Son Haberler
09.02.2012 Perşembe 20:31
USD 1,7550 EUR 2,3310 EUR/USD 1,3282 IMKB100   60162/%-1,69
ISTANBUL Cuma: -1°C/3°CCumartesi: -1°C/5°CPazar: 1°C/6°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

Lanetler; kültürlerin galeyanıdır
Kültür bazen tersinden gelişir, herkesin bildiği bilmemezlikler olarak aramızda dolaşır ya, 'Lânet Kitabı' biraz da bunu ortaya çıkarıyor 12.02.2010 13:19

ÖMER ERDEM ( Radikal Kitap )

Bugüne kadar görebildiğim en ilginç lanetlemeler Risale-i Garibe’de yer almaktadır. 13. yüzyıl İstanbul’una dair bir risale olan ve kimin tarafından kaleme alındığı bilinmeyen kitap, zekânın devrine göre erken sivilleştiği en çarpıcı mizah metinlerinden birisidir. “Usulden haric olup iz’andan bi-haber ve edebden beri olup dahi terbiye ve ta’lim erkanile mukayyed olmayan cehele dilerim Ol Padişah-ı Lemyezelden ki uşana vardıkta ayağı sürçüp ol kuyuya düşüp boynu altında kala, ısıcak günde kabız ve sovuk günde ishale uğraya, yaz günleri sıtmaya, kış günü sancıya uğraya; çıkmaz sokaktan kelb-i ‘akur ardın alup etegin yırtup baldırın bir yanından diş geçire ve daracık sokaktan katır çiftesine ve deve depmesine ve öküz süsmesine uğraya ve kalabalık çarşu içinde giderken yağmurlı havada atının ayağı sürçüp başından sarığı düşüp risvay, çamurlı yolda giderken kolı zifüre uğraya, esbabı rüsvay ola’...” şeklinde uzayıp giden lanetlemelerle dolu bu kitap nedense okuyucudan da hak ettiği ilgiyi pek görmedi.
Lânet Kitabı’nın sayfalarını çevirirken elbette Risale-i Garibe’yi hatırladım. Dil ve düşünce ve hayal edişin saklı kıvrımlarında olgunlaşıp sokağa fırlayan lanet sadece insan psikolojisinin anlık dışavurumu olamaz. Her lanette tarihin tortuları kadar toplumsal kalıntılar da barınır. Bireyden bireye cemiyetten cemiyete hatta milletten millete şuuraltına ekilmiş tohumlar gibi saklanır ve mevsimi gelince ortaya çıkar. Toprağa serpilir. “Lanetler; kültürlerin galeyanıdır. Bir reddiyedir. Teskin edilemeyen öfke ve nefretin ifadesidir. Affedemediklerimize söylenen son sözdür.(...) Argo gibi, küfür gibi, lanetler de dilin yaramaz çocukları.” demiş kitabın başeditörü Emine Gürsoy Naskali. Ve devir devir lanet özneleri, gerekçeleri kadar yöntemlerindeki değişmelere değinmiş.
E. G. Naskali’nin ‘dilin yaramaz çocukları’ nitelemesine özellikle dikkat kesildim. Folklor, sosyal hayat, müzik, dile dökülen haliyle yaramazlığı kadar yaratıcılığını, söylem genişliği kadar tahammül fırsatını onda sergiler. Lanetleme bireyin dilinden ortak şuura dil vasıtasıyla aktarılan meşru bir savaş aracıdır. Lanet eşitler. Dil en ustaca çeliklenmiş kılıç keskinliğini kuşanır. Onun kendisine göre bir müziği ve hoşgörüsü bile vardır. Nezaketi elden bırakmayanlar ise olumsuzlayarak söylerler; gebermeyesin! Ve editörün dikkat çektiği ‘nalet’ çevrinişi... Beddua. Eskilerin ‘ilenme’dedikleri.
Çocukluğumda özellikle lafını esirgemez yaşlı teyzelerden çok duyardım bu beddua, lanetleme ve ilenişi. Yaşlı kurtlar gibi köpürürdü ağızları acıdan, çaresizlikten. Birazdan ölümün kapısı açılacak, cehennemin çukuru gözükecek, hak, hukuk, adalet yerini bulacakmışçasına. Nereden bulurlardı böylesine çıplak kelimeleri? Nasıl da dizerlerdi arka arkaya? Şamanlardan mı mirastı dilleri? Dalga dalga derece derece yayılır kaybolurdu sonra da sesleri. Bir köşede suskunluğu boş bakışları yeğlerlerdi. Emine Gürsoy Naskali’nin editörlüğü altında gerçekleştirilen çalışma, bedduanın bir tür envanterini çıkarıyor. Türkülerde arıyor onu, din metinlerine eğiliyor, destanlara, ninnilere, yöresel değişimlere uzanıyor.
Neredeyse insanın lanet okumadığı şey ve durum kalmamış. Acaba hayatın böylesine hızlı, böylesine karmaşık, böylesine acılarla yoğrulduğu coğrafyanın kaçınılmaz bir sonucu mu bu? Bir yanda insanın arkaik yapısı bir yanda savaşlar. Din savaşları. Mezhep çatışmaları. Siyasi çekişmeler. Adaletsizlik. Yataktan ana sütüne, evden ete kemiğe saplanıyor. ‘Gövden kiliseye vakıf olsun, başın yastık görmeye’ diyen de o ‘atılsın kerpicin , kalmasın damın’ diyen de o. O bir gizli özne. Türkülerdeki gibi içten ve zamana karşı güçlü; “Kızılırmak parça parça olaydın/ Her parçası bir kenarda kalaydın/ Sen de benim gibi yarsız kalaydın”. Bu türkünün bize söylediği başka bir şey var. İnsan sadece insana ve olaya değil doğaya, nehire, dağa, güneşe de lanet yağdırabiliyor. Kitaptaki ilginç ve farklı bakışlardan birisi de antik çağlardan beri görülen mezarı beddua ile koruma yöntemidir. Öldükten sonra dünyada varlık sürdürme isteğinin sonucu olsa gerek.
Kültür bazen tersinden gelişir, herkesin bildiği bilmemezlikler olarak aramızda dolaşır ya, Lânet Kitabı biraz da bunu ortaya çıkarıyor. Toplu bir değerlendirme imkânı sunuyor. Divan şiirindeki ‘Rakib’ en sevimlisi belki. Lanetli bitki ve hayvanların yanında lafı mı olur Rakib’in. İncir, zakkum, katır, yılan toptan lanetli değil mi? Hele cin, şeytan, hortlak gibi varlıklar en ağır laneti hak etmezler mi? Figürlere, yazılara, kalıtlara bakılırsa beddua, lanet içten dışa doğru gibi gözükse de asıl içte kalmış bir şeylere...

Kitapla İlgili Teknik Bilgi Ve Sipariş Şartları İçin Bu Linki Kullanabilirsiniz...

Lanet Kitabı

YORUMLARINIZ
Henüz bir yorum yapılmamış.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.

Share on Facebook