KESİLDİ Mİ ELLERİN EVLADIM!
Bir tiyatro eseri ya da skeç olabilir…
Adını ve yazarını hatırlayamadık…
Sahne şöyle:
Hayırsız evlat anneden para istiyor, ancak anne oğlunun isteğini yerine getiremiyor…
Bunun üzerine oğul anneyi çeşitli yerlerinden bıçaklıyor…
Kan revan içinde yerde yatan anne, yarı can çekişir durumda iken oğluna dönüyor ve;
“kesildi mi ellerin evladım!” diye acı dolu gözlerle ona bakıyor…
Oğul anneyi bıçaklıyor, anne kendisini bıçaklarken oğlunun ellerinin de bıcak darbeleri sırasında kesilmiş olabileceğinin acısını yaşatıyor yüreğinde!”
İşte dünyada eşi benzeri bulunmayan anne denilen “kutsal varlık” bu!...
Hiçbir zaman kolay kolay hakkı ödenemeyen tapılacak insan annedir…
Biz ne zaman anne denilen varlığın kutsiyetinden söz edilse, hep bu sahneyi hatırlarız…
Profesör annesinin kendisine kızdı diye koyun keser gibi boğazını keserek “ üç dört saniyede” işini bitiriyor…
Bu ne vahşettir, nasıl yapılabilir anlamak mümkün değil!
“Üç dört saniyede işini bitirdim” dediği kişi annesi…
Böyle bir evlat olabilir mi?
Bırakın evlat olmayı insan olabilir mi?
Sonunda kesip biçtiğin, kafasını gövdesinden ayırdığın kişi annen!..
Dokuz ay karnında taşımış, geceler boyu beşiğini sallamış, yememiş yedirmiş giymemiş giydirmiş, hastalandığında seninle birlikte hastalanmış, gülüp oynadığında dünyanın en güzel tablosunu seni seyrederken bulmuş bir yüce varlık!
Son hafta içersinde, biri de Konya’da olmak üzere iki anne evlatları tarafından kasaptaki et gibi doğrandı…
Ne oluyoruz Allahaşkına?
Nereye gidiyoruz?
Böyle toplum, böyle genç nesil olur mu?
Anneye babaya düşman ve onları öldürecek kadar kin dolu evlatlar!
Çevremizde görüyor, duyuyor ve yaşıyoruz…
Kimi gençlerimiz güvencesizlik ve umutsuzluk karşısında, anne ve babaların kendilerine değil, mal ve mülklerine gönül vermiş durumdalar…
Kimi evlatlar için malı mülkü olan yaşlı anne babanın ölümü gerçek anlamda hüzün getirmiyor…
Aksine ekonomik güçlülüğe kavuşmanın belki de sevincini yaratıyor…
“Ölsünler, malları mülkleri bana/bize kalsın satalım savalım, rahat yaşayalım” düşüncesini getiriyor…
Ne denli hüzün veren ve ürkütücü düşünce!...
Sayın Başbakan!
Kısa süre önce halkın karşısına geçerek bir laf ettiniz.
Televizyonlarda yayınladı.
Günlerce gazete köşelerinde tartışıldı.
Tek kimse Başbakan haklı ve yerinde konuştu demedi…
“En az üç çocuk yapın…” demeniz, toplum katmanlarında ciddi tepkilere neden oldu…
“Bizim çocuklarımızı ABD’de okutacak hayırseverler(!) yok” denildi…
Genç yaşta çocuklarımız Başbakan’ın çocukları gibi “gemicik” alacak pararaları nereden bulsunlar denildi…
Sayın Başbakan!
Çok çocuk değil ama önce hayırlı ve ruh sağlığı yerinde evlatlar anneler babalar ve toplum için önemli…
Evlatlarımız geleceğe karşı sizin çocuklarınız kadar güvenli, umutlu ve önü açık olmalı ki, aileler üç çocuk yapmayı düşünebilsinler!
“Gemicik(!)” alamasalar ve “ABD’de başkaları tarafından okutulacak” olanaklara sahip olmasalar dahi, en az işsiz kalmayacak, yarattığınız “ emekçi köleler düzeninde” bitip tükenmeyecek kadar güvenli olmaları beklenir…
Uyguladığınız politikalar sayesinde; işsiz, umutsuz, aç ve geleceğe karşı güvencesiz bıraktığınız çocuklarımızın; yarattığınız “emekçi köleler düzeninde, “435 YTL’lik” “asgari rezalet ücretleri! ile akıl ve vücut sağlıklarını korumaları nasıl olanaklı olabilir? Söyler misiniz?
Devri iktidarınızda, yarattığınız eknomik çöküş ortamında, Türk toplumunda yüzde yetmişlere varan insan az ya da çok “deprasyonda!”
Böyle bir toplumda, tüm evlatların, nasıl ailelerine ve çevrelerine içten gelerek sevgi dolu gözlerle bakabilmesini bekleyebilir siniz?
Ekonomik çöküntünün getirdiği “dejenarasyonda” akıl sağlığını ve yaşama umudunu yitirmiş insanlardan, evlatlardan, ailelerine ve çevrelerine yönelik cinayetlere varan tabi ki her türlü insanlık dışı davranışı görebilirsiniz…
Sayın Başbakan!
Sizin derdiniz parti olarak “kapatılmamada”; bizimse anneler ve babalar olarak, kendilerini yetiştirenleri koyun keser gibi kesip doğramayacak ruh ve vücut sağlığı yerinde evlatlar yetiştirmek ve onları ekonomik ve sosyal açıdan güvenli yarınlara kavuşturmak!..
BURHAN ÖZBEY