Komedi mi dram mı?
“Cumhurbaşkanı Abdullah gül uçaktan inerken eşi de hemen arkasındaydı…”
“Cumhurbaşkanı Gül, havaalanında kendisini karşılayanların bir bir elini sıktı, ancak eşi Hayrünisa Gül el sıkışma törenine katılmadı ve arkadan dolandı…”
“Karşılayanlar arasında bulunan üst komutan, Gül’e selam verdi ancak arkasından eşinin geldiğini görünce, gruptan ayrılarak, Hayrünisa Gül’le tokalaşmaktan kaçındı…”
“Komutan, Gül’le birlikte yürüyen eşine kenardan selam verdi ama el sıkmadı…”
“Gül; her şey zamanı gelince olur dedi…”
“Asker Gül’e selam verdi ama eşine soğuk davrandı…”
“Askerler karşılama töreninde vardılar ama akşam ki Hayrünisa Gül’ün bulunduğu resepsiyona katılmadılar….”
X X X
Bunca yaşın insanıyız, bir gün gelecekte Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı’nın da eşinin türbanlı olacağı, türbanlı bir hanım efendinin Türkiye’nin “frist layd” isi” olarak Çankaya’ya çıkacağını düşünmezdik…
Şimdi, bu sözlerimizden ötürü; din bezirgânlarının, fanatiklerin, her türlü naneyi yedikleri halde herkesten fazla dindar gözükenlerin; bize saldıracaklarını rahatlıkla söyleyebiliriz…
“Ne olmuş yani bizden biri Cumhurbaşkanı olmuşsa…”
“Gül eşi türbanlı olduğu için Çankaya’ya çıktı diye kıyamet mi kopacak?”
“Artık Çankaya’da elitistler, seçkinciler yok. Tam anlamıyla halk adamı olan, bir Anadolu çocuğu, yani bizden biri var …”
İşte tehlike burada başlıyor…
Ülke, her an kamplaşmanın getirdiği bir kaos ortamına girebilir…
Görünen tabloya bakar mısınız?
Askerler, türbanla karşılaşmamak için adeta köşe kapmaca oynar duruma geldiler…
Durumu fırsat bilerek TSK’ ya yüklenen “malum” yazarlar, “ikinci cumhuriyetçiler”, neredeyse bayram yapar duruma geldiler…
Toplumun önemli kesiminde saygınlıkları olmayan ancak kamuoyunda ünlü olarak tanınan kimi “işbirlikçi yazarların”, TSK’ yı ağır ifadelerle eleştiren yazılarını okurken, ülke nereden nereye geldi diye yüreğimize derin bir hüzün çöküyor…
Kimin TSK’ sını böylesine acımasızca eleştirebiliyorlar!
Bugünkü koşullarda ordumuzu kimsenin ağır ifadelerle eleştirmeye ve bu güzide kurumu önyargılara dayalı olarak yıpratmaya hakkı yoktur ve de olmamalı!
Asker de insandır, onlar da kimi konularda yer yer hatalar yapmış olabilirler, en basit konularda, sanki asker vatan hainliği yapmışcasına insafsızca ve önyargılar içerisinde eleştirilemez ve yıpratılamaz!...
Ülke de öylesine talihsiz bir durum yaşanmakta ki; asker de haklı olarak nerede ve nasıl davranması gerektiği konusunda ikilemler içerisinde kalmakta.
Kimileri işte bakın görün onlar da, sonunda “türban”a taviz vermek durumunda kaldılar diye eleştirirken, kimileri de asker nasıl olur böylesi bir duruma sessiz kalabilir diye eleştiriyorlar…
Asker, koşullar o noktaya gelince, yönetenleri, Atatürk ilkeleri ve anayasaya bağlı kalmaya davet etse, hemen “darbe” çığırtkanları ortaya çıkıp ahkâm kesmeye başlıyorlar…
Yaşananlara baktığınızda, gördüklerimiz için komedi mi yoksa dram mı, hangi tanımı koyacağınızı kestiremiyorsunuz… Bir köşe kapmacadır gidiyor…
Dışardan bakarsanız, altı üstü yarım metre karelik bir bez parçası diye nitelenen “türban”, geldi yıllardır ülkenin omurgasına oturdu… Önemli olan, yarım metrelik bez parçası mı, yani türban mı? Tabi ki hayır! Oynan oyun ve hedeflenen plân, Adım adım İslâm devletine doğru gidiştir…
Neden artık ülkede başı açık, entelektüel, çağdaş yaşamı benimsemiş, Atatürk ilkelerinin savunucusu kadınlarımız şimdilerde yarınlarından korkar duruma geldiler?
Niçin ünlü bilim adamları, akademisyenler, yargıçlar, sosyologlar ve siyasiler, “türban” dayatmasını yani “din devletine” doğru olan diretme ve yönelimin ülkeye felaket getireceği konusunda kuşkularını çıkıp ortaya açıkça söylüyorlar?
Çünkü, gidişat kötü!
Bilinen ve ibret alınması gereken fıkrada belirtildiği gibi;
Ormanda, uzlaşmak için aslanların isteği doğrultusunda aralarındaki “sarı öküzü” yem olarak verdiklerinde; onlardan gelecek tehlikeden artık uzak kalacaklarını sanan sığırlar; pek çok arkadaşlarını daha aslanlara yem olarak vermek durumunda kalıp, geriye üç beş sığır kaldıktan sonra oturup kendi aralarında “biz bu işte nerede ve ne zaman hata yaptık” diye dövünmeleri esnasında; aralarındaki yaşlı ve bilge öküzün söylediği; “ne zaman ki sarı öküzü onlara inanıp kendi elimizle uzlaşma diye verdik ya işte o zaman her şeyi kaybettik!” sözü, pek konuda ders alınacak en önemli mesajlardan biri sayılmalı…
Ülkenin haline bakın!
Türbanla yatıyor türbanla kalkıyoruz!.. Memleketin bunca önemli sorunu varken, girdik bir girdaba çalkalanıp duruyoruz!
Toplumun çeşitli dinamikleri, sağduyulu insanlar, ilim adamları ve askerler ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar… Konuşsalar bir türlü, konuşmasalar başka bir türlü… Çıkıp ortaya demokratik bir tavır koysalar hemen “darbe çağrısı” yapıyorlar diye suçlanıyorlar…
O konuşmayacak, bu konuşmayacak peki bu nasıl demokrasi demezler mi?
Çoğunluğun oyu yönetenleri diktatörlüğe götürmemeli!
Evet, halk yüzde 47 oyla AKP’yi iktidar yaptı ama; bu ben her istediğimi yaparım, anayasayı istediğim şekilde değiştiririm demek anlamına gelmez…
“Asker de dönüş yaptı türbana taviz verdi, artık o TSK’ ya da güvenimiz kalmadı” demek ve böyle düşünmek, son derece haksız ve peşin hükümle verilmiş duygusal bir değerlendirme olur… Ordumuz her zaman güçlü ve görevinin başındadır. Çizgisinden de en ufak bir sapma olmaz… Bunu herkes bilmeli!...
Yeter ki, kimi konular cana tak etme noktasına kadar gelmesin!
Yeter ki, her konuda ve ülke yönetiminde sağduyu hakim olsun”
Yeter ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerleriyle oynanmaya kalkılmasın!
Yeter ki, çoğunluğun diktatörlük anlamına gelmediğinin bilincine varılmış olsun!
BURHAN ÖZBEY
burhanaozbey@yahoo.com
burhanozbey21@hotmail.com