KİN, NEFRET, İNTİKAM VE HESAPLAŞMA
Övgü yazıları yazmak pek tarzımız değil.
Ara sıra hak edenler adına yazmış olsak da, övgülü yazıların köşe yazarları için her zaman risk olduğunu düşünenlerdeniz…
Köşe yazarlığında ana prensip; icraatlar, olaylar, yaşananlar hakkında objektif kriterlerde dürüstçe eleştirilerde bulunmaktır…
AKP döneminde, iktidara ve yönetenlere yönelik sahte övgülü yazılar, ne yazık ki pek çok kalemin kaçınılmaz ürünü oldu.
Öveceksin ki yücelesin.
Öveceksin ki sebeplenecek ve nemalanacaksın…
Öveceksin ki nimetler önüne serilsin…
Öveceksin ki yerinden, ekmeğinden olmayasın…
Bu iktidar döneminde, basında dürüst olmanın, doğruları yazmanın, halkın gerçeklerini savunmanın hiç mi hiç kıymeti harbiyesi olmadı.
Dürüst, objektif ve gerçek anlamda vatansever olanların sonunu gördük.
Hemen hepsi sökülüp sökülüp atıldılar yerlerinden.
Meydan her zaman “döneklere”, “yağcılara”, “yalakalara” ve “yandaşlara” kaldı…
Son kurban Uğur Dündar oldu…
Yılların soruşturmacı, araştırmacı dürüst gazetecisi/televizyoncusu iktidarın hışmına uğrayarak işsiz gazeteciler kervanına katıldı.
Bunca yaşın insanıyız, basının böylesine baskı altına alınıp tarumar edildiğini görmedik…
Bunu yapanlar, Müslüman/dindar kompozisyonunda olan, sözde kul hakkı yemeyen, Allah korkusu taşıyan(!) siyasilerden oluşan iktidar erki…
Uğur Dündar adına övücü yazılar yazmamızın, kişisel çıkarlarımızla ilgili bir yanı olmadığından, önyargılı muhalifleri ve muhaliflerimiz dışında sanırız bizi Dündar’a yönelik değerlendirmelerimiz için yalakalıkla suçlayacak tek bir Allah’ın kulu olamaz…
Yürekli ve vatansever yazar Yılmaz Özdil’in de işinin bitirilmesine sanırız az kaldı… Bilinen erkler bütün bunları ne için yaptılar ve yapmaya devam ediyorlar?
Allah için!...
Ülkede iktidarın basına yönelik yaptığı baskılar ve medyanın içine düştüğü kepazelik boyutu açısından tarih sayfalarında yerini alacak gerçekler; ileride iletişim fakültelerinde ve demokrasi meclislerinde, ders niteliğinde gündeme gelecek ve hiç kuşkusuz tarihin nefret kütüklerinde silinmez harflerle yerini alacaktır…
Basını korkunç baskı altında tutacaksın,
Allah için Allah yolunda yaptım diyeceksin…
İnsanları korku tünellerinde kâbuslara iteceksin,
Allah için yaptım diyeceksin…
Adaleti, yargıyı paramparça edeceksin,
Allah adına yaptım diyeceksin…
Devlet kadrolarına istisnasız hep kendi adamlarını yerleştireceksin,
Allah için yaptım diyeceksin…
Devletin kaynaklarını sözde dindar görünen yakınlarına, yandaşlarına peşkeş çekeceksin…
Allah yolunda yaptım diyeceksin…
Gerçek Müslüman’ların, yoksullar için yaptığı milyonlarca Euro’luk yardımı cebellezi edip, hanlar hamamlar alacaksın,
Allah için Allah adına yaptım diyeceksin…
Devletin ihalelerini, sürekli kendi adamlarına vereceksin,
Allah için yaptım diyeceksin!...
Tartışmasız bir gerçektir ki; AKP iktidarı toplumda kin ve nifak duygularını 8-9 yıllık dönemde doruğa çıkardı…
Kin, nefret, intikam, hesaplaşma duyguları “toplum çeşmelerinden” sular seller gibi akmakta…
Toplum tarikatçılar, cemaatçiler, sözde dindarlar ve Cumhuriyete, Atatürk ilkelerine, laiklik ve demokrasiye gönül vermiş kitleler olarak ne yazık ki keskin hatlarla ikiye bölünmüş durumda…
Sağduyulu ve objektif olarak gelişmeleri izleyen milyonlarca vatandaş şunu açıkça görüyor ki; bu iktidar, Gülen cemaati ile kol kola girerek ve yavaş yavaş ülkeyi İslami bir rejime doğru götürüyor.
Şimdilik Cumhuriyete saygılı görünmeleri aşama aşama yürütülen planın bir parçası… Hedefe ulaşıldığında düdük çalacak ve iş bitirilecek…
Ama… Acaba o günlere ulaşılacak mı?
Kin, nefret ve intikam duygularıyla dolu “yaralı adalet” (yaralı aslan), günün birinde ortaya bir hesap masasını getirecek mi?
Bekleyip göreceğiz…
BURHAN ÖZBEY