Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.
Şeriat der ki:"Seninki senin, benimki benim." Tarikat der ki:"Seninki senin, benimki de senin"Marifet der ki:"Ne benimki var ne seninki."Hakikat der ki:"Ne sen varsın, ne ben.
Olağanüstü bir edepsizlik halindeyiz. Kim kime nasıl zarar verebilirimin derdinde. Sanki iyiliğin sahtesi çıkmış da insanlar onu kapış kapış tüketmekte.
Bir kadınla tanıştım, yüzü esmerimsiydi, melezdi, Arapların güzelliğini almış diye midir nedir kanım çok çabuk kaynadı. Tanıştığımız yer bir toplu taşıma aracıydı, yanında oturan genç kıza, öğütsel, eğitsel sözler sarfettiğini duydum, tanışmak istediğim biri olduğunda onun meleği gibi üfürürüm sıcak nefesimi yüzüme. Öyle de yaptım, telefonlarımızı aldık birbirimizin ki zaten aynı güzergahtan geldiğimize göre aynı sitede oturuyorduk…İlk kez evine misafir eden o oldu, tabi benim aramam üzerine. Evi bir harabeyi andırıyordu, sanki eline aldığı herşey bıraktığı yerde kalmış, kirlenen bardakların ve çamaşırların ait oldukları yere gitmemesinde bir sakınca görülmüş yada nereden alındığı unutulmuş gibi. İlk buluşmamızdı diye sıtmalı bir hasta gibi bana battaniyenin altından görünmemesi, ortalığı biraz toparlayıp benim için oturacak yer açması galiba ondan isteyeceğim büyük fedakarlıklardandı. Bunları kendi çabamla sağladığımda geriye, kendini neden hapsettiğinden ve yaşam alanı için ne kadarlık bir yere razı olduğuna kadar her şeyi bilmek kalmıştı. Ondan babasından kaynaklı, kötü cinin pelerini altında kalan bir çocukluk hikayesi dinledim. O gün tanışmamızın şaşkınlık uyandıran birinci safhası, gece geç saate kaldığımdan beni arka sokaktaki evimize arabasıyla bırakmasıyla tamamlanmıştı. İkincisine nasıl geçtiğimizi hatırlamıyorum ama yine arayanın ben olduğumu söylemem gerek. Üçüncüsü telefonlarıma cevap vermediği bir dönemde, kırgınlığımı görür gibi olduğunda bize kahvaltıya geldiği bir güne tekabül ediyor. Kahvaltı sonrası teklifsiz beş kitabı çantasına koyduğunda hangi kitapların raftaki yerinin boşaldığını bile anlayacak zamanım olmamıştı. Oğlumun babaannesinin ahirete intikalini esas alan konuşmamızın hemen sonrasında bu kitapların yerinden edilişini o an idrak edememiştim. Oysa Mevlana’nın o zaman 10 yıllık olan eşi Kerra’nın , kütüphanesindeki kitapları, gümüş suyuyla silip, temizleyerek Mevlana’ya sürpriz yapmak istemesine karşın Mevlana’dan aldığı yanıtın, “Niyetinin iyi olduğuna şüphem yok fakat rica ediyorum kitaplarıma el sürme, temizlenmeleri gerektiğinde ben onları temizlerim, senden ricam bu odaya girmemen ve kimseyi de buraya sokmaman” olduğunu bile bile onları birine emanet etmiştim. O günden sonra uzun bir süre bekledim, kitaplara dair bir havadis alabilmek için. Sonra baktım gelmiyor hatta hal hatır için bile aranmıyorum, aradım dördüncü safha için melez hanımı. Bu arada aldığını sandığım kitaplardan biri eşimin okumakta olduğu ve yarıda kaldığı, masanın üzerinde dururken, rahatını bozup, kütüphaneye kaldırarak bir büyük hatayı da başkasının haklarını çiğneyerek yaptığım kitaptı.. Kitapların o evdeki karışıklık arasında canlı bir varlık gibi yerinden kıpırdayacağından, küçük seslenişlerle kendisini fark etmemi sağlayacağından emindim yada emin olmak istiyordum, gittiğimde eşinden boşanmış ve üç çocuğunu üvey annelerinin bakmasına razı olan bu bayanın çocuklarının kendisinde kaldığı bir dönemine rastgelmiştim. Aman Alahım! Film izlemeye durmuş 4 bayanın önünde duran masa da, çör, çöp, yedikleri meyveler, içtikleri çorbalar, ağızlarını sildikleri peçeteler, neyi kaybettilerse hepsi oradaydı, yerinden oynamayan tek nesne televizyondu ve o da kaçıncı karar değişikliğiyle düğmelerine canilikle dokunduklarını dili olsa söyleseydi, benim derdim var diyen duramazdı karşında eminim, önünde cdler dağılmış halde, konsolun üzeri, saç kılları, tokaları ve tarakları, maşaları, fön makineleri, banyodan çıkıldığının ama temizliğin işareti olmayan bornozlar..Bir ara kitapları soracak gibi oldum, “Hülyacığım senden aldığım kitaplar hangileriydi, nerede inan bilmiyorum” der demez sonunu beklemeden kestim sözünü….Onlara bu durumdan nasıl rahatsız olmadıklarını sormak yerine kolları sıvadım, önce cdleri düzenledim, sonra masadaki bulaşıkları mutfağa taşıdım, masayı sildim ve bu eve tam donanımlı bir temizlik yapılması için hemen o gün bir temizlikçiyle görüşeceğimi söyledim. Oradan ayrıldığımda kitapların ne halde olduğu, nerede olduğu ve yaşayıp yaşamadıklarından çok daha mühim meselelere daldığımı anladım. Tek başına yaşayan, yaşlı bir insanın bakımını üstlenerek genç kızını okutmaya çalışan bir anneyle görüştüm, temizliğe razı oldu, sonra onunla görüşmeleri için defalarca ortam hazırlamaya çalıştımsa da dağınıklık sadece yaşadığı mekanla sınırlı kalmayan zihnine de sirayet eden bayan bu düşünceyi de aldığı yerde bırakmıştı. Eve gidip baskın yapmayı planladığım bir gün kapıyı temizlikçi bir bayanın açması bende ilk defa düş kırıklığının yaratığı bir mutluluğa dönüştü hani hayattan ümidi kestiğiniz an elinde çiçeklerle sizi karşılayan bir insan olur ya yada bir şarkısıyla uzaktan size sesini duyuran, gülmekle ağlamak arasında kalırsınız o halde kaldım. Sonra bilmek istediğim tek şey, kitaplarımın o harabenin içinden sağ çıkıp çıkmadığıydı, tekrar telefonda izah ettim durumu, eşimin yarım kalan kitabını istediğini vs. Yine almam gereken cevabı ve duyarlılığı göremedim. Bu kez bu işi onunla çözümleyemeyeceğimi anladığımda, onun tarafından tanıştırıldığım bir arkadaşından yardım istedim. O da en az bayan kadar ilgisiz kaldı duruma. Benim neyin derdine düştüğümü anlamaz, dostlar arasında bunun gibi küçük şeylerin sözü olmaması gerektiğini düşünür gibi. Belli bir süre geçtikten sonra tekrar beyefendi arkadaşımıza yapması gerekeni hatırlattım. Çünkü o kitapların; birinin bana ait olmaması dışında bir önemi daha vardı ki, aralarında imzalıları da bulunuyordu. Hem kitabıma saygısı olmayana ben neden saygı duymalıydım ki! Onları geri isteyen birine karşı gösterdiği bu pişkinliği hangi hareketi telafi edebilirdi ki? Sanki mahallemizin çocuk parkından 4 ü benim 5 çocuk kaçırılmıştı da hangisinin acısı daha ağır diye düşünmeden dönmelerini bekliyormuşum gibi. Hırsızın hiç çocuğu olmayan, çocuğa hasret bir insan olmasının bu yaptığını affedilir kılmaması gibi. Ve beyefendi bir mesaj yazdı bana en sonunda:”Ben …Hanımın dostu olarak kitapları istedim ve kargoya verdim, eminim ki siz de onurlu ve kimlik sahibi bir dost olarak arkadaşlarımın varlığına değer verip, dostça istemesini bilseydiniz bu şekilde benimle muhatap olmasaydınız, arkadaşım size kitaplarını verir hatta size hediye kitap da alırdı, sizin de iyi bildiğiniz gibi arkadaşım, çevresi ile paylaşımı sever” Benim cevabım :”Ne saçmalıyorsunuz, o bayandan gerekçeleriyle defalarca kitabımı istedim, diyelim ki, nezaketle, güzellikle istemedim de cebren istedim, erdemli ve haysiyetli olan bir insan bu durum karşısında bir saniye bile beklemez getirir o kitapları kapıya bırakırdı.”
Bugün kitaplarıma kavuştum, sayfaları açılmamış belli, onca tantana birinden bir kıl koparma adına yapıldıysa yazık ama şayet gerçekten hakkını vererek okuyacağı kitaplardan onu mahrum ettiysem Allah benim cezamı cehenneme bırakmaz, çünkü orada verilecek daha büyük hesaplar var….