KAYMAKAM VALİ VE FAZIL SAY
Gündemi izlemeyi ve siz okurlarımızla paylaşmayı sürdürüyoruz. Sınır dışı PKK’ya yönelik harekâtımızdan sonra, son haftanın ülke kamuoyuna da mal olan önemli olaylarından biri, Karamürsel Kaymakamı’nın devlet memurlarını yani kamu görevlilerini ve ilçe halkını camide bayramlaşmaya davet etmesiydi…
Kaymakam kamuoyundan gelen yoğun tepkiler üzerine resmi protokol ve ilçe halkıyla camide bayramlaşma davetini iptal etti. Daveti iptal etti ama asıl amacına da ulaşmış oldu. AKP iktidarının gözüne girdi. Büyük olasılıkla Başbakan’ın ve yakın çevresinin has adamı oldu. Gelecek konusunda şahsına yönelik önemli bir yatırım yaptı. Ramazan Mangaloğlu ismi artık AKP tarafından, seçimlerde ya da valiler kararnamesinde gözardı edilmeyecek isimlerden oldu…
Biz, olayda Kaymakam’ın işin başından beri zerre kadar samimi olmadığını düşünenlerdeniz… Amaç ve eylem belli, yapılan “şov”un yegane amacı; geleceğe dönük siyasi yatırımdı, fakat bunun bir test ve sınama olduğu olasılığını da gözlerden uzak tutmamız gerekir. Ortaya bir taş atalım da bakalım kamuoyunun ve halkın tepkisi ne olacak bir görelim denemesi de olabilir…
Kocaeli Valisi Gökhan Özer’in olayla ilgili tavrının ne olduğunu henüz öğrenebilmiş değiliz. Eğer atlamadıysak, Vali Bey elan her hangi bir açıklamada ve Kaymakam hakkında, uyarı niteliğinde de olsa bir yaptırımda bulunmadı. Merak edilen sessizliğini koruyor. Sessizlik yani sükut, ikrardan mı geliyor, yoksa konunun dışında kalmak için özenli bir davranış taktiği mi kestiremiyoruz…
Vali’nin, Kaymakam’ın kendisine bağlı bir astı konumuyla, olayı görmezden gelmesi, unutulmaya terk etmesi doğru, haklı ve kabul edilebilir bir davranış değildir… Olay göstermiştir ki, Kaymakam Vali’den gelebilecek bir tepki ve yaptırımdan çekinmemektedir. Daha doğrusu böyle bir olasılığı aklına dahi getirmediğini söyleyebiliriz… Üzücü olan da budur. Siyasi erklere güvenerek, amirinden gelebilecek bir tepkiden çekinmemek ya da amirini hiçe saymak… Yeni YÖK başkanının, rektörlere türban konusunda Anayasa Mahkemesi’nin kararını dikkate almamaları, görmezden gelmeleri konusunda telkinde bulunması gibi kabul edilemez bir durum!
Olayın üzerinde neden mi bu kadar duruyoruz?
Bir: Gidişat açısından ülkenin, Türkiye Cumhuriyeti’nin nerelere götürüldüğünün yoğun rahatsızlığını duyduğumuz ve üzerinde yaşadığımız ve adına vatan dediğimiz toprak parçasının korunması ve kollanmasına yürekten inandığımız için duruyoruz! Çünkü vatan, sağlam hukuki temellere oturtulmuş yasalarla yönetilen, yanlış yapanlardan her kim olursa olsun, yasalar ve mevzuat hükümlerine göre hesap sorulan güçlü devlet olmakla kaimdir.
İki: Bizler gazeteciler olarak, toplum adına kamusal görev yapıyoruz. Toplumun, halkın dili ve sesiyiz. Bu köşeler, bizlere “babamızın malı” olsun diye verilmiyor. Halk adına sözcü olalım, gerçekleri ve yaşanmakta olan sıkıntıları gözler önüne serelim diye tahsis ediliyor…
Gerçek ve dürüst gazetecilik; tepelere yağcılık ve yalakalık yapılsın diye icra edilmez! Mülki ve yerel yönetimlerin başındakilere şirin gözükmek ve maddi çıkar beklentileri uğruna ona buna kul köle olunsun diye yapılmaz! Belediyelerden okkalı reklam ve ilanlar almak, rantlar temin etmek için, “beceriksiz”, “basiretsiz”, “başarısız” belediye başkanlarını sabah akşam köşelerde, televizyon ekranlarında haksız yere övmek ve göklere çıkarmak için yapılmaz!
X
Sanatçı Fazıl Say’ın karamsarlık yansıtan çıkışı; inanıyoruz ki ülkede pek çok insanın “isyanını dile getiren” bir ses oldu! Daha doğrusu “köprüden önce son çıkış” uyarısı oldu. Gittikçe umudunu yitiren, yüzde 30’luk kesim içinde yer alan sayısız insanın, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği açısından giderek ve artan biçimde karamsarlığa düştüğünü söylemek, gerçek dışı ve abartılmış bir değerlendirme olmaz!
İnanıyoruz ki, tepki ve isyan içerisindeki umutsuzluğa düşmüş insanlarımız; ülkelerine, vatanlarına yürekten bağlılar. Tepkileri, isyanları, acı içindeki ruhsal dünyalarının denetimsiz biçimde dışa vurumudur!.. Bir nevi kontrolsüz boşalımdır!
Sağduyusunu ve basiretlerini yitirmemiş insanlarımıza, sivil toplum kuruluşlarına, meslek odalarına, sendikalara, geri dönülmez noktaya gelinmeden önce “Neredesiniz!” seslenişidir! Köprüden önce son çıkış çağrısıdır!
Sevgili okurlar:
Umutsuzluk, yenilgidir, teslim oluş ve tükeniştir…
Kurtuluş savaşımızda; Büyük Kurtarıcı Atatürk’ün önderliğinde, kahraman ecdadımızın en zor koşullarda kazandığı zaferlerinin ardında; kararlılık, direniş, sabır ve yüce vatan sevgisi vardı!
Türkiye Cumhuriyeti, bugün din devleti olma yolunda bir maceraya sürüklenmektedir. Ülkede tek parti diktatörlüğü; Atatürk’ün mirası Cumhuriyet’imizin temellerini gittikçe oymanın gizli, açık yoğun çabası içerisinde!.. Eğer öyle olmasaydı, Karamürsel Kaymakamı devletin memurlarını, kamu görevlilerini, fütursuzca Camide bayramlaşmaya davet edebilir miydi? Böyle bir icraat ancak, din hükümlerine göre yönetilen - laik olmayan- devletlerde görülür.
Son söz:
Henüz her şey geri dönülemez biçimde bitmiş değildir!
Gecenin karalığına aldanıp, tan yerinin ağarmayacağı düşüncesine kapılmak büyük yanılgıdır!
Önemli olan gün ağarana kadar; ayamazlık ve umutsuzluk çukuru içerisinde kaybolup gitmemek ve tükenmemektir!
Bu ülke, bu vatan şunun bunun malı değildir! Hepimizindir…
BURHAN ÖZBEY