Volkan Konak’ın, “Sevgilim”diye başladığı şarkılarına gösterdiği şefkatiyle, Orhan Veli Kanık’ın, “Deli Dolu” operetini izlediği gün, Gülriz Sururi için “Güzelliğin bir sahneyi kurtarmaya yetmiyor” demesindeki hem övücü hem yerici vurgusuyla, Hülya Avşar’ın: "hiç aynaya baktın mı? sen de popstar hali var mı?" dediği Ajdar’dan yanıt olarak: "aynaya değil ama size bakınca kendimi bayağı star gibi hissediyorum” sözlerini işitmesindeki gibi nereye oturacağını bilen laflarla, “Ne güzel yaprakların var, biraz daha büyüyünce seni kıtır kıtır yiyeceğim”diye çiçeklere bakan ineklerle güzel bir bayramı daha geride bıraktık.
"Yevm-i nahr" yani ilk günü uysal uysal kesileceği anı bekleyen kurbanımızın ne kadarının yağa ayrıldığını konuşmakla, ikincisi ve üçüncüsü günü vizyondaki filmleri izlemekle ve izlenmeye değer bulunmamakla, bütün öğünlerimizi alan kavurmanın arasında tavuk yeme şımarıklığı göstermekle geçen bayramımızın anlatılacak çok yanı olduğunu söylersem inanmayın….
Galiba en güzel anı Kadıköy’de, starbucks’ta kendime cheesecake ısmarlayıp, kitabımla bir köşeye sinmem olarak anlatmam mümkün. Sonra kendi kendime bunu evimde neden yapmadığımı sorduğumda, oradaki herkesten farklı bir cevap almayı umut etmem gibi anlatmak isteyip de anlatamadıklarım da var….Ama bu bayrama damgasını vuran şarkımı söylemem de sakınca yok, Selda Bağcan’dan “Yalan dünya”
Bu dünya yalan dünya, yalan yalan yalan dünya….”Yalan” sözcüğü ancak bu kadar yanık çıkar ağızdan…
Mejnun, Leyla’ya vurulmuş, Kerem, Aslı’ya kul olmuş, Ferhat, Şirin ile yoğrulmuş, Arzu’yu Kamer’e vereydin ya, yalan yalan yalan dünya…
Kimisini ağlatırsın, kimisini güldürürsün, genç yaşlarda öldürürsün, ölüme çare bulaydın ya, yalan yalan yalan dünya, Dağların var yüce yüce, yayların koca koca, yalan dünyan uçtan uca, sulh içinde olaydın ya, yalan yalan yalan dünya….Müthiş ya, belki Issız Adam’ın tek iyi tarafı, eski plakları arayıp bulmak ve o melodilerin eşliğinde gençliğimi geçmiş devirlerde yaşatmaktı.
Bir bayram ki, kurbanı olduğum her şey gözümün önünden geçti,
Bir bayram ki, bir tek Ela gözlerinin kurbanı olamadığım,
Bir bayram ki, kazana girince et olduğunu sanan Şalgamın da bayramı,
Bir bayram ki, dişsizliğiyle bu bayramı atlatan kurbanın da,
Bir bayram ki, Ziya Osman Saba’nın, tanrısına, “kulların arasında bir koyunum” dediği,
Bir bayram ki, “Düşmanlar sevinsin el bayram etsin. Şu yalan dünyada gülmedi yüzüm” diyenlerin de,
Bir bayram ki, kafası kesik bir hayvan bile çırpınırken, aklını başına almayanların da bayramı…..