KUR’AN 1400 YILDIR ANLAMADAN MI OKUNUYOR?
Kur’an metninin biçimsel oluşumuna yani kitaplaştırmasına ilişkin bilgiler de bağnaz yaklaşımın tartışmaya yanaşmadığı konular arasında yer alır. Kutsal metin ile ilgili olumsuz yaklaşımları tarihsel nedenlerle açıklamak mümkündür.
Böyle tartışmaların Kur’an’ın temel özelliğiyle yani aslına uygun olarak korunmuş olmasıyla bağdaşmayacağı düşünülmüştür. Elimizdeki metin elbette tahrife uğramamış ayetlerden oluşmuştur. Biz buna körü körüne ezberlenmiş doğmalarla değil, ciddi bir kur’an okuyucusu olarak inanmışızdır. Tevrat ve İncil(ler)in tahrifi sonucu oluşan kuşkuyu abartmanın, özellikle kur’an ile ilgili değerlendirmelere taşımanın anlamı yoktur.
Kitaplaşma sürecindeki olguları açıklamanın giderek tahrif tartışmasına dönüşmesi mümkün değildir ve böylesi kuşkuları haklı gösterecek hiçbir neden yoktur. Unutulmamalıdır ki İslâm son dindir. Son din olmak tahrife karşı özel olarak, ya da özel biçimde korunuyor olmak anlamına gelir.
Kur’an bunu yazıyor. Diğer kutsal kitaplarda Musevilik ya da Hıristiyanlığın son din olduklarına dair açıklama ya da işaretler yoktur. Aksine o metinlerde bu dinlerin son din olmadıklarına dair açıklamalar vardır.
(…………)
Kur’an’ın Hz. Peygamber’in sağlığında kitap olarak derlenmediği, ancak onun ölümünden sonra HZ. Ebu Bekir döneminde başlayan ve HZ. Osman döneminde sonuçlanan çalışmalarla ‘kitabın’ oluştuğu biliniyor.
Bizim kitap olarak okuduğumuz metin bir kitaptır. (….) Kur’an Mushaf (sözlük anlamı: sayfa halinde yazılmış şey) olarak tabulaştırılmamalıdır. (….) Kur’an üzerinde konuşulabilmelidir hatta konuşulmalıdır. Soldan okumanın bir farkı da budur. Yani Kur’an üzerinde konuşmak.
(…..) Mushaf bizzat peygamber tarafından oluşturulmadı. Mushafa esas derleme çalışmaları, savaşlarda pek çok vahiy katibinin ölmesi ve Kur’anı ezberden bilenlerin azalması sonucu zorunlu hale geldi. Aksi halde Kur’an metninin de Tevrat ve İncil gibi tahrife uğraması söz konusu olabilirdi. Hz. Peygamber bu tehlikeye karşı Müslümanları özellikle ve sık sık uyarmıştır.
İlk ayetlerin hangisi olduğu tartışma konusuydu. Kuvvetli olduğu söylenen rivayetlere göre, Alâk Suresi’nin ilk beş ayetiydi ilk ayetler. Fatiha ve Duha sureleri ile Müddesir ve Müzzemmil surelerinin ilk ayetleri için de ayni şeyler söyleniyordu. (…) Kur’an ayetlerinin içeriği hiç tartışılmamıştır. Ne var ki Mushaf’ın tertibi açısından bazı değerlendirmeler yapılabilir. Örneğin Tevhide ilişkin sureler ile VAHİY TARİHİNDE KONJONKTÜREL YAPIDA İNDİRİLEN YANİ GÜNCEL SORUNLARI ÇÖZÜMLEYEN AYETLER farklı başlık altında ya da farklı bölümlerde toplanabilirdi.
Zira surelerin Mushaftaki yer alış sırası için hiç kimse bir neden ya da gerekçe söyleyemiyor. Vahiy tarihi dikkate alınmadan yapılan sıralamanın hangi ölçütü gözettiği belli değildir. Uzun sürelerin öne alındığı iddiası belli istisnalarla doğru olsa dahi ‘neden uzunluk sırası’ sorusunun yanıtı yoktur.
Ben yıllar süren Kur’an okumalarından sonra şunu düşündüm: Madem ki Mushaf’ın tertibi Allah ya da Peygamber buyruğu değildir demek ki Mushaf çalışmaları toplumun gereksinimleri gözetilerek yürütülmüştür.
Bu durumda, tevhide ilişkin ve tüm zamanlara tüm insanlara hitap eden Kur’an mesajı ile GÜNCEL DÜZENLEMELER İÇEREN KUR’AN HÜKÜMLERİ birbirini tamamlayan iki Mushaf (ya da iki kitap) olarak düzenlenemez miydi? Buna gerek var mı yok mu diye uzun uzun düşündüm.
Buna gerek yoktu, çünkü okuma düzeyim farklı durumları ayırt edebilme şansını veriyor bana. Ama kabul etmek gerekir ki değinilen ayırımı yapabilme olanağı herkese nasip olmuyor. Pek çok insan 1400 yılı aşkın bir süre öncesinde yaşanan sorunlara çözüm öneren hükümleri o günlerin koşullarını gözeten bilgi ve anlayışla algılıyamıyor. Bir şaşkınlık yaşıyor ve işte o şaşkınlık bazı insanları bağnazlığa, diğer bazılarını ise inkâra sürüklüyor.
(….) biri bana Tebbet suresini sorsa, amcası Ebu Leheb’in Hz. Peygamber’e karşı kabul edilemez tavrı ve saldırganlığı nedeniyle indirildiğini, bu açıdan vahiy tarihi içinde önemli bir yeri olduğunu söyleyebilirim. Ama surenin tevhid açısından İslam’ın bu günü için ve bütün insanlığa yönelik Kur’an mesajı bağlamında değerlendirmesi söz konusu olursa doğrusu lafa karışırım.
Bu tür düşüncelerimi yazarken zaman zaman kendimi sorguladım. Acaba biraz ileri mi gidiyorum? Daha doğrusu hem haddimi hem kendimi aşıyor muyum? Çünkü daha söze başlarken yazdıklarımda yorum iddiası bulunmadığını söylemiştim. Aynen tekrarlıyorum. Ama bir ekleme yapıyorum: Madem ki yıllardır okuyor, araştırıyor, öğrenmek için bulabildiğim tüm kaynakları değerlendiriyorum, öyleyse, benim de bir anlayış belirlemeye ve de bu anlayışı yazıp-söylemeye hakkım var. Bu hakkın tefsir konusundaki görüş ve yaklaşımdan kaynaklandığını da hemen belirtmeliyim…
X
Yukarıda okuduğunuz ve normalde tırnak içine almam gereken satırların tamamı, “Kur’anı Soldan Okumak” kitabında yer almaktadır. Sayfa; 367 – 368 -369. Yazarı Faruk Erginsoy. Güncel Yayıncılık’tan bu ay (Ağustos 2008) piyasaya çıktı. Herkesin okumasını hararetle tavsiye edeceğimiz önemli bir kitap. Sayın Faruk Erginsoy farklı, düşündürücü ve özgün anlatımıyla okur karşısına çıkıyor…
BURHAN ÖZBEY