Son Haberler
10.02.2012 Cuma 08:00
USD 1,7550 EUR 2,3310 EUR/USD 1,3282 IMKB100   60162/%0,00
ISTANBUL Cuma: -1°C/3°CCumartesi: -1°C/5°CPazar: 1°C/6°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

Lale Mansur: En büyük lüksüm, düşündüğümü söylemek
Lale Mansur, HaberX okurları için Hülya Okur’un sorularını yanıtladı: Ben müslüman olsam ve başımı örtmek istesem kimse beni tutamaz… Sivil yargı, askeri yargıyı yargılamalı… Bizimki sünni bir devlet alevilerin bile canına okuyor… Hollywood sinemasını sevmiyorum… Hayalimdeki rol transseksüellik… Taraf gazetesini alıyorum… Baykal’ın hiçbir inandırıcılığı kalmamış… 13.07.2009 10:27

“Hani Akrep- Ahtapot hikayesinde, Akrep’in son nefesini verirken, “Evet işte ben bunun için kendimi feda ettim”dediği şey var ya, hani fark edilmeyi bile bekleyemeyen, hani baktıkça bakmaktan korktuğunuz güzellikler vardır ya, onda bu güzellik bir semaverin içindeki lezzet gibi, arkasından yürüyüp gelen her özelliği ile bir Hüsn-aver. Yani güzelliği çoğaltan, güzellik veren. Ne başından ayrılasınız geliyor, ne de bırakıp bu diyarları gidesiniz. Onda aslında hayat okulu denilen bir dişi iktidar havası da mevcut. Öyle ki yönettiği ülke kendisi. Şimdi sizi bir Lale Mansur ülkesi seyahatine çıkartıyorum….” 

“BABAMIN HİÇBİR DİSİPLİNİ BANA SÖKMEDİ.”

Korgeneral rütbesiyle TSK’nden emekli olan babanız Danyal Yurdatapan ve Çanakkale savaşına katılan dedeniz Servet bey ile çok mu disiplin altında bir çocukluğunuz oldu?

Dedem ben doğmadan çok önce öldü. Üç ağabeyim ve ben son kızım, tahmin edebileceğiniz gibi babamın hiçbir disiplini bana sökmedi. Çok rahat bir çocukluk geçirdim. Onlar değişik bir asker türüydü, babam ilk öğrenim yıllarını Fransa’da okumuş, bütün aile Osmanlı paşalarından geliyor, gerçi aristokrasi yok bizde ama iyi eğitim görmüş, babaannem birkaç dil konuşuyormuş, babam 11 yaşındayken vefat etmiş falan ama daha değişik bir çevre ve eğitimden geçmişler ve onun için pek askeri bir durum yoktu bizim evde.

“AŞK DUYABİLECEĞİM BİR İŞ İSTEDİM”

Askeri vesayet altında değildik”dyorsunuz. Peki ağabeyiniz Şanar Yurdatapan size "sen işinin en iyisini yapmaya çalış." derken siz epeyi kimlik sorunu yaşadınız. Derken Oxfor’da yüksek ingilizce görüp çevirmenlik yapmak fikrinden çok daha heyecan verici bir olay için vazgeçtiniz. Oyunculuk. Oyunculuk kendinizle uğraşmanızın son perdesi miydi?

Evet dansçı olduğum senelerde ben başrol oynarken ortalık kan gölüydü. Ben Giselle oynuyorum ama hayatın kendisinden çok kopuk bir şey yaşıyordum. Oxford, çok sonra, o baleyi bırakırken, baleyi bırakırken değişik meslekler düşündüm, bir sene psikoterapiye gittim, ben kimim, hayattan ne istiyorum gibi soruları cevaplamak üzere, Cem Oxford’daydı, Oxford orkestrasının başındaydı, o sırada değişik meslekler geçerken aklımdan düşündüğüm bir şeydi oyunculuk. Heyecan verici değil de gerçekten aşk duyabileceğim bir iş istedim, iş olsun diye iş yapmak istemedim, bütün geçmişimi, deneyimimi de çöpe atmak istemedim, onun için zaten psikoloji okuyum, dans terapi yapıyım, şunu, bunu yapayım gibi bir arayış içindeydim. Sonradan oyunculuğa karar verdiğimde çok doğru bir karar verdiğimi hissettim. Çok mutluyum, çok doğru bir karar vermişim gerçekten. Yok ne istediğimi daha iyi biliyorum, kendimi daha iyi tanıyorum, zaten oyunculukta da kullanılan o kadar çok psikiyatr da kullanılan yöntem var ki, kendinizin peşini bırakmıyorsunuz artık kolay kolay. Kim olduğunuzu, ne yapmakta olduğunuzu, hatanızı, iyi kötü taraflarınızı….daha farkında olarak yaşıyorsunuz hayatı.

“BALENİN PARA BOYUTUYLA İLGİLENMEDİM”

1979’da  toplumsal olaylar baş gösterirken dansçılık yapıyordunuz, hatta Giselle’de başrol oynuyordunuz. Parmak uçlarınızın dokunamadığı şeyler mi olduk ki baleyi terk ettiniz? Çünkü bildiğim kadarıyla bale çok kazandıran bir meslek değildir.

Terk etmedim, çok sonra bıraktım baleyi, oyunculuktan önce bırakmaya karar verdim çünkü bale bilemediniz 10 yıl daha dans edebilirdim, belli bir yaş sınırı var, onun ötesinde ya eğitmenlik yapmak zorundasınız ya koreografiye yöneleceksiniz. Ki koreografiye yönelmek gibi bir şey olsaydı, eğer kendimi o şekilde ifade etmek isteseydim, çok daha önceden o tarafa yönelirdim, kendi kendine gelişti her şey ve böyle oldu. Balenin para boyutuyla ilgilenmedim, karnım doysun, lüks meraklısı bir insan değilim.

“KİMSE DE BENİM TAPUMU ALAMAZ”

“Kendime yakıştıramadığım tek şey”dediğiniz halde Müzisyen Cem Mansur’la ve Atilla Özdemiroğlu ile evlilikleriniz oldu. Fakat her ikisinde de aldatan yada aldatılan konumuna sokuldunuz. Bunun birlikte olduğunuz insanı özgür bir insan olarak görmenizle ilgisi var mı?

Kendime yakıştıramadığım tek şey o imzayı atmak yoksa birlikte yaşamak değil çünkü Atilla’yla da çok güzel bir hayatımız oldu, ayrıldık, Cem ile de çok mutlu bir şekilde 27 yıldır birlikteyim, ama niye Belediye’nin iznine tabi olayım, onu yakıştıramıyorum, yoksa birlikte olmakla ilgisi yok, yine birlikte yaşardık. Toplumsal bir klişenin içinde olmayı kendime yakıştıramıyorum. Aldatan, aldatan yerlerinde görmüyorum kendimi, ben kimsenin tapusunu almıyorum. Kimse de benim tapumu alamaz, dolayısıyla aldatmak olarak görmüyorum ben. Herkes istediğini yaşar, zaten böyle söylemeseniz de herkes istediğini yaşıyor, onun için hiç öneli değil.

“AKILLARININ BİR KÖŞESİNDE BANA BİR ROL VERMESİ ÜMİDİYLE SÖYLEDİM”

Esas yaşam öğenize geçiş yapalım…Ömer Kavur, Atıf Yılmaz, Yusuf Kurçenli’ye dediniz ki: "Ben oyunculuk dersleri alıyorum, bana göre bir rol olursa, aklınızda bulunsun."demiştiniz. Bu sözlerin hayatınızın repliği olacağını düşündünüz mü? Bu teklifi götürürken ünlü yönetmenlerde nasıl bir tesir bırakmayı ummuştunuz?

Akıllarının bir köşesinde bana bir rol vermesi ümidiyle söyledim. Başka bir ümidim yoktu, çalışıyorum ve bana göre bir şey olursa beni de düşünsünler diye… Ama şanslıydım, tesadüfen ve o sırada Atıf ağabeyin film çekiyor olması, onun arkasından da düş gezginlerini de çekecek olmasında bazı şeyler bazen iyi yan yana geliyor,..

“KENDİME GÜVENLİ DEĞİLİM”

Ama sizin en büyük haleniz de kendinize aşırı güveniniz sanırım…

Yok tam tersine. Kendime güvenli değilim. Yeni bir filme başlıyorum, bütün rüyalarımda kendime : “Çok kötü oynamışsın, filmi rezil etmişsin”diyorum, nasıl üzülüyorum, o kadar da çalıştım, olmadı, ne yapayım yapamadım” diyorum..Hiç öyle güvenli değilim, ama bir arzu ve istek var ve bunun gerektirdiği çalışmayı da yapıyorum. Sadece öyle heveslenip oturmak değil, bayağı çalışıyoruz, halen çalışıyorum, yarın bir workshop’a başlayacağım, Amerika’daki hocamın sistemini öğreten New York’tan bir hoca geldi, 6 günlük workshop veriyor, filimde de benim 6 günlük işim yok, hemen o arada çalışacağım, oldum bittim gibi bir şey yok oyunculukta, sadece kendi yapabileceğimin en iyisini yapmaya gayret ediyorum.

“BENİM JENERASYONUMDAN HERKES KONSERVATUAR MEZUNUYDU, BİRAZ ZORDU POZİSYONUM”

Ve ilk uzun metrajlı filminiz "Düş Gezginleri" ile 1992’de Antalya Altın Portakal Film Festivalinde "en iyi kadın oyuncu" ödülünü kazanmıştınız. Ödül almak bir tiyatrocunun da dediği gibi sizin kötü iş yapma hakkınızı elinizden alan bir şey mi oldu?

Biraz zordu pozisyonum. Benim jenerasyonumdan herkes konservatuar mezunuydu, ya şehir tiyatrosu, ya devlet tiyatrosundan bayağı deneyimleri var, hem film, hem tiyatro, o zaman ben daha sahneye çıkıp rol almamıştım, ilk yaptığım işti. Dolayısıyla bayağı bir sorumluluk yükleniyor tabi çünkü bundan sonra gelecekleri berbat etmemek gerekiyor, onun için de her sene gidip Amerika’da çalışıyordum, Eric Moris’le. 92’den bu yana 10-11 kere gittim herhalde. Bazen 3 gün için bile gittiğim oldu, özel bir workshop için. Genellikle çok yoğun workshop var ve önce çalışıp sonra dönmek şeklinde programlıyorum. Bu sene de onun bir asistanı geldi onunla başlayacağım çalışmaya.

Amerika-Avrupa rüyası içinde miydiniz ki oyunculuk eğitimlerinizi oradan aldınız? 

Yoo şöyle bir şey söyleyeyim: Bir kere kendini geliştirmek için daha iyi yapabilmek için değişik şeyler öğrenmek ve çalışmak gerekiyor ama onun dışında keşke keşke tabi. Buradaki oyuncularla yurtdışındakileri kıyaslayamayacağım, çünkü bu ancak tiyatroda olabilecek bir şey. Çünkü filimler için bunu yapmak çok büyük haksızlık. Çünkü onların imkanları ile bizim imkanlarımız o kadar birbirinden farklı iki ayrı dünya ki!
İmkanları göz önünde bulundurarak belki de az sonra söyleyeceklerimi sarf etmiştiniz…"Olağan Mucizeler" İngiltere’de, Barış Pirhasan’ın yönettiği O da Beni Seviyor adlı film Macaristan’da çok ilgi görmüştü. Yabancı aktrislerden eksik bir yanınız olduğunu düşünüyor musunuz, bunu Türk tiyatrosu olarak genel anlamda da yanıtlayabilirsiniz
Türk Tiyatrosunda çok iyi oyuncular ve yönetmenler var, tiyatro çok iyi durumda. Tiyatroda çok yetenekli oyuncular var ve çok güzel işler çıkıyor.

“BENİM RÜYAM BENDEN ÖNCE KOŞUYOR, BEN ÇALIŞARAK ONUN PEŞİNDEN KOŞMAYA ÇALIŞIYORUM”

Kendimizi geride görmeyelim ama Edinbourg serüveni için dünyanın en acımasız seyircisinin karşısına, onların dilinde oynadığınız oyunu cahil cesareti olarak nitelemiştiniz.  Daha iyisi olduğumuzu neden düşünemiyoruz?

Yok dehşete kapıldım, çünkü benim ana dilim değil, önce oyunu İngilizce’ye çevirdik, sonra 1 ay Londra’da, Natıonal Theater’ın ses hocasıyla(Kubilay) çalıştık. Sonra oyunu açtık Edinbourg’ta, o sırada hep bir şeylerle uğraşıyordum ve çalışıyordum, fakat oyundan bir hafta geçtik, biraz sakinleştik, rutine girdik, bir sabah bir uyandım, Edinbourg’tayım, İngilizce oynuyorum. Dedim: “Ya sen neyine güvenerek geldin buraya, maddeli misin nesin, nasıl yaptın bu işi”diye sordum kendime  bir korktum, bir ödüm patladı…Anca akşam üstüne doğru zor atabildim o duyguyu üzerimden, benim rüyam benden önce koşuyor, ben çalışarak onun peşinden koşmaya çalışıyorum. Sonra aniden bakıyorum ki gerçek ve o hayallerimden biriydi açıkçası. O festival tiyatro için çok önemli bir festivaldi ve orada İngilizce bir Türk Tiyatrosu olarak oyun açmak biriydi hayallerimden.

O hayallerinizin nereye kadar uzanabileceğini sormak istiyorum aslında mesela oyun yazarlığı…?

Hiç ilgisi yok. Oyunculukla oyun yazarlığı birbirinden çok farklı iki şey, Yazarlıkla oyunculuk birbirinden zaten çok çok farklı iki şey.

“İYİ BİR OYUNCUNUN, İYİ BİR YAZAR OLMASI GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNMÜYORUM”
Çünkü oyunculuğun okulu aşamasına ancak o zaman gelinebiliyor. 

Yok, öyle bir şey düşünmüyorum yani iyi bir oyuncunun iyi bir yazar olması gerektiğini düşünmüyorum. Bunun çok fazla örneği var. Çok iyi oyuncular ama yazar değiller. Bu ikisi ayrı noktalar, şart değil, bizim ülkemizdeki gibi hem yazar hem müzisyen hem oyuncu hem gazeteci hem filozof…Hiç böyle bir şey gerekmiyor, herkes kendi işini doğru dürüst yapsın yeter bence. Özel yetenekler olur tabi ki, hem şarkıcı hem oyuncu olması çok yakın birbirine, çok yakın bir kombinasyon olabilir ama bizde maşallah herkes her şeyi yapıyor, her şeyi de biliyor…

Peki size de biçilen roller vardı mesela…"Düş Gezginleri filmindeki fahişe rolünden Türkiye’nin aranılan fahişesi olmaktan rahatsızlık duymuştunuz.. Bir komedyenin sevişme sahnesinde yer almaması gibi ayrılan gruplarda sizin prensipleriniz oldu mu?

Komedyenler için öyle bir şey yok, bir oyuncu hepsini oynar, çok uzun süre aynı tür oynamak onların kendi seçimi. Bir oyuncu dram da oynar, komedi de. Komedi en zorudur ayrıca.
“‘SOFİ’NİN SEÇİMİ’ VE UĞUR YÜCEL’İN, ‘YAZI- TURA’SINDA OYNAMAK İSTERDİM”

‘‘Nihavend Mucize’’ bu fahişe rolünü üzerinizden atmanıza çok yardımcı olmuştu. Zeki, sivri dilli, enerjik bir iş kadınını oynadığınız oyun gibi minnet borçlu olduğunuz oyunlarınız oldu mu?

Hiç böyle bir şey düşünmedim açıkçası. Henüz hala çok arzu ettiğim şey, hangi film de oynamak isterdiniz diye sorsanız, ‘Sofi’nin Seçimi’ diye bir film vardı mesela öyle bir filmde oynamayı çok isterdim, bu kadar soy kırımla ilgili film yapıldı ama onun kadar beni etkileyen olmadı, kör gözün parmağına, o konuyu mıncık mıncık hissetmediği film gördüm ama hiçbir şey hissetmedim, halbuki burada çok ilgisiz bir noktadan kadının aslında seçimi, çocuklarından birini seçmek oldu, korkunç etkilenmiştim. Böyle bir filmde oynamayı çok isterdim. Türkiye’de de bunca problem var. Mesela Uğur Yücel’in, ‘Yazı- Tura’sında bana göre rol olsaydı yer almayı çok isterdim çünkü Vietnam sendromuyla ilgili hiçbir şey yapılmadı, gerçi şu anda da hiç yapılmayan bir şeyde oynuyorum, çok memnunum, çok iyi bir senaryo şu an ki çalışmamdan, ‘Kutu’ diye bir film. Minnet duymadım…

HİÇBİR ZAMAN BAŞKALARIYLA YARIŞTIRAMAM KENDİMİ

“Yani bu rolü benden iyisi alamazdı, bu filme de en çok ben yakıştım”demediniz.

Hiçbir zaman hiçbir film için ve hiçbir rol için bunu düşünmedim, çünkü herkes tek ve kendine özgü. O daha iyi, bu daha kötü diye bir şey yok ancak o rolü oynasaydı görebilirdik, hiçbir zaman başkalarıyla yarıştıramam kendimi, kendi içimde kendimle yarışırım bir tek.  En son hatırla sevgili dizisinde ilk defa böyle  ciddi bir çalışma yapılıyor, memnundum böyle bir projede yer almaktan

Ama çekimleri sırasında ayrıldınız o diziden…

Ayrıldım çünkü şartlara dayamadım, istediğim gibi oyunculuk yapamadığım için ayrıldım, kendimden mutlu olmadığım için ayrıldım, yoksa bence çok önemliydi, çok doğru ve çok önemli bir iş yaptı Tomris.

“OYUNCULUK GERÇEK BİR YERDEN GELİYOR “

Hep toplumsal duyarlılık noktasına geliyoruz, onu da muhakkak irdeleyeceğiz, İlk tiyatro oyununuz David Mamet’in yazdığı ’Oleanna’ adlı oyunda profesörle öğrencisi arasında geçen bir ilişkiyi anlatırken, oradaki karakterin sizinle taban tabana zıt olduğunu söylemiştiniz. “Oyuncu olmak zor değil, oyuncu olduktan sonra rol yapmamayı başarabilmek zor” diyenlerden misiniz?

Evet ben de oyunculuğun gerçek bir yerden geldiğine, öyle kaş, göz süzmekle ilgisi olmadığına, çok derin ve içsel bir yerden geldiğine inanıyorum. Kendimi beğendiğim nadir anlarda, yaptığım filmlerde veya oynadığım oyunlarda, onların hepsi gerçek bir yerden geliyordu. Sahtekarlık yoktu içimde, öyleymiş gibi yapmıyordum yani.

Şener Şen’le ‘‘Amerikalı’’, Zuhal Olcay’la ‘‘Çatısız Kadınlar’’ gibi filmlerde yer alırken kendi hayatınızdan kaç film çıkabileceğini düşündünüz?Ya da sizden en fazla kaç rol çıkabileceğini?

Yapmadığım çok şey var…

“HAYALİMDEKİ ROL TRANSSEKSÜELLİK”
Aslında bunlardan biri transseksüellikti,  bu kendi kendinizi tanımak yolundaki ilerleyişiniz mi yoksa öyle yaşayanların oyunculukta özendirici bir yanı olmayacağına inancınızdan mı yapmak istediniz?

Evet hayalimdeki rol transseksüellikti, çok çalışmıştım ve onun için onu oynamayı çok isterim. Hiç öyle bir şeyden dolayı değil, çok acı çekiyorlardı, bir sürü problemler yaşıyorlardı, onlarla dayanışmak için birkaç eylemlerinde yanlarında yer almıştım, sonra bir gün dedim ki: “Çalışıyım böyle bir rolde belki oynarım” Yoksa katiyen onların yaşantılarını özendirmekle, özendirmemekle ilgisi yok.

“BEN MÜSLÜMAN OLSAM VE BAŞIMI ÖRTMEK İSTESEM KİMSE BENİ TUTAMAZ”

Sizin, Şanar beyin ve Zuhal Olcay’ın başlattığı “düşünceye özgürlük herkes için” kampanyası Erbakan’ı da kapsıyordu. Bu özgürlüğün herkes için aynı anlama gelmediğini anladınız mı ilerleyen zamanda? Mesela Metin Uca başörtülü kızların %1’lik dilimine karşı örtüsüzlerin sorunlarıyla uğraşılmadığının derdinde.

Biz başlatmadık hiç. Şanar evet, Zuhal ve ben imzacıyız. Hayır. Eğer ben Müslüman olsam ve başımı örtmek istesem kimse beni tutamaz, bu yüzden de okuma özgürlüğümün elimden alınmasını hiç istemem. Özgürlük, düşünce özgürlüğü bağlamında evet ama eğer bu bir suça teşvikse, onların zaten kanunda ayrı yerleri var. Yani düşünce suçu adına başka bir şeye azmettirmekse yapılan şeyler, onun ayrı yeri var suç kanununda, hayır öyle düşünmüyorum, halen pek tabi ki hakları var. Bir sürü kampanya var, ‘Haydı kızlar okula’ Liseden sonra baş örtülüler sağa, baş örtüsüzler sola…Bunlar kafanın içinin ne kadar kapalı olduğuyla ilgili şeyler. Saçı açık olması, dekolte bir şey giyebiliyor olması, onun açık bir kafası olduğunu göstermez ve inanç hiçbir zaman tartışılmayacak bir şey. İnançla başa çıkamazsınız, ben inanmıyorum ama inananlara son derece saygım var, bu mantıkla yürüyen bir şey değil çünkü.

“BÜYÜK DİNLER KADAR DÜNYAYA KÖTÜLÜK YAPAN BİR ŞEY YOK”

Belli bir grup ve izleyici kitlesini düşünerek oyun yazan William Shakespeare gibi düşünmüyorsunuz. Sizin gibi düşünmeyenlerin sizi sevmemesine razısınız. Özellikle Müslüman değilim derken bunun bir kayba yol açacağını gördünüz belki de. Peki tiyatroya inanç gözüyle bakanlar için, öz yoksa söz de uçar gider diyenlere karşı kalıcılığınızı nasıl sağlayacaksınız?

Öz illa dini bir şey olması gerekmiyor. Bu büyük dinlerin bu dünyaya yaptığı kötülük kadar başka çok az şey kötülük yapmıştır bu dünyaya. Güya Müslümanlık, güya Hıristiyanlık adına işlenen suçlar korkunç. Bunu biraz sanat tarihi, biraz tarih okuyan görüyor. Tiyatronun illaki özü mü olması gerekiyor, hiç sanmıyorum.

Tiyatronun tapınmaktan, tapınaklardan ve inançtan doğduğu söylenir ya…

O o zaman ilk çağlara, taş devrine dönmek lazım.

Peki sizce insanları bir araya toplayan, idare eden şey o büyük dinler dışında ne olabilirdi?

Bu dinlerin kullanış şekilden bahsediyorum, Hıristiyanlık adına haçlı seferleri yapılıyor, yağmalamak için, o zaman Bizans zengin, refah toplumu, burayı yağmalamak için palavra. Bunun gibi çok şey olup bitiyor ki, din adına yapılıyor ama bunu yapanlar iyi bir dindar sayılamaz aslında.

"Ben oyumu Anayasa Mahkemesi’ne vermedim" demenizi, Hıncal Uluç, “Ey entel sanatçımız, senin oyunu istemediler ki” diye hicvetmişti. Sizin oyunuzu küçümseyen insanlara karşı boşuna mücadele verdiğinizi düşündüğünüz oldu mu?

Size bir soru soruluyor, siz de ona kendi fikrinizi söylüyorsunuz, başka biri de bunu eleştiriyor, eleştirebilir. Şu an ki tartışmalara bakın ya!

“SİVİL YARGI, ASKERİ YARGIYI YARGILAMALI”

Hükümet sivil yargıyı güçlendirirken, askeri yargıyı kısıtlayan bir karar aldı, Gül’ün onayladığı, barış zamanında askeri yargıya koyduğu bu engelli kararı nasıl yorumlarsınız?


 


Sivil yargı askeri yargıyı yargılamalı, her şeyden önce evrenin yargılanmasını bekliyorum, bu kadar insanın hayatına mal oldu, darbe yaptı ve suç işledi, tepki bekliyorum, askeri yargı mı  evreni yargılayacak, gördük.. en son Albay Öz olayında hemen hop üstünü kapattılar, koydular kenara, ayrıca nasıl başka türlü yapabilirler, emir komuta zincirindeki bağımsız bir şeyden bahsetmiyoruz, ne yapsınlar, bir takım insanlar 93’ten beri darbe yapmaya hazırlanıyorlar, daha hala Ocak’ta hazırlanan raporu gördük, tabi ki bunlar sivil mahkemede yargılanacaklar, bu ordu dediğiniz şey, bizim paramızla var olan bir şey. Ve bütçeden en büyük payı alan kurum, ordu. Ektikleri mayınları bile temizlemiyorlar ama en büyük payı almaya devam ediyorlar. Bizim halbuki eğitim, sağlık gibi bir çok konuda para harcamamız gerekirken en büyük parayı alıyorlar ve bizim oylarımızla seçtiğimiz AKP’yi (ben oy vermedim ama bir sürü insan verdi)al aşağı edecek. Yok böyle bir şey, daha doğrusu demokratik bir ülkede yok. Biz demokratik ülke değiliz, ayrıca laiklik elden gidiyor diyorlar, laik bir ülke de değiliz. Buyurun ruhban okulu açılamıyor, laik falan değiliz.

“BİZİMKİ SÜNNİ BİR DEVLET ALEVİLERİN BİLE CANINA OKUYOR”

Laikliği din haline getiren tapınan kişileri eleştiriyorsunuz. Peki laiklik ritüeller dışında nasıl yaşanmalı sizce? Laikliğin suya dayanıklı makyajı nasıl olmalı?

Bir kere Diyanet İşleri diye bir şeyimiz var, hani nerede Alevilerin, Ortodoksların kurumu, bu Sünni bir devlet, Alevilerin bile canına okuyor. Laik bir devlet değil bizimki, onun için laiklik elden gidemez çünkü yok. Laiklik dedikleri laiklik değil, eskiden komünizm gelecek diye bir korku vardı, aslında öyle bir tehlike olmadığı yıllar sonra çıktı ortaya, şimdi de aynı şekilde şeriat gelecek diye bir şey var. İngiltere, Avrupa’da bir sürü ülke var ki gerçekten laik.

Atatürk’ün laik olduğumuzu söylediğinde bile inandırıcı olmadığını mı söylüyorsunuz?

Değildik. Her zaman askerin yeri başka bir şeydi, teşkilatı mahsusa dan bu yana bu gelenekle gitti.

“AMERİKAN- HOLLYWOOD SİNEMASINI SEVMİYORUM”

Arkadaşlarınız sizin için “Önce düşler, sonra gerçekleştirir”diyor. Oyunculuğunuzun ülke sınırları dışına çıkması da düşlediğiniz bir şey miydi?

Pek Amerikan- Hollywood sinemasını sevmiyorum. Avrupa sineması, İran sineması…İlgilendiğim başka şeyler var. Ve orada gerçekten iyi bir filmde yer almayı çok isterim. Çok arzu ederim, bakalım nasıl çalışıyorlarmış? Bunu bir görmeyi isterim tabi.

“SİLAHA ELLEMEM BEN AMA O SİLAH DEĞİL LAMBAYDI”
Sizin de nasıl çalıştığınızı onlar görmeli tabi..Eski bir top mermisini abajur olarak kullanmanız başınıza iş açmıştı. Hatta bu lambanın patladığına bir kişinin yaralandığı haberlerinin yapılmasına kadar varmıştı. Bu tür antikalara merakınız yani  silaha, ateşe yada savaşa olan kan bağınızdan mı?

Balistikte. Benim değil, Allah Korusun, silaha ellemem ben ama o silah değil lambaydı, bu bayağı şapkası olan, orada lamba görevini gören bir lambaydı, Cem’in babaannesinden kalma, birinci dünya savaşından kalmış, eskiden yokluktan boş kovanları, büyüklerini şemsiyelik, ufaklarını üstüne şapka koyup lamba yaparlarmış, benimle hiç alakası yok, ne lamba benim..ne başka bir şey. Lambada temassızlık var, şapkasının aynısının yenisini istiyorum dedim, altına bir levha koyalım dediler, daha sağlam olur dediler yaptılar, iyi işlesin istiyorum dedim, ondan sonra da karakoldan aradılar, siz bomba satmışsınız diye….


“EN BÜYÜK LÜKSÜM, DÜŞÜNDÜĞÜMÜ SÖYLEMEK”

Epik Tiyatro içinde bulunma isteğinizi gerçek hayatta uyguladınız belki de. Baskın Oran’ı seçim kampanyasında destekleyenler arasındaydınız. Sizin bir siyasi hareketi tek başına sırtlanmanız çok mu zor?


Katiyen, hiç alakam yok ve istemem, siyasetçi olmanız için mecburen yalan söylemeniz gerekiyor, her şeyi söyleyemezsiniz, benim de hayatta en büyük lüksüm..Ben çok iyi yalan söylerim ama kamera karşısında.  En büyük lüksüm, düşündüğümü söylemek. Zaman zaman genç sivillerin birkaç davetine katılıyorum, şimdi taş atan çocuklar için çalışıyorum, zaman zaman insan hakları derneğinin çocuklar için basın toplantılarına katılıyorum, onun dışında siyasetçi olamam.

Tunca Yönder ile ‘‘Yorgun Savaşçı’’, Mahinur Ergun ile Artist Palas, Çatısız Kadınlar ve Nasıl Evde Kaldım’da Osman Sınav ile Mavi Düşler’de, oynayarak televizyonunda ışığına yansıdınız. Sizi seyirciyle buluşturan mekanın hiç önemi olmadı mı ya da tiyatroya özel bir vefanız oldu mu?

Tabi ki tiyatroyu çok seviyorum, bütün oyuncular tiyatroyu tercih eder, dur durak yok, bir başlıyorsun, sana kalmış artık, kes, dur, başla diyen yok, bambaşka bir şey, ama film de öyle, televizyon tabi ki daha geriden geliyor, habire bir şeyi o haftaya yetiştirmek endişesiyle o kadar titiz çalışılamaya biliniyor onun için tiyatroyu ve sinemayı tercih ediyorum.

“BİRLİKTE ÇALIŞACAĞIM YÖNETMENİN SAMİMİ OLMASI YETERLİ”
Ömer Kavur’la ‘‘Karşılaşma’’nız vardı. Velvelesi olmayan, yüksek sesle konuşmayan, az konuşan, konuşmayı yarattıkları eserlere havale eden, okuru ve seyirciyi tuzağa düşürmekten kaçınan insanları çalışmak için seçmenizin özel bir nedeni var mı?


Ömer çok inandığım bir yönetmendi, çok mutlu oldum birlikte çalışmaktan, bir kısa film yaptık bir de uzun metrajlı film yaptık beraber, son filmiydi Karşılaşma, daha önceki de Buluşma’ydı Zuhal’le birlikte oynamıştı. Yönetmenin samimi olması yeterli. Çok gürültücü, çok neşeli ve çok büyük enerjisi de olabilir ama samimi olması önemli benim için.

Peki sizinle çalışmak isteyenlerin düşünmeleri ve tahsis etmeleri gereken şeyler neler?


Çekimden bir gün önce gelmemeleri. Yok canım öyle de olabilir, eğer gözüm keserse o da önemli değil ama rolün eğer beğenirsem küçüğü, büyüğü olmaz.

“TARAF GAZETESİNİ ALIYORUM”
“Ben kendime gazete yapıyorum. Bazı gazetelerden okuduğum yazarlar var kaçırdıklarımda birikmiş yazılarını okuyorum” diyorsunuz. Bunu tek gazetede toplamanın esasları nedir size göre?

Bir kere haber almak diye de bir şey var ama sadece haber almayı da beklemiyorum. Şu an da Taraf alıyorum. Şu an da bazı yazarları internetten olmadan Radikal alıyordum, internet olmadan bir şeyi seçmek gerekiyordu, günde dokuz tane gazete alıp okuyamayacağıma göre internet çok iyi oldu, o konuda görüşünü merak ettiğim insanlar var, onların ne dedikleri beni ilgilendiriyor, onların yazılarını kaçırmak istemiyorum,ee bunların biri sabah’ta, biri milliyet’te…derken onları girip yazar olarak takip ediyorum. Her gün okuyamıyorum ama bir kere girdiğimde diğerlerini de okuyorum.

BAYKAL’IN HİÇBİR İNANDIRICILIĞI KALMAMIŞ, SOSYALİST ENTERNASYONALDEN ATILDI VEYA ATILMAK ÜZERE. ERDOĞAN, KIZDIĞI ZAMAN ROLÜ MOLÜ UNUTUYOR BENCE “

Rolle gerçeği çok iyi ayırt etmenizden, kimin rol kesebildiğini çok iyi gözlemleyebileceğinizden dolayı Reccep Tayip Erdoğan’ı, Bahçeli ve Baykal’ı oyuncu gözüyle tasvir etmenizi istesem…

Çok demode oyuncular vardır, çok eski tip oynarlar, artık oyunculuk bile denemez ona. Deniz Baykal buna çok iyi bir örnek, artık hiçbir inandırıcılığı kalmamış, sosyalist enternasyonalden atıldı veya atılmak üzere.  Kendine demokratım diyor alakası yok falan. Bir de gitmesi isteniyor ama gitmiyor da, yani “yeter bu rolü oynadığın, güle güle”diyorlar ama “hayır illa ben bu rolü oynayacağım” diyor ve devam ediyor, ve bunu da becerebiliyor. Tayyip Erdoğan, kızdığı zaman rolü molü unutuyor bence. Kızdığı zaman hakim olamıyor kendisine, büyük bir ihtimalle planlanmamış bir şeyler yapıp söylüyor. Bahçeli için de çok önemi bir şey yaptı, MHP’yi sokak teröründen ve mafyatik işlerden kurtardı, şu anda o işler alperen ocaklarına geçti o işler. Yani MHP’nin gençlik kollarını önemli ölçüde kontrol altına aldı, çok önemli bir şey yaptı.

YORUMLARINIZ
Deli Dervis - 13.07.2009 23:25
Kazim Bey, <br>Agzimdan tasi cikarip konussam daha guzel olurdu ama o mertebede olmak baska kimseye nasip olmayacak Hz.Ebubekir efendimizden ( magara arkadasi) baska. Lutfen sozlerinizi dikkatli secin, agziniza bir tas almaya calisin sizde ve okuyup konusalim, benim ailemde kendini alevi diye tanimliyor, bu kendi bakis acilari, sizde kendinizi sunni olarak tanimliyorsunuz, Iranlilarda sii olarak, Yanliz rabbim sizleri ister Iranli, ister Isvecli, ister Belcikali ya da Cinli kendine gonulden bagli olanlari Hizb-Allah diye adlandiriyor (58/22). Baska ayrilik yok.... Allah (CC)hizb-Allah’tan ayirmasin. Kimseye de bu ismi Lubnanlilarin yaptigi gibi bir partiye koyma hakki da vermesin insallah. Rabbimin nurunuda siyasete, ayriliga, tarikata karistiranlar da okutmak yerine dinletmeyi, kendilerine tabi olunmasini ve hur iradesiyle insanin kendisini bulmasina izin verin... Sizlerde biraz okuyun.
Selami Karabulut - 13.07.2009 21:53
Söyleşilerini, özgün ve anlamlı sorularıyla çok güzel yönetiyor,Hülya Okur. Her söyleşisi çok boyutlu ve derinlemesine bir çalışmanın ürünü. Dolayısayla Hülya Okur’un, bu alanda önemli bir boşluğu doldurduğu kanısındayam. Umarım bu söyleşiler, bir an önce kitap olarak da yayımlanır. O günü heyacanla bekliyorum.
Deli Dervis - 13.07.2009 21:22
Oku Yaradan rabbinin adiyla oku, <br>Kitap okuma aliskanligi olarak senede yirmi kisiye bir kitap dusen ve Kuran-i Kerim’i kendi dilinde okuma bahtiyarligina eren insan sayisinin tarikatlarda bile %2 lerde oldugu bir memleketten hicbir sey beklemiyorum. <br>Ilk emri anladik mi acaba? Ilk emir dinle mi idi? Tarikat liderlerini, ya da diger dini kullananlari dinleme, imani gonullere rabbim verir, Turk milleti ve islam alemi oku yaradan rabbinin adiyla oku ve anla.... <br>(Alak Suresini okumaktan basla)
mehmet ekincikli - 13.07.2009 12:56
Lale hanımın inançları beni ilgilendirmiyor.İnsan olarak durduğu yer beni daha çok ilgilendiriyor. Demokrasi için,insan hakları için ve Türkiyenin geleceği ve gelecek nesilleri için onu ve düşüncelerini takdir ediyor ve önemsiyorum."Her şey daha demokrat bir Türkiye için"
kazim hür - 13.07.2009 11:23
sen diyorsun kızım, bu memleketin büyükleri alevi gibi yaşar ve sünni gibi ölür. sadece mezarlık mersimi içinm geçerlidir bu durum. Bu ülkede kimse sünnileri yaşatma ve yeşeşertme derneği kuramaz . kimse nakşilik derneği kuramaz kimse kadireler diye dernek kuramazken alevi bektaşı dernekleri falan her türlü alevi kızılbaş dernekleri kurulur bu ülkede. ha T.C kurulurken şu kişi ve gurplar düşmandır denmiş.1 köylüler. 2 aleviler 3 kürtler 4 dinciler vs diye devam etmiştir. vesselam. Biraz düşün lütfen
nazım günenç - 13.07.2009 11:14
hülya okur’a teşekkür etmemiz lazım. lale mansur gibi güzel bir kadınla bizi buluşturduğu için. oldum olası hayranıyımdır lale hanım’ın. sadece güzel bir kadın olmadığını gösteren herşey gibi bu ropörtajda da sıradışı havasını soluduk.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.
1

Share on Facebook