Son Haberler
29.05.2012 Salı 03:49
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 15°C/21°CCuma: 15°C/22°CCumartesi: 14°C/23°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

LA LIBRE BELGIQUE: GÜNEYDOĞU AVRUPA KIYILARI... KARADENİZ'DE ÇEVRE İSYANI
06.08.2010 14:00

BRÜKSEL, 05/08(BYE)--- Tirajı günde 75 bin olan La Libre Belgique gazetesinin 5 Ağustos 2010 tarihli sayısında, Jean-Arnault Dérens imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayınlanan haberin çevirisi şöyledir:

--Türk Sahilleri, 600 Kilometrelik Bir Otoyol

İnşaatı ve Vahşi Kentleşme Nedeniyle Çehresini Kaybetti.

Vahşi Yaşam Cenneti Fırtına Vadisi ise Baraj İnşaatlarının Tehdidi Altında.

Halk Harekete Geçti--

Her pazar günü, Karadeniz kökenli binlerce insan İstanbul'da Kadıköy rıhtımında toplanarak bölgenin çehresini mahvedecek büyük projeleri protesto ediyor: Sinop nükleer santrali, Samsun ve Artvin arasında yüzlerce baraj. Her göstericinin elinde savunduğu vadi veya köyün pankartı var ve çocuklar yerel elbiseler giymiş. Her konuşma arasında gençler horon tepiyor.

Horon, Karadeniz'in dansı. Aslında bir danstan da öte. Tarla kenarında, kentin ortasında iki üç kişi bir araya geldiğinde boş vakitleri varsa horon tepiyor. El ele tutuşup bir çember oluşturuyor ve dans etmeye başlıyorlar. Rumca kökenli horonu Kadıköy'de keşfettik ve Karadeniz'de bütün yolculuğumuz boyunca karşılaştık.

Karadeniz adının birçok açıklaması var. Bazıları, bu kapalı denizin şiddetinden, Akdeniz'e benzemeyen karakterinden kaynaklandığını söylüyor. Mantıklı bir açıklama değil, zira bu denizin Rumca adı olan Pont Euxin, Pontos Euxeinos, "dost" veya "misafirperver" deniz anlamına geliyor. Kimisi ise denizin oksijen eksikliğinden ve bazıları siyah olan maden kaynaklarından söz ediyor ancak bu çok yeni bir tanımlama. Aslında Türkler dört ana yönü renklerle tanımlıyorlar. Kara, kuzey anlamına geliyor; ak güney, kızıl batı ve yeşil doğu anlamında. Bu nedenle de Osmanlı İmparatorluğu'nun güneyindeki deniz Akdeniz, kuzeyindeki deniz ise Karadeniz olarak adlandırılıyor.

Türkiye'nin Zonguldak'tan Sinop'a Batı Karadeniz kıyıları çok "misafirperver" bir bölge. Kıyılar korunmuş ve halk küçük kentlerde yaşıyor. Dağlar dimdik denize doğru iniyor ve sahilde küçük koylar oluşturuyor. Bölgeye yağan yoğun yağmurlar nedeniyle bölge yemyeşil.

1 Mayısta Sinop'a vardığımızda sendika gösterisi Atatürk Meydanı'nda son buluyordu. Balıkçı rıhtımında ise teknelerin birçoğunda "Sinop nükleer istemiyor" yazılı pankartlar vardı. Sinop'ta bir nükleer santral yapılması planlanıyor ancak halk buna karşı çıkıyor. Proje şimdilik durmuş durumda zira ilk ihale sonuçlandırılamadı. Karadeniz'in denizcileri, deniz mahsulleri azalmış olsa da iyi denizci olarak tanınıyor ve nükleere karşı mücadelenin öncülüğünü yapıyor. Bir zamanların çok iyi durumdaki balıkçılık sektörü bugün tehdit altında bulunuyor. Rusya, Türk gemilerinin denizin dibini tükettikleri gerekçesiyle Türkiye'nin avlanma bölgesini sıkı şekilde sınırlandırdı ancak her iki ülke de yoğun balıkçılığa devam ediyor.

Sinop'tan sonra milletin neden ayaklandığını anladık. Basra'dan Gürcistan sınırına kadar 600 km'lik otoyol inşaatı için bütün sahil şeridi yıkılmış. Hatta inşaat için deniz bazı yerlerde doldurulmuş ve şimdi erozyonun tehdidi altında buluyor. Erozyonu engellemek için birkaç kilometrede bir dalgakıranlar inşa edilmiş. Ancak bu yöntemin yararından çok zararı da olabilir. Zira bu dalgakıranlar sorunu birkaç metre öteye taşıyor. Bazen balıkçı tekneleri bu dalgakıranların arkasında barınıyor. Ancak yeni oluşan bu tekne barınaklarına ulaşmak için otoyolu aşmak gerekiyor ve burada hiçbir hizmet bulunmuyor. Gemiler terk edilmiş gibi. Sahil boyunca bütün yerleşim yerleri birbirine benziyor. Buralarda, genel olarak dağlardan yeni gelmiş insanların oturduğu, son 20 yıl içinde inşaatı tamamlanmamış yüksek binalar var. Denize ulaşamamaları bu yeni gelenleri rahatsız etmiyor ve hatta sırtlarını denize dönüyorlar. Bu insanlar Gürcülere yakın etnik grup Müslüman Lazlardan oluşuyor. Bölgenin çevreci eylemcisi Evrin Güney, "Lazlar yüzme bilmiyor ve balık yemiyorlar." diyor. "Köylerindeki hayat şartlarından daha iyisini bulmak için buralara akın ettiler ancak iş yok. Ankara ve İstanbul gibi büyük kentlere giderek inşaat işlerine giriyorlar. Kendi memleketlerinde de durmadan apartmanlar inşa ediyorlar, mantar gibi çıkan kentlerde..." Nüfus genç ve vahşi kentleşme bütün sahili kaplamış.

1923 yılında Lozan Antlaşması ile Türk ve Rum nüfusun değişimine başlandı. Anadolu'nun bütün Rumları Yunanistan'ın yolunu tuttu. O dönemde Karadeniz sahillerinde 500 bin Rum yaşıyordu. Bu Pontusluların yarısı göç sırasında katledilmiş. Dünyanın dört bir yanında bulunan Pontus diasporası bazen Ermenilerinki gibi "soykırımdan" söz ediyor. Sahil boyunca kent ve köylere Lazlar gibi dağdan inen Müslüman insanlar yerleştirilmiş. Laik ve milliyetçi Kemalist Türkiye'de Pontuslulardan söz etmek iyi karşılanmıyor. Karadeniz sahilindeki Laz toplumunun önemini ortaya çıkaracak ülkenin etnik karmaşalığından söz etmek de iyi karşılanmıyor. Türkiye'de Türkler yaşıyor, nokta. Bir ve bölünmez olan Cumhuriyet, bütün vatandaşlarını iyi birer Türk yapmak istiyor.

Biraz daha ileride Rize'den sonra insanın içini karartan bu sahilden kurtulmak için Fırtına Vadisi'ne çıkıyoruz. Çamlıhemşin'den sonra Fırtına Vadisi bütün vahşiliğini korumuş. Dağlardaki karlar henüz erimemişken suları fıkırdıyor. Oysaki bundan 20 yıl önce Fırtına Vadisi bir baraj inşaatı için ilk hedef olmuştu. XII ve XIV Yüzyıllarda bölgeyi kontrol eden Trabzon Rum Kraliyeti tarafından inşa edilen Zilkale'den sonra nehrin yolu Çamlıhemşin'e değiştirilecekti. Halk yeniden ayaklandı ve bölgenin turistik yanı hükûmeti geri adım atmaya zorladı. Buna karşın vadinin başka kentleri tehdit altında bulunuyor. İkizdere'de üç baraj inşaatı devam ediyor. Kalkandere'den İkizdere'ye kadar bütün bölge şantiye görünümünde.

Son projeye göre nehrin suları için en az 15 regülatör inşa edilecek. Çalışmalarına devam eden özel şirketlerin projeleri sıkça adalet tarafından reddediliyor ancak bu şirketlerin cesareti kırılmıyor ve "yeni bir çevre etki raporu" ile geliyorlar. Bu raporların yasa gereği hazırlanması şart ancak bunu inşaat şirketleri kendileri sipariş ediyor ve doğal olarak her türlü yolsuzluğun kapısı açılıyor. İkizdere üzerinde büyük bir termal otel açıldı, Hotel Ridos. Bu otelin çevreye etkisi eleştirilebilir ancak bu otel de barajlarla mücadeleye başladı. Otelin 50 metre yukarısında bir regülatör inşaatı söz konusu, doğal olarak bu durum termal otelin var olma nedenini elinden alacak. Otel yöneticisi, devletin, barajların vadinin alt kısımlarında inşa edileceği sözüyle otelin inşaatına izin verdiğini açıklıyor.

Evrin Güney durumu özetliyor. "Türkiye'de devlet, istediğini söz verme lüksüne sahip ancak hiçbir zaman sözünü tutma yükümlülüğü yok." Baraj inşaatları vadide yaşayanların hepsini harekete geçirmiş. İkizdere Kaymakamı, bu projelere karşı çıkmak için belediyenin gücü olmadığını söylüyor. Belediye, Başbakan Erdoğan'ın partisi AK Partinin elinde ancak çevre isyanı AK Parti yandaşlarının da sempatisini kazanmaya başladı.

Selda Güney'in Fırtına Vadisi'nde küçük bir oteli var. Aynı zamanda çevre platformunun sözcülüğünü yapıyor. Her vadide bir gözlemcisi var. Bize anlattığına göre proje gerçekleşmiş olsaydı, vadi Türkiye enerji gereksiniminin yüzde 0,04'ünü karşılayacaktı. Ancak çevreciler, ülkenin kötü elektrik şebekesi nedeniyle bu elektriğin yüzde 30'unun kaybolacağını belirtiyor. Fındıklı ve Giresun vadilerinde de halk harekete geçmiş durumda. Türkiye Elektrik Kurumunun tekeline son verilmesiyle ve enerji piyasasının özelleştirilmesiyle 15 yıldır baraj projeleri çoğalıyor.

Devlet, EPDK aracılığıyla piyasayı denetliyor ve nehirleri 49 yıllığına kiraya veriyor. Bütün ülke çapında 1300 baraj inşaat başvurusu yapılmış. Bir zamanlar Bulgaristan'dan elektrik alan Türkiye şimdi kendi kendine yetiyor. Ancak özel şirketler Kafkasya gibi yurt dışına elektrik ihraç etmek istiyor, bu arada da büyük kentlerde elektrik fiyatları tırmanıyor.

YORUMLARINIZ
Henüz bir yorum yapılmamış.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.