Aşkı kürüdüm sevgilim gözlerinden. Sen daha uyanmadan ben aldım gözündeki çapağı, mendilime koydum. Elinin kirini bile sakladım. Çalıların arasından geçerken ayağıma dolaşan otları ellerimle çekmem, gözüne düşen saçlarını arkaya itmem ve sakallarının uzayış yönünü değiştirmem olarak kaldı okşayışlarım. Nasıl bir koy ki, adımlarıma uzanmıyor dalgalı saçların.
BU AŞKI YAŞAYAN BİRİ MİYDİ ACABA KÖTÜ KADIN!
Mahallemizin en endamlı kızı. Yöresel folklor kıyafetiyle karışmaya çalışıyor sanki aramıza. Fakat beline kadar uzanan saçlarının altına ne giyerse giysin bizden çok farklı görünüme bürünüyor orası kesin. Pantolonlarının üzerine çıkarttığı kalın kemeri ve etek boylarının hep diz üstünde kalışı, gözlerimi üzerinden çekmemi zorlaştırıyordu. Onun evi yol düzlüğünün altında kalıyordu. Yani o yolun alt kısmını bir tek o, ailesi ve bekledikleri kişiler kullanıyordu. Tümü görünen, dış kapısı sokağa bakan bir ev olsaydı muhakkak evin çevresinde harcardım zamanı. Evlerinin girişine kadar gidip gidip hızla döndüğüm anları saymazsam. Bir mahalle düğünümüz olacağı vakit; takılarını, saçının modelini ve elbisesini görebilmek için fotoğrafçısı gibi en uygun açıya yerleşirdim.
Onun güzelliği, taşlara oyulacak bir tanrıça’dan, satene işlenmiş pullardan, ayı gökyüzünden kesip ayıran bıçaktan çok daha fazlasıydı.
Kuşun yumurtadan, çiçeğin tohumdan ve ilk sözcüğün bebeğin ağzından çıkışını izlemem gibiydi onun güzelliğine bakışım.
Eskimiş kaşarı, süzme yoğurdu içine alan hasır bir dolabın, evin mutfağının dışında kendine bir yer bulması gibi dolanıyordum onun olduğu mekanlarda.
Bende saçımı hiç kestirmeyecek, silindikçe, onun gözünün altındaki ben gibi kendi gözüme bir nokta konduracak, atın nallarından daha hoş ses bırakan topuklu ayakkabılar giyecektim.
Adı Kezbandı. Kraliçem diyemediğim için adını telafuz edesim gelmemişti.
Taa ki! Eve geç gelen, üzerine parfüm sinen, “nerden kaldın” sorumuza hiddetlenen babamın, sevgilisi olduğunu öğrenip ”Kötü Kadın” diyene kadar………
hulyaokur06@gmail.com