ROMA, 09/08(BYE)--- Tirajı günde 411 bin olan la Stampa gazetesinin 7 Ağustos 2010 tarihli sayısında, Marta Ottaviani imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan İstanbul çıkışlı haberin özet çevirisi şöyledir:
--Şenyuva Köyü Sakinleri, Ateşin Karşısında Dans Edip Şarkı Söylemek İçin Eskiden Beri Köyün Meydanında Toplanırlar--
Şenyuva köyü, Karadeniz kıyısından birkaç kilometre içeride, gür ormanlar ve çay ağaçları arasında yükseliyor. Akşamları, tüm köy sakinlerinin şarkılar söylemek ve dans etmek üzere toplandığı köy meydanını aydınlatan ateş dışında ışığa rastlanmıyor. Televizyonun gölgesine bile rastlamak imkansız, çünkü köy sakinleri televizyonu kesinlikle yasaklama kararı almış.
Bu haber, bir kereliğine de olsa siyasi gerginlik haberlerinin yerini alarak Türkiye'deki gazetelerin ilk sayfalarını kapladı. Gerekçe mi? Çünkü televizyon, sadece Şenyuva'da değil bütün Sal Yaylası'ndaki insan ilişkilerine zarar veriyor. Uzun süredir sadece radyo aracılığıyla haberleri izleyen ve Şenyuva'ya kısa mesafede bulunan Çamlıhemşin ilçesi sakinleri de bu örneği izlemeyi düşünüyor. Şenyuva Muhtarı Atilla Güneri, "Evinde televizyon bulundurmama konusunda herkes kendi kararını özgürce verdi. Günlerimizi nesillerdir yaptığımız şekilde geçiriyoruz. Atalarımızı anıyoruz, geleneklerimizi canlı tutuyoruz, şarkı söylüyoruz ve dans ediyoruz. Hava güzel olduğunda hep birlikte gün batımını izliyoruz ve açık havada, ateşin önünde yemek yiyoruz" diye konuşuyor.
Hakkında hiç konuşulmayan, saklı bir Türkiye'den gelen bu haber pek çok kişide merak uyandırdı: Karadeniz'in kobalt mavisi ile dağların yeşili arasında sıkışıp kalmış bu sınır topraklarında halk, balıkçılık ve tarımla geçimini sağlıyor. Bir zamanlar azınlıkların toprakları olan bu alanda yüzyıllardan bu yana yaşayan etnik gruplardan geriye kalanlar, bugün hâlâ burada yaşıyor; geleneklerini muhafaza etmek ve büyük kentlere gitme kararı alan gençler sorununu çözmek için her gün katı bir savaş veren birkaç bin kişiden oluşan gruplar söz konusu.
Burası, Ege kıyısında yaşayan Türklerden, Anadolu halkından ve her yıl ülkeyi işgal eden turist akınından uzak, Karadeniz halkının toprağı: Türkler, Pontus Rumları, Gürcüler, her ikisi de Kafkas kökenli Lazlar ve Hemşinliler. Her biri kendi dili, yemekleri, dansları, gelenekleri, yanlış ellere düşmemesi gereken değerli bir mücevher kutusu gibi gözetilen topraklarıyla... Artık hemen hemen hepsi İslam'ı seçen ancak ülkenin en fazla içki içenleri olarak kabul edilen ve ekseriyetle köylerinde camiye rastlanmayan Lazlar düşünülürse buralarda din, ille de bir sınıflandırma unsurunu temsil etmiyor.
Şenyuva sakinleri, yaptıkları protestoyla bundan birkaç yıl önce de gündeme gelmişti: Köye elektriğin getirilmesine karşı çıkmışlar, köye elektrik taşıyan kabloların toprak altından geçmesi ve yaylalarının zarar görmemesi için çalışmaların köyden birisinin gözetiminde yapılması şartlarıyla buna razı olmuşlardı.
Büyük şehir merkezlerindeki yaşam tarzını taklit etmek ya da kendi geleneklerine uymamak söz konusu bile olamaz. Burada kimlik, giyim-kuşamdan kişiliğe kadar çeşitli yollarla ifade edilen bir değer. Buralara yolu düşenler, kuralları kabul etmesi şartıyla kibarca karşılanıyor. İsrailliler bunu iyi biliyordu; Ankara-Kudüs ilişkileri bozulmadan önce her yıl binlerce İsrailli turist, tatil için Artvin ve civarını tercih ediyordu. Türkiye bunu daha yeni öğrendi; ne zaman ki rezervasyonlar yüzde 80 oranında düştü ve bölge sakinleri, Recep Tayyip Erdoğan idaresindeki hükûmeti, İsrail karşıtı dış politikasıyla kendilerini iflasın eşiğine getirmekle suçladı, o zaman öğrenildi.