Cebimizde üç kuruşumuz varken paylaşmak çok kolaydı. Bir kuru ekmek, bir dilim peynir ve birkaç zeytindi paylaşmak için soframızda bulunan. Öğrenciydik. Kimin cebinde kaç kuruş var bilirdik. Kimin bursu yatmışsa, kimin ailesinden harçlık gelmişse toplanır, birlikte harcardık. Yokluğu paylaşmak kolaydı, yüksünmezdik.
Kaybedecek bir şeyimiz yokken, gözü karaydık. Söylenmeyecek sözler söyler, yapılmayacak işler yapardık. Vazgeçilmeyeceklerin listesi hafifken, çok daha cesurduk. Dünyayı yıkıp, yeniden yapmayı deneyecek kadar uçarı düşüncelerimiz vardı. Sağlamdı düşüncelerimiz. Sağlam solcuyduk, sağlam İslamcıydık. Boynumuzu kesseniz, fikirlerimizden dönmezdik, o derece yani.
Sonra hayata karıştık. Çoluğumuz çocuğumuz oldu, vazgeçemeyeceklerimizin listesi kabardı. Malımız mülkümüz oldu, paylaşacak çok şeyimiz vardı artık. Üç kuruşu cebimizden çıkartırken ellerimiz titremeye başladı. Varlığı paylaşmak en zoruydu meğerse. Fakirler arasındaki dayanışma, zenginler arasındaki gettolaşma bundanmış, anladık.
Güzel bir hayatınız, kaybedecek çok şeyiniz varsa, etliye sütlüye dokunur musunuz? Niye çıksın gencecik kadınlar, çocuklar dağa? Kaybedecek çok şeyleri olsa onları ikna etmek mümkün müdür? Zannetmiyorum. Empati yaparak düşünürseniz siz de bunun böyle olmadığını anlarsınız.
Kendimi 15-16 yaşındaki Kürt çocuğunun yerine koydum. Ailede 5-10 çocuğun içinde kişiliği fark edilmemiş, duyguları anlaşılmamış, varlığı ile yokluğu fark edilmemiş çocuğun kaybedecek nesi vardır?
Zelal’in babası bir defa olsun “kızımsın, seni seviyorum” deyip, düşüncelerini anlasaydı, bu boşluk onu dağa sürüklemeyecekti.
Sosyolog Dr. Necati Alkan’ın PKK’da Semboller, Aktörler, Kadınlar isimli kitabında yazıyor bunlar. Bu bilgilere ulaşabilmek için operasyonlarda ele geçen özgeçmişleri incelemiş. Eski kadın militanlarla yüzyüze görüşme yapmış.
Aile içi iletişimsizlik, örgütün özgürlük vaadi ve devletin yanlış uygulamaları bu genç kızları dağa itmiş. Dağa çıkma nedenlerinin arasında töre/namus cinayetleri, berdel baskısı, eğitimsizlik gibi sebepler de yer alıyor.
Özetle; kaybedecek şeyleri olmayan çocuklar bunlar. Sadece kadınlar değil, erkeklerin de bunun gibi pek çok nedeni var. Üstelik ergen yaşlarda önemsenmek, duygularının anlaşılması ve bir gruba ait olmak gibi ihtiyaçlar da var. Bunu ailede tatmin edemeyen çocuklar kendilerine en yakınından bir grup buluyor. Bu grubun adı Batı’da eroin/esrar grupları olabilirken, Doğu’da PKK olabiliyor.
Bu araştırmada benim dikkatimi çeken başka noktalar da var. PKK’nın kadınları örgütte tutma sebebi, kadınlar örgütten ayrılırsa, erkeklerin de örgütten kopuşu hızlanıyormuş. Örgütteki “bağ”ı kadın koruyor yani. Yine bazı eylemleri erkeklerin yapıp, kadınlar yapmış gibi göstermeleri de motivasyonu artırmak içinmiş.
“Feodal Kürt erkeği üzerinde kadın çok etkilidir. Silahlı bir eyleme kadın militan gidiyorsa erkeğin gitmemesi mümkün değildir. Eylem öncesi kadın ‘dilili’ (zılgıt) çekti mi, erkekler kendini eyleme mecbur hisseder.”
Böyle de bir etki varken, Bejan Matur’a hak vermemek mümkün değil. Erkeklerin attığı düğümleri gerçekten kadınlar çözebilir. Ama isterse… o gücün kendisinde olduğunu anlarsa. Bunu anlamadığı zaman, sadece erkekleri motive etmek ve aradaki “bağ”ı güçlendirmek için bulunurlar. Hiçbir zaman eşit kabul edilmezler, ama kalaşnikofları her ikisinin eline eşit eşit verirler. Bildiğiniz kullanırlar yani. Bunun her zaman gönül rızasıyla yapıldığını sanmayın. Zorla kaçırılıp götürülenler de bu kullanmadan nasibini alır.
Şimdi bir kez daha o ergen çocuğun yerine kendinizi koyun, en iyi okullarda okuyup, parlak bir geleceğin adayı olsaydınız dağın yolunu tutar mıydınız? Uyduruktan kahraman olmamak için, kaybedecek çok şeyleri olmalı o çocukların. Hikayeden savaşlarına uydurdukları kahramanlar, yüreklerimizi acıtıyor çünkü.