VİYANA, 26/07(BYE)--- Tirajı günde 894 bin olan bulvar gazetesi Kronen Zeitung'un 24 Temmuz 2010 tarihli sayısında, Kurt Seinitz imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun çevirisi şöyledir:
Geçtiğimiz onlarca yıl içinde hiç kimse Türkiye'yi Recep Tayyip Erdoğan kadar değiştirmedi. Ama hangi yönde?
Bilmecenin çözümü, şu sorunun cevabında gizli: Erdoğan'da ve politikasında İslam'ın ne kadar etkisi var?
Dogmalar ve ideolojiler, onları kullanarak iktidar sahibi olanların kişilik yapılarıyla şekillenir. Erdoğan yetenekli, otoriter, böbürlenmeye (ve öfke krizlerine) eğilimli, fırsatları vaktinden evvel sezip kullanan iktidar hırslısı bir insan.
Erdoğan, ülkesinin modernleşme ihtiyacını fark etti ve araç olarak AB'yi buldu. Ama gerçekten AB'ye katılmak istiyor mu? Orada 30 üyeli takımın oyuncularından biri olacaktı ki bu, siyaseten kendisine hiçbir surette uymuyor. Bu durum daha katılım için müracaat edildiğinde, sanki AB, Türkiye'ye katılmak istiyormuş gibi, Birliğin önde gelenleri Brüksel'de Erdoğan'ın oteline kadar gitmek zorunda kaldıklarında belliydi. Her halükârda AB rotası, Erdoğan'ın generallerin gücünü kırmasına ve kendisini bir zamanlar hapse atanlardan intikam almasına yardımcı oldu.
Erdoğan, Türk ekonomisini Atatürk sisteminden miras kalan dar kalıplardan kurtardı. Sonuç, Türk ekonomi mucizesi oldu. Türkiye, Doğu Akdeniz ve Karadeniz bölgesinin ağırlıklı ülkeleri arasına girdi. Türk firmaları Rusya'yı, Kafkasya ve Orta Asya'yı inşa ediyor.
Enerji geçişi, Türkiye'yi bir boru hatları imparatorluğu hâline getirdi. Erdoğan böylece Batı'nın şahdamarları üzerinde oturuyor. Bugün artık Avrupa'ya gitmeye mecbur değil, Avrupa onun ayağına geliyor. Erdoğan için hesap net: Avrupa'da sonuncu olmaktansa, kendi alanında birinci olmak.
Jeopolitik açıdan, (Atatürk'ün kalesi Ankara'nın yerine) çekim merkezi olarak Erdoğan'ın vatanı İstanbul ile birlikte, eski Osmanlı Devletinin nüfuz alanını kapsayan yeni bir bölge oluştu. Eski Osmanlıların dünyaya bakış açısı, Avrupa'nın kalbinden ta Arabistan'ın en güneyine kadar uzanıyordu. Erdoğan, ABD'nin (NATO'nun) bu bölgedeki dramatik nüfuz kaybını gördü ve yeni "Sultan" olarak buradan sonuçlar çıkardı.
Bugün Türkiye'de dış politikanın yeniden yönlendirilmesi, "Ufkumuz 360 derece." şeklinde tanımlanıyor. Bu yeni ufuk, Yunanistan ile Erdoğan'ın son dönemde tarihî bir ziyaret gerçekleştirdiği Sırbistan gibi eski can düşmanları içine alıyor. ("Türkler!", Sırpların Slav ırkından olan Boşnaklara karşı küfür niyetiyle, aynı zamanda "Defolup ait olduğunuz yere gidin." anlamında da kullandıkları bir sözdür.)
Erdoğan, dar görüşlü Atatürk milliyetçiliğine ve bütün komşularla kötü ilişkilere son verdi. Öte yandan, İsrail ile olan ittifak bozuldu, çünkü Erdoğan'ın idaresi altında, bir zamanlar Osmanlıların kolonisi olan Araplara karşı duyulan antipati artık gündemden düşmüştü.
Eski sultanlar aynı zamanda (peygamberin yerine geçen) halifeydi. Atatürk hilafeti kaldırmıştı. Yeniden güç kazanan İslamî inanç dünyasında, İslam'ın eski görkemli çağlarına duyulan hasret ana temayı oluşturuyor. Bu, muhtemelen Erdoğan'a da cazip geliyordur, ne de olsa bu konuda Mısır'ı çoktan geçti.
Her neyse, Erdoğan'ın Türkiyesi yeni bir rolü aradı ve buldu. Türkiye, AB'de değil, iki kıtanın ve kültürün birleştiği köprüde.