Kız kulesinin üç hikayesi, kulaktan kulağa gezen efsaneleri vardır ama sonuncusunu benden duyacaksınız. Oraya gitmenin yolunu bilmeyen bir genç, dürbünle içini izlemeye karar verir. Orada yaşayan kızın saçlarını üzerine örterek uyuduğunu ve ayaklarının da kuyruğunun içinde birleşmiş olduğunu görür. O bir tahtel arz kızıdır. Deniz kızıdır. Ona uzatılacak bir dal yerine onun kendisine doğru yüzmesini beklemek en kolayıdır. Deniz kızını sevmek, ya onun gibi yaşamak, yada ona kendi yaşamını hediye etmekten geçmektedir. Genç, en sonunda kız kulesinin tam karşısına kız kulesinin bir ikizini inşa eder. Ve onun tepesinde deniz kızının dikkatini çekmek üzere dönen bir pervane bulundurmaya karar verir. Hatta daha ileri gitmiş, pervanenin kanatları her döndüğünde yüreğinin üzerine çarpmasını sağlayacak düzenekte kendisine de yer açmıştır. Kız kuleye ara sıra kurulanmak için döndüğünde, pervaneye asılı kalmış genci görür ve çektiği eziyetin nedenini anlamaya çalışır.Bir gün denizden yaptığı ani sıçrayışla, gencin yanında bulur kendisini ve sorar:" Neden denizin ortasındaki, hiç bir suyun kaldıramadığı ve batıramadığı bir kulenin karşısına, rüzgarına esir olduğunuz pervaneli bu kuleyi diktiniz? Genç hiç düşünmeden cevap verir:" Hava’daki durgunluğu kırmak, rüzgarın kötü bir aşık olmam dolayısıyla bana attığı tokatlarıyla sana, dalgaların arasında kendimden bir ses vermek ve en önemlisi seni buraya getirtmek içindi" Kız, gencin göğsünü yara bere içinde bırakan pervaneye saçlarını bırakır ve çektiği acıyla hem pervaneyi durdurur hem de kendisi için katlanılan zulmü ödemiş olur. Ondan sonra mı? Hikayenin sonu maalesef kötü....Ne denizin dibine çekilir bu çift, ne de gökyüzünün mavisine sığınır.Genç kulesine dönmek için çırpınan kızı anlamakta zorlanır ve nihayet dürbününe tekrar yönelir. Bir de baksa ki kız, kulesinde büyük balıklardan koruduğu yavrusuna bakmaktadır. Genç, kulesini yıkar, pervanesini denize fırlatır ama bir tek şeyi yanına alır, o da kuleli kızın pervaneye dolaşmış saçları. Onlar, kızın hayatını gence adadığı tek andır çünkü.
Kız, kulesinde yavrusuyla çok mutludur, ara sıra denize açılan eşinin, elindeki midyelerle eve dönmesinden rahatsız değillerdir. Başka birinin göstermelik sevgisinden çok daha gerçeğini yaşamaktadır. Eğer gençte kızın yavrusu için bu kadar babalık ve birbirleri için aidiyetliğin olmayacağı bir aşk duygusu varsa kız kulesinin en değerli hazineleri arasına zaten girmiştir. Ama eğer genç, önce onsuz olamam diye canını ortaya koymuş, sonra onu kuleye gömmüşse söylenecek tek bir şey var, kulenin genişliği kadarlık bir dünyayı bile hak etmemiştir. Ve layığı olan batağa geri dönmüştür.
Kız kulesi böyle sahte aşklara da tanık olmuştur işte sevgili okurlarım. O yüzden değişen fikrim şu oldu:Kulenin dışından kız kulesini izlemekte yatıyordur diyordum, Üsküdar’ın gerçek yüzü, güzelliği. Ama artık diyorum ki önce içine varmaya çalışın, içinden bakın, içinde yaşanan aşkın tarhında bir artış görüyorsanız, oraya sizinki de eklenmiş demektir. Tahakkuk hakkının doğması için kızkulesi gerçek aşka bakar çünkü. İşte ulu sevdalar ve kızkulesi.....
Hikayelerden ilki: Hero Afrodit’in rahibelerindendir ve aşka yasaklıdır. Yıllar sonra Afrodit’in tapınağında yapılan bir törene katılmak için kuleden ayrılır ve orada Leandros ile karşılaşır. Birbirine aşık olan iki genç, Leandros’un gece kuleye gelmesi ile aşklarını kutsarlar. Kızkulesi her gece iki gencin gizli aşkına ve yasak sevişmelerine tanıklık eder. Leandros’un yüzerek kuleye geldigi fırtınalı bir günde Hero’nun yaktığı sevda ateşinin feneri söner. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros boğazın sularına gömülür. Sevgilisinin öldüğünü gören Hero da kendini Kızkulesi’nden boğazın sularına bırakır.
İkincisi: Kleopatra’nın sonuna benzer bir sonun anlatıldığı yılan hikâyesi vardır. Kehanete göre kralın birine, çok sevdiği kızı onsekiz yaşına geldiğinde bir yılan tarafından sokularak öleceği söylenir. Bunun üzerine kral denizin ortasındaki bu kuleyi onararak kızını buraya yerleştirir. Kaderin kaçınılmazlığını kanıtlarcasına, kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan, prensesin tenine süzülerek zehrini boşaltır. Kral, kızına demirden bir tabut yaptırarak Ayasofya’nın giriş kapısının üstüne yerleştirir. Bugün bu tabutun üstünde iki delik vardır. Yılanın, ölümünden sonra da onu rahat bırakmadığına dair hikâyeler anlatılır.
Ve en son anlatılan hikâye Osmanlı Dönemi ile ilgilidir. Battal Gazi’nin askerleri ile Kız kulesi’ne baskın yaparak kuleye saklanan hazinelerin ve Üsküdar Tekfuru’nun kızını kaçırdığı ile ilgili hikâyedir. Battal Gazi tekfurun kızı ve hazinelerini aldıktan sonra Üsküdar’dan atına atlayıp oradan uzaklaşmıştır. Çokça bilinen "Atı alan Üsküdar’ı geçti" lafı bu hikâyeden gelir.
hulyaokur06@gmail.com