KRİZE VE KAOSA ADIM ADIM
Başlık hoş değil ama ne yazık ki gerçekler böyle…
Ne denli hüzün verici olsa da, gerçekleri görmemezlikten gelemeyiz…
Bu zamana değin ülkeyi yöneten erkler, acı gerçekleri görmezden geldikleri için, ülke bugün ne çare ki kriz ve kaosun eşiğinde…
AKP’nin kapatılma davası olmasaydı da, hiç kuşkunuz olmasın ekonominin krize girmesi kaçınılmazdı. Sağduyulu hemen herkes bunun böyle olacağını önceden biliyordu. Ekonominin çöküşünün kapatma davası ile ilgili bir yanı yok.
Çünkü ülke beş-altı yıldır dışa tam bağımlı bir iktidarla, üretmeden çok kötü yönetiliyor… Emperyalist güçlerin güdümünde olan iktidarların, ülkelerine huzur, kalkınma ve istikrar getirmesi tarihte görülmüş şey değil…
AKP iktidarı döneminde, 85 yıllık Cumhuriyet tarihinde görülmeyen bir borcun altına sokuldu ülke… 6 yıllık iktidar döneminde Tayyip Erdoğan hükümeti, 250 milyar dolar dolayında dış borç yaptı. Bugün 500 milyar dolarlara çıktığı ifade edilen dış borç, ABD’nin ve AB’nin yere göğe sığdıramadığı “ılımlı islam” sevdasındaki AKP iktidarının Türk halkına olan ağır mirasıdır.
Millet AKP’ce iane olarak dağıtılan kömür ve kuru bakliyatı kapmanın çabasına düştüğü için, ülkenin vahim gidişatının henüz yeteri kadar ayrımında değil.
Şunu herkes bilmelidir ki, hakkında kapatılma davası açılmış, laikliğe karşı tutumu ortada olan, yıllardır üretmeden ve istihdam yaratmadan ülkeyi borç sarmalında yönetmiş bu iktidar, ne yazık ki artık kaos’tan da öte, mevcut duruma bakıldığında ülke adına artık “kabus” konumundadır.
Çünkü ülke yönetiminde bulunduğu son 5-6 yıllık süre içerisinde, Ulu Önder Atatürk’ün bizlere bahşettiği Cumhuriyet ilkelerinin ve rejimini temelini sarsacak icraatlar içinde bulunmuş, çok açıktır ki, ülkeyi bir “islam cumhuriyetine” çevirmek için her türlü planlı adımı üstü örtülü örtüsüz atmıştır.
Ülkede ciğerden, yürekten doya doya “Ben Türk’üm” ya da “Türkoğlu Türk’üm” diye bağırmak, haykırmak neredeyse “suç” haline geldi!.
Ülkemizi, kapılarının alt deliğinden içerisini gözleyen “köpek” olarak resimlendirip dergilerine basan Emperyalist AB’ye yaranma sevdası altında, kendilerinin deyimi ile bu “Hıristiyan Kulübü” ‘den aldıkları, destek ve korumayla, ülkeyi malum ideolojileri doğrultusunda bilinen raya oturtup, milletin geleceğe güvenle bakabilme duygularını tükettiler.
Kömür ve kuru bakliyat dağıtarak, Türk insanını “sadaka almaya” açık bir toplumun ferdi haline getirdiler. Dağıttıkları üç beş yüz liralık ianelerle, vatandaşın oyunu almada üstün başarı gösteren iktidar, kaynak ve istihdam yaratmada, Cumhuriyet tarihinin en kötü yönetimi olma gerçeğini de hazim biçimde ortaya koydu.
Toplum bilimcilerine göre; ülkemiz yirmili yaşlar gençliği yitirilmiştir. Bu neslin, istisnalar dışında insanca yaşamak için kolay kolay iş bulabilmeleri, ev ve araba sahibi olmaları olanaksızdır. Şöyle ya da böyle bir iş bulmuş olsalar da, ev ve araba sahibi olmaları ütopyadan ileri gidemez.
Yaşamsal varlığını biyolojik olarak sürdürebilme olanağından bile yoksun hale getirilmiş halkın yanında; “baba siyasetçilerin”, “oğlu, kızı” olma şansını elde etmişler; gemicikler, fabrikalar, yatlar, katlar ve villalarla ihya olmuşlardır.
“Türban” diye diye uyutulan, temiz din duyguları sömürülen, Atatürk’ün yarattığı bu asil millet; Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana aradan geçen on yıllardan sonra, her yönüyle dışa bağımlı ve geleceği ipotek altına alınmış, gittikçe perişanlık çukuruna itilen talihsiz toplum haline getirilmiştir....
Böyle bir ülkede; nasıl kapıya dayanmış krizden, kaostan ve kabustan söz edilmesini ki?
Bu olanaklı mı?
BURHAN ÖZBEY