Bir kapı komşusu. Öyle ki, her kapıyı açtığında, yüreğimden de içeri giriyordu sanki…Kendisinin eve girip çıkarken izlendiğini ve ayak seslerinin, bir başkasının kalp atışıyla nasıl bağlantıda olduğunu bilmeden.
Karşılaşmamak için verilen mücadelenin aslında karşılaşmak üzerine nasıl kurulu olduğunu fark etmeden…
Kaç kere onun bahçe kapısından içeri girişi anında uzakta bir noktada beklemede kaldığımı, soluğumu soluğumla birleştirirken atmosferdeki havayı nasıl tükettiğimi, evime gidemememin telaşıyla omuz hizasından kayboluşumu….
"Komşunun namusu" suçundan, gözlerimin ve ruhumun kaç yıl tutsak kaldığını...Geminin ucundaki yolculuğumu, denize atlamak veya biraz geri çekilmek gibi bir kurtuluş dururken yıllar boyu nasıl sürdürdüğümü….
Duvarlarımızın bitişikliğini yan yana duran iki mezarlık gibi algılayışımı, balkonların ve pencerelerin ayağını ardacak şekilde yakın duruşunu, demirlerin ve sürgülerin öfkeli azarları gibi duyuşumu…
Bir ‘günaydın’ını, bana yazılmış bir aşk şiiri gibi algıladığımı, ‘iyi akşamlar’ını, güneşin içimde batma emri olarak düşündüğümü...
Suat Derviş'in, ilk şiirini kendisinden habersiz yayınlattığı için komşusunun oğlu Nâzım Hikmet'e yıllarca küsmesi gibi uzaktan sevmenin yarattığı küskünlüğü... “İki yakın halk iki uzak komşu” diyen Hrant Dink gibi uzaklıkla yakınlığın flörtünü... Bir elinde “Komşunu sev ama, aradaki duvarı kaldırma” sözünden çıkma öğüdüyle, diğer elinde kazma kürekle beni bekleyen İngiliz Hatip’in girdabından çıkma kaderimi....Nereden bilecekti ki?
Dünyanın en ağır yangınlarındandır komşu aşkı. Ayakların ateşle tutuşuktur her zaman, yürüdükçe söner zannedersin, hızlı hızlı vurursun yere ama yukarı yürümüştür bir kere. Ateş kalbine ulaştığında, elini tutsa söneceksindir ama o ellerini kapının arka kulpunda tutmayı tercih eder, kapı ahşap olsa ateş onu da saracaktır ama gönlüne ateş düşmeyen sevgili komşum, hayatını demir kapıya borçlu, benden kim bilir ne kadar alacaklı kalacaktır...?
hulyaokur06@hotmail.com