrıs Münhasır Ekonomik Kuşaklarının temas etmesini sağlayacak Rodos-Meis Münhasır Ekonomik Kuşağı'nı ortadan kaldırıyor.
c) Taleplerinin geleceğini güvence altına alıyor.
Kuzey Ege'de ise Yunan adalarının Münhasır Ekonomik Kuşağı'nı reddediyor ve 25. meridyenin doğusundan sonra Ege'ye "ayak basıyor".
Türkiye'nin bir sonraki adımı ne olacak?
1) Atina'nın, 1982 yılı Uluslararası Deniz Hukuku'nun uygulanması yönündeki çabalarını iptal ettirerek, Yunanistan'ı kıta sahanlığıyla ilgili müzakerelere sürüklemek. Söz konusu Deniz Hukuku'nun 121. maddesine göre adaların kendi Münhasır Ekonomik Kuşakları var ve bu da Yunan Münhasır Ekonomik Kuşağı'nın, neredeyse bütün Ege'yi ve Kıbrıs Münhasır Ekonomik Kuşağı'na kadar olan denizi kaplayacağı anlamına geliyor.
2) Uluslararası Deniz Hukuku'nu kabul edip uygulamadan önce oldubittiler yaratmak, çünkü aynı zamanda Avrupa Hukuku da olan Uluslararası Deniz Hukuku'nu gelecekte kabul etmek zorunda kalacak.
3) Yunanistan kıta sahanlığıyla ilgili müzakerelere girmediği takdirde geçmiş sismik ve diğer aramalarda tespit ettiği hedef bölgelerin incelenmesi mazeretiyle petrol aramalarının bir sonraki safhasına, yani sondajlara başlamak. Yani reddettiği bölgelere sondaj platformu taşıyarak kalıcı oldubittiler yaratmak ve Yunanistan'a kalıcı zarar vermek.
Tabii Yunanistan, ülkemiz için tuzaklar saklayan kıta sahanlığı müzakerelerine girmemeli, Uluslararası Deniz Hukuku temelinde Münhasır Ekonomik Kuşak konusu gündeme getirmeli ve haklarını elde etmek için uygun fırsatı beklemeli. Hiçbir şekilde Türk tahrikçiliğini, "Türk kabadayılığına" uyarak ele almamalı. Şu anda geçici koşullar nedeniyle daha elverişli konumda bulunan Türkiye, bunu istiyor. Şimdiki koşullarda Türkiye'nin taleplerinin püskürtülmesi konusunda en etkili adımlar, uluslararası hukuk sahasında atılacak diplomasi adımlarıdır.