“Kendimizi kurtarmak gibi bir derdimiz yok”
Başbakan böyle söylüyor…
Nerede söylüyor, daha doğrusu haykırıyor?
“Şerefsiniiiiz!” diye bas bas bağırdığı meydanlarda…
Kime söylüyor, Türkiye’nin hâlâ nereye gittiğinin ayrımında olmayan, yaklaşmakta olan büyük tehlikeyi sezememiş halk kitlelerine…
Kimin için söylüyor?
Hayır oyları ile öne geçen ve kendisini ve partisini itham eden, halkını umudu durumuna gelmiş muhalefet partilerinin liderlerine…
***
Sayın Başbakan nedir bu telaş, hırçınlık ve panik?
AKP olarak anayasanın bazı maddelerinde apar topar bir değişiklik yaptınız ve halkın onayına gittiniz… Olabilir…
Halk bakacak olur ya da olmaz biçiminde kararını verecek…
Bu telaş, hırçınlık, şirazeden çıkma ve panik niye?
Madem kararı halka bıraktınız, versin millet kararını…
Haftalardır, AKP olarak tam kadro; bakanlar, milletvekilleri, kadın kolları başkanları vs. sabah akşam adeta işgal görüntüsündeki televizyon ekranlarındasınız.
Korkuttuğunuz, ürküttüğünüz, sürekli dinlendiği paranoyasına düşürdüğünüz kitleler; basın, adliye, mülkiye, askeriye, işadamları, sivil toplum kuruluşları, sokaktaki insanlar ne olacak halimiz diye endişe ve korku içerisinde…
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyesi Ali Suat Ertosun bakın ne diyor:
“Bataryayı çıkartıyorlar
“Hakim ya da savcı arkadaşlarımız kendi aralarında ki sohbetlerin bile dinlediğinin farkında. O yüzden dinlemelere karşı telefonla konuşmayı hepsi en aza indirmiş durumda. Artık cep telefonu kullanmayanların sayısı da giderek artıyor. Makam odalarında sohbet edilirken cep telefonlarını kapatıyorlar. Bunun da yeterli olmadığını öğrendikleri için bataryayı telefondan çıkarıp ayrı yere koyuyorlar. Bununla da yetinmeyip telefonları başka odaya götürenler de oluyor. Diğer bir yöntem ise konuşurken telefonları odanın bir köşesine bırakıyorlar, konuşmaların dinleyenler tarafından anlaşılmaması için radyoyu, televizyonu açıyorlar.” Saygı ÖZTÜRK/ Hürriyet – www.bhaber.net – 6 Eylül 2010
Türkiye sizin döneminizde olduğu kadar “sarsılmadı” ve insanlar ne olacak halimiz, ülkemiz nereye gidiyor diye güvensiz hale gelip, endişelere kapılmadı…
Anneler, babalar neredeyse yaramazlık yapan çocuklarına, ekrandaki hiddetli ve şiddetli Başbakan halini göstererek; “bak seni bu amcaya veririm haaa!” diye korkutacak hale geldiler…
Genel seçim olsa bu denli, kırıcı, ürkütücü, baskıcı ve rayından çıkmış tablo yaşanmazdı..
“Kendimizi kurtarmak gibi bir derdimiz yok” diyorsunuz.
Sayın Başbakan başı secdeye değen insan olarak, oruçlu ağızla “yalan” olgusu içine düşüp günaha girmeyin!
Herkes biliyor ki, son sürat çıkardığınız anayasa değişikliğinin tek amacı, kendinizi kurtarmak yani yargıyı YÖK gibi ele geçirmek!... Bunun 10 yaşında ki uyanık çocuklar bile anladı.
Bu satırlar yazılırken iki üç televizyonda Bakanlarınız, sözcüleriniz; halka (izleyenlere) bıktırıp usandırdığınız “referandum aldatmacasını” anlatmaya çalışıyorlardı..
İstanbul’un ve Türkiye’nin birçok ilini “evet” afişleriyle doldurdunuz. Buna Karun serveti olsa yetmez! Sayın Başbakan amma bereketli “Hazine” paranız varmış?
AKP olarak özellikle son yıllarda işi gücü bırakıp, afaki ve havai icraatlarla günü geçirdiniz. Üretime ve istihdama yönelik heyecan verici tek bir icraatınız olmadı…
8 senedir iktidardasınız, bunca yıl gıkınız çıkmadı, son üç beş ayda birdenbire 30 yıl önce yapılmış “darbe”yi hatırlayıp, sözde bunun derdine düştünüz.
Darbe sanki bir iki yıl önce darbe yapılmış da sıcağı sıcağına onunla uğraşıyorsunuz. Darbeyi yapanlardan eser kalmamış ortalıkta…
Siz darbeden hesap soracağız komiklik ve kandırmacasıyla ülkenin enerjisini bitirip tüketiyorsunuz!
Ergenekon davası için büyük hassasiyet gösterdiniz…
Hanefi Avcı adlı bir polis istihbarat müdürü; “Haliç’te Yaşayan Simonlar Dün Devlet Bugün Cemaat” diye müthiş bir kitap yazdı.
Ülkenin, devletin Fethullah cemaatinin taraftarlarınca ele geçirildiğini kitabında uzun uzun anlattı…
Kitapta yazılanlar hükümetin istifasını gerektirecek ölçüde!...
Derhal yapmanız gereken neydi? Ona buna meydanlarda “şerefsiniz” diye bağıracağınıza, halka geniş kapsamlı bir açıklama yapmanızdı:
“Kitapta yazılanlar büyük ithamlardır. Böyle bir durum varsa derhal üzerine gidip, idareten ve yasal yoldan gerekenleri yapacağız. Bu ülke bize Ulu Önder Atatürk’ten emanettir. Türkiye Cumhuriyetini içten çıkmak isteyenler bizim en büyük düşmanımızdır. Kimseye bu fırsatı vermeyeceğiz. Türkiye Cumhuriyetinde, cemaatler tarikatlar payidar olamaz. Vatandaşlarımız müsterih olsun…”
Böyle demeniz gerekmez miydi?
Hanefi Avcı sanki gezi kitabı yazmış gibi olaya gereken duyarlılığı katiyetle göstermediniz! Göreceksiniz, sonunda bir şey çıkmayacak, devran bildiği gibi dönmeye devam edecek. Olan sahipsiz ve çaresiz vatandaşa olacak!
Hanefi Avcı, kuyruklarda bekleyen onlarca kişiye kitabını imzalamaya devam ediyor… Kitabın baskı sayısı ülke tarihinde neredeyse rekora ulaşmış görünüyor… 567 bin adet baskı ve satış yapmış durumda…
Böyle bir kitap başka ülkelerde yayınlanmış olsaydı, yer yerinden oynardı…
Ülkemizde ise yaprak kımıldamıyor… Müthiş bir sessizlik ve duyarsızlık yaşanıyor… Konunun adliyeye intikali oldu ama pek çok kişide ki genel kanaat, bu da kerhen oldu şeklinde…
“Deniz Feneri” davası ise sanki denizlere açılıp okyanuslarda yitip gitti. Ne bir ses ne bir haber(!) Dava devam ediyor mu bitti mi bilen varsa beri gelsin!
Son söz:
Sayın Başbakan referandumun sizin açınızdan yegane amacının; yüksek yargıyı YÖK gibi ele geçirmek olduğunu artık uçan kuşlar bile anladı.
“Kendimizi kurtarmak gibi bir derdimiz yok” açıklamanızın hiçbir kıymet-i harbiyesi yok…
Dokunulmazlığınızı kaldırmadığınız (kaldırma cesareti gösteremediğiniz) sürece, sokaktaki vatandaş olarak adalet önünde sizinle eşit olmadığınız için; ne söylerseniz söyleyin beyhude! Sağduyu vicdanlarda hiç zaman inandırıcı olamazsınız Sayın Başbakan!
Ülkenin Başbakanı olarak çıkıp kürsülere (YARSAV’ı kastederek) diyorsunuz ki, “ben bu hakimlere nasıl güveneyim?”
Yargıyı ele geçirmenizden sonra, sizin atayacağınız “ak” yapılı hakimlere peki biz nasıl güveneceğiz?
Herkes biliyor ki siz ve AKP, kendi derdindesiniz…
BURHAN ÖZBEY