PARİS, 10/08(BYE)--- Tirajı günde 322 bin olan Le Figaro gazetesinin 10 Ağustos 2010 tarihli sayısında, Laure Marchand imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan İstanbul çıkışlı haberin çevirisi şöyledir:
--Ankara, Yönetimin Kontrolünü Elinde Tutmak İsteyen Yüksek Askerî Şûra'ya Karşı Güç Savaşını Kazandı--
Türkiye'de "star akademi"nin askerî versiyonu sona erdi. Kazananlar Genelkurmay Başkanlığına atanan Orgeneral Işık Koşaner ile Kara Kuvvetleri Komutanlığına getirilen Orgeneral Erdal Ceylanoğlu oldu. Hükûmet ile askerî hiyerarşi pazar akşamı en sonunda Genelkurmayın bir ve iki numaralı isimleri konusunda bir uzlaşmaya vararak şimdilik devletin zirvesindeki gerginlikleri azalttılar.
Atamalar aslında rutin bir işlemdir. Her yıl ağustos ayının ilk günlerinde Yüksek Askerî Şûra'nın toplantısı sırasında kararlaştırılır. Ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan geçen hafta birkaç atamayı onaylamayı reddetti. Akşam gazetesi, ordunun yarım asırda dört darbe düzenlediği, 1961 yılında Başbakan Adnan Menderes'i astığı ve hükûmetin emirlerine uyması gerektiğini düşündüğü bir ülkede bu durumu "tarihî bir dönüm noktası" olarak nitelendirdi. Ülkenin aydınlarından Mehmet Altan, "Askerî vesayetin zayıflamasına tanık oluyoruz, siyaset üstün çıkıyor" değerlendirmesinde bulundu.
--Çok Sayıda Dava--
Bu güç savaşının ilk sinyali hükûmetin önceki hafta on bir general ve amiralin terfisini onaylamayı reddetmesi oldu. 2003 yılında iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisini (AK Parti) sarsmaya yönelik bir projeye karıştıkları şüphesiyle temmuz ayının sonunda haklarında yakalama emri çıkmıştı. Yakalama emri daha sonra kaldırıldı. Ordu, kökleri siyasal İslam'dan gelen partiyi laiklik için bir tehdit olarak görüyor. "Balyoz" adı verilen darbe planının soruşturması kapsamında hazırlanan iddianameye göre cuma namazı sırasında camilerde bombaların patlatılması ve Yunanistan ile gerginlik yaratılması öngörülüyordu.
İkinci perde, Recep Tayyip Erdoğan'ın bir başka darbe planına karıştığı şüphesiyle Kara Kuvvetleri Komutanlığına Orgeneral Hasan Iğsız'ın getirilmesine karşı çıkmasıyla oynandı. Hükûmetin "karşı koymasına" sevinen emekli Askerî Hâkim Ümit Kardaş, "demokratik bir ülkede hakkında böyle iddialar bulunan bir askerin terfi etmesinin imkânsız" olduğunu vurguladı.
Hükûmet ile generaller, yönetimin kontrolü için aylardır açık bir şekilde mücadele ediyorlar. "Ergenekon" adlı şebekenin, "İrticayla Mücadele Eylem Planı" ve "Kafes" operasyonu sanıklarının yargılanması sürüyor, "Balyoz" soruşturmasıyla ilgili davanın ilk duruşması ise aralık ayında yapılacak.
AK Partiye karşı hazırlanan komplolara karışmakla suçlanan onlarca asker yargıya hesap veriyor. İki yıl önce savcıların tutukladığı ilk askerler emekliydi ancak artık görev başında olan askerler kıskaç altına alınıyor.
--"Alaturka" Bir Normalleşme--
Ordunun savunucuları, savcıların başbakanın emrinde olduğunu ve dosyaları amaçları için kullandıklarını, bunun son örneğinin Orgeneral Hasan Iğsız'ın tam da Kara Kuvvetleri Komutanlığına atanacağı sırada ifade vermeye çağrılması olduğunu iddia ediyor, ayrıca iddianamelerin kesinlik içermemesini veya masumiyet karinesine uyulmamasını eleştiriyorlar.
Bir Avrupalı diplomat, "siyasal uzlaşma olmadığı için alaturka bir biçimde gelişse de -ki bu hukuk devletinin burada kurban olduğu anlamına gelmektedir- sivil-asker ilişkilerin normalleşme yolunda olduğunun" şüphe götürmediğine inanıyor ve "askerlerin, hükûmeti devirme ihtimalinin bile artık hayalini kuramayacaklarını anlamaları gerektiğini, zira bu mantığın geçmişte kaldığını" ifade ediyor.
Ordunun siyaset hayatına müdahalesi hâlâ İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesine dayanıyor. Söz konusu maddede "Silahlı Kuvvetlerin vazifesi, Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti'ni kollamak ve korumaktır" deniyor ve bu "Türk istisnası" konusunda kışlaların görüşü değişmiyor. Emekli General Armağan Kuloğlu, "Ordunun, Avrupa'da Savunma Bakanına bağlı ordular gibi çalışamayacağını zira ülkeyi bazı tehlikelerden kurtarmakla sorumlu olduklarını" ifade ediyor.
Burada İslamcı, Ermeni veya Kürt tehditler söz konusu. Ordunun bu konuda uzun bir listesi bulunuyor. Ancak vesayetinin artık son anlarını yaşadığının işareti, Atatürk'ün mirasının muhafızı olan Kemalist muhalefetin bile ordunun müdahalesine artık bir son vermek için değişikliği önermesidir.
Başbakan, Yüksek Askerî Şûra'ya karşı kazandığı zaferin ardından Anayasa değişikliği referandumu için kampanya başlattı. Mitinglerde kendisini darbelere karşı "ulusun" koruyucusu olarak göstererek destekçilerini coşturuyor. Referanduma sunulacak olan maddelerden biri, askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasını öngörüyor. Referandum için seçilen tarih ülkenin yaşadığı değişimi özetliyor: Türkler, 1980 darbesini yıldönümü olan 12 Eylülde sandık başına gidecekler.