Kitabın sahtesi ve yaşamsal tehdit altında olma...
Hayatımın bundan sonrasının zehir zemberek geçeceğini biliyorum.
Geçmişte birçok örgütün hedefi oldum.
Ama bu defadakinin başka bir şey olduğunun da farkındayım.
Kimseye karışmadan sakin, üç maymunu oynayıp belki de yükselerek hayatımı rahatlıkla devam ettirebilirdim.
Şimdi görev yaptığım Eskişehir gibi çok güzel ve sakin bir şehirde çok iyi görevim, sevdiğim meslektaşlarım, iyi çevrem var, daha güzel bir çevre oluşturabilirim, iyi bir düzen kurup burada 5 yıl 10 dönüm bahçe içerisindeki 200 metrekare evimde hayatımı rahat ve huzur içersinde geçirebilirim.
Ama o zaman insanlığımdan, inançlarımdan, onurumdan utanırım, herkesi kandırsam da kendimi kandıramam.
Tehlike büyüyünce haksızlığa ve yanlışlığa karşı koymadığımı ve korktuğumu, kendi tarafımdan gördüklerimin suçlarına karşı duramadığımı düşünür ve vicdanımda kendimi yargılarım.
Bu kitabı yazmakta ki amacım, içinizdeki çok iyi niyetli ve dürüst insanlara belki bir dakikalığına ‘Biz ne yapıyoruz’ diye düşündürebilmekti.
Bu mesele ilgili olarak en fazla üzüldüğüm konu çok temiz, düzgün, çalışkan ve saygılı insanların üstlerine iftira atarak, bilerek vicdansızlık yapan, vefasız insanlara dönüştürülmesidir.
Aslında herkes biliyor ama kimse dillendirmiyor.
Ben bu kitapla birlikte açıkça ifade ediyorum ki tüm işleri cemaat yapıyor, bunu herkes bilsin.
Son zamanlarda gündemi meşgul eden tüm iddiaları yayan cemaattir, onlardan bilgi alan da, onlar adına konuşan da cemaatin adamlarıdır.
Tarafsız basın mensubu, , devletin polisi, savcısı numarasını artık kimse yutmasın, bu işler emniyet ve hukuk adına yapılmıyor, cemaatin planı ve programı doğrultusunda, cemaatin talimatı ile gerçekleştiriliyor.
Bu işlere karşı koyması gerekenler, sızdırılan bilgileri kullananlar da bilsinler ki bu yöntemle cemaate hizmet ediyorlar.
Bazı internet siteleri basın ve medya hizmeti değil, cemaatin propagandasını yapıyorlar. Cemaatin program ve planına uymayıp görevini yapan hakim savcı ve diğer görevlilere yönelik saldırılar cemaatin talimatı ve planı gereği yürütülüyor.
Büyük illerin Emniyet Müdürleri ve Valileri bilsinler ki emirlerinde ki polislerin bir kısmı kendilerini değil, cemaatin imamını amir olarak kabul ediyor, hatta etrafları cemaat mensubu müdür ve amirlerce sarılmış durumdadır.
Gerçeği göremiyorlar, bu durumun farkındalar ve kimsen biliyorlar ama bilmiyor gibi davranıyorlar.
Bazı operasyonları kendileri değil, cemaatin yanlısı polislerle cemaat yanlısı savcılar cemaat imamlarının talimatı ile yürütüyorlar, bunu artık herkes biliyor.
Bu kitabın birinci bölümünde devlet kurumlarının kof olduğunu, basit sorunları bile çözme yeteneğine sahip olmadığını anlatmaya çalıştım.
Bu bölümde ise, bir cemaatin birkaç adamının çalışması sonucu her şeyin yerle bir olduğunu, koca devletin içten içe eridiğini, adalet ve güvenlik kurumlarının adaletsiz ve güvensiz hale dönüştüğünü, bu durumun farkında olan devlet görevlilerinin buna karşı durmadığını anlattım.
Bir grup koca devleti teslim aldı.
Devlet içten içe çatırdıyor, birileri yönetimi ele aldı ve kimse gücünü kullanan bu kişilere dur diyemiyor
Birkaç cemaat imamı devlet yetkilerini gasp etti.
Bu nasıl devlet geleneğidir.
****
Yukarıda okuduklarınız, tanınmış polis şefi, Eskişehir Eski Emniyet Müdürü Hanefi avcı’nın son çıkan “Haliçte Yaşayan Simonlar – Dün Devlet Bugün Cemaat” kitabında yazılanlardır.
Türkiye ayakta!... Yeni bir milat yaşanıyor!
Böyle bir kitap Batılı ülkelerin birinde yayınlanmış olsaydı, o ülkede ki hükümet ve Başbakan hiç kuşkumuz yok derhal istifaya zorlanır ya da halk kitleleri tarafından, hemen görevden ayrılmaları için yer yerinden oynatılırdı….
“Deniz Feneri” ithamları karşısında, kürsülere çıkıp olayı haber yapan gazete, patronuna, köşe yazarlarına yönelik yeri göğü inletircesine haykıran, “almayın bu gazeteyi” tehdidinde bulunan Sayın Başbakan bugün nerede?
Neden sesi çıkmıyor ve kürsülere çıkıp Deniz Feneri’ndeki şahsına dönük hassasiyetini, Hanefi Avcı olayı için göstermiyor ya da gösteremiyor?
Yazılanlar yenilir yutulur şeyler mi?
Konu basitse niçin binlerce insan kitabı alıp okumanın mücadelesi içerisinde kitapevlerinde günlerce kuyruklarda bekliyor?
Kitap halen karaborsa da…
11 matbaanın baskı yapmasına karşı talepleri yetiştiremediğini basında okuduğumuz, kitapevlerinde harıl harıl kitabı arayan yüzlerce okuru bizzat gördüğümüz bir ortamda, hükümet yetkililerinden çıkan cılız sesler ve hiçbir şey olmamış gibi olayı sıradanlaştırma çabalarını, büyük şaşkınlık ve üzüntü içerisinde izliyoruz…
Gerek kutsal kitabımız Kur’an’da, gerekse peygamberimizin hadislerinde yer alan “kötülüklerin, haksızlıkların üzerine gitmeyenler bizden (Müslüman) olamazlar” türü hatırlatma ve hükümlerine rağmen, alınlarının sürekli secdeye değdiği, tutukları oruçları ve yaptıkları Hac farizası ile topluma Allah korkusu taşıdıkları görüntüsü veren yöneticiler, bugün nerede?
Ülke adına kitapta yazılanlar kadar kötü ve haksız bir şey olabilir mi?
İnsanlar harcanıyor, haksız yere sahte belgelerle suçlanıyor, devlet neredeyse elden gidiyor ya da gidecek bundan daha kötü ne olabilir?!
Kitapta yazılanlara bakılırsa, sıradan vatandaşların yolu polise, savcıya, hakime düştüğünde, bundan sonra nasıl ürkmeden ve güvenerek adaletin koltuğuna oturabilecekler! Halk bu mekanizmaya, düzene ve devlete bundan sonra neye dayanarak güvenebilecek?
Yüreği vatan sevgisiyle dolu, dürüst, namuslu, haksever kalemlerin; gerçekleri ortaya koymalarından, yazdıkları köşe yazılarından ötürü başlarına gelebilecek haksız saldırı ve tehditlere karşın, bu insanları kim bu cemaat çetelerinden koruyacak…
Sizler kendi dünyanızda mesut müreffeh yaşıyor olabilirsiniz.
Sıradan vatandaşlar; çocuklarının geleceği ve ülkenin, vatanın bekası konusunda çok büyük endişeler içerisindeler!..
Tükenmiş umutlar ve çaresiz bekleyişler adeta toplumun yaşam biçimi oldu.
Vatandaşın, ne çocuklarına bedava burs verecek işadamları, ne de yavrularını ele güne muhtaç etmeyecek büyük yatırımları ve servetleri (!) var!
Değerli ve dürüst polis şefi Hanefi Avcı deli miydi ya da aklını peynir ekmekle mi yedi de, çıktı ortaya, pek çok insanın az ya da çok bildiği bir “müthiş gerçeği” kitaplaştırıp, alın okuyun ve gizlenmeye çalışılan ya da yok sayılan acı gerçekleri görün dercesine dünya aleme ilan etti?!
Buradan Sayın Başbakan’a ve AKP iktidarının üst düzey yetkililerine sesleniyoruz:
Kitapta yazılanları, isteseniz dahi, bundan sonra millete, sağduyulu vatansever insanlara unutturamazsınız! Macun tüpten çıktı bir kere. Dönüşü yok.
Yapacağınız tek şey, olanı biteni bir bir ortaya çıkarmak için ne gerekiyorsa onu sonuna kadar yapmak ve yaptırmak!..
Hanefi Avcı doğruyu yazmadıysa, gerçekleri saptırdıysa, Türkiye’de devletin içine yuvalanmış ve devleti ele geçirmek için her şeyi yapan Fethullah Gülen cemaati (çetesi) diye bir cemaat yoksa, cemaat (çete) devletin omurgasına oturmamışsa, kitapta yazılanlar külliyen yalan, yanlışsa, Avcı hakkında yasal açıdan ne gerekiyorsa “şeffaf” olarak, halkın ve vicdanların gözü önünde onu yaptırmanız gerekir!..
Büyük olasılıkla, kitaptaki gerçeklerin gözlerden kaçırmak ve kitabın halk üzerindeki etkisini azaltmak için, asıl kitapta yazılanlar, yani var olan gerçekler saptırılmış, korsan kitaplar piyasaya sürülecektir.
Nitekim bu satırlar yazılarken, bu olasılığa yönelik yayıncının basında önemli ve ciddiye alınması gereken açıklamaları yer aldı. Tek merkezden yayınlanıp dağıtıldığı kanısı uyandıran binlerce korsan kitabın kısa süre içerisinde piyasaya sürüldüğü belirtildi..
Öbür yandan, Hanefi Avcı’nın kitabında delilere dayalı suçladığı kişiler ve kesimler tarafından her tür saldırıyı içeren boy hedefi olması sürpriz olmayacaktır. Pek çok kişinin aklından geçen kuşku bu!..
Kendisinin de kitabında belirttiği gibi, yaşamını “zehir zindan” edecek, yaşamını “Cehennem” e çevirecek, hatta hayatına kastedecek nitelikte üzücü olayların yaşanması uzak bir olasılık değil.
AKP iktidarına düşen görev; “susturmak”, “unutturmak” değil, önce gerçeği ortaya çıkarmak, gerekeni yapmak ve Hanefi Avcı’yı “koruma” altına almak olmalı!
Bir zamanlar birilerinin ortaya çıkıp sık sık söylediğini (!) biz de bu olay nedeniyle buradan tekrarlamak istiyoruz:
“Bu şarkı burada bitmeyecek…” Bunu herkes bilsin…
ÖNEMLİ NOT: Bir önceki yazımıza yorum gönderen bir okurumuz bizim daha önce “Türkiye gazetesinde” yazdığımızı yorumunda belirtmiş. Türkiye gazetesinde tek bir gün bile yazı yazmadığımızı (hatta bu gazeteyi hiç okumadığımız) geçmişte ne isek bugün de ayni olduğumuzu önemle belirtmek isteriz.
BURHAN ÖZBEY