ROMA, 14/07(BYE)--- Magna Carta adlı vakfın internet gazetesi L'Occidentale'nin 10 Temmuz 2010 tarihli sayfasında, Matteo Gualdi imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan makalenin geniş özet çevirisi şöyledir:
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Washington ziyareti, Orta Doğu'nun durumunu değerlendirme konusunda hiç kuşkusuz faydalı olmuştur. Ancak en azından ABD'den gelen haberlere göre büyük önem taşıyan bir konu görüşmelerde ele alınmadı: Lübnan meselesi. Orta Doğu sahnesi dâhilinde bu ülkeyi hafife almak veya daha beteri, dikkate almamak, satrançta atın rolünü dikkate almadan bu oyunu oynamak gibi olur. Hele UNIFIL kuvvetlerinin Lübnan'ın güneyinde yaptığı bir tatbikat sırasında yaşanan vahim olayların gösterdiği üzere, Beyrut ve civarında büyük hareketlilik yaşandığı bir anda bu konu daha fazla önem taşımaktadır. Ancak Hizbullah'ın saflarında gerginliğin ne derece yüksek olduğunu gösteren işaretlerin sayısı oldukça fazla.
Nitekim İsrail'in Gazze Şeridi'ne karşı uyguladığı deniz ablukasını kırmayı deneyen Türk bandıralı sözde barışçı filo vakası, Hizbullah için potansiyel ciddi bir tehdit oluşturabilir. Yani Filistin "davasının" savunucusu olarak Türkiye'nin gerisinde kalmak tehdidi. Nitekim Orta Doğu'da, Ankara ile Kudüs arasındaki çatışma üzerine dikkati çekme eğilimi gösterilirken, Beyrut taraflarında bu meseleye, bölgesel hâkimiyet için Türkiye ile İran arasında veya hatta Şiilerle Sünniler arasında bir mücadele gibi, farklı bir perspektiften bakılıyor. Hamas'ın teröristleri (Sünni), "düşmanımın düşmanı dostumdur" diyen eski bir gerçekçi ilkeyi temel alarak son yıllarda İran'dan (Şii) gelen yardımı memnuniyetle kabul ettiler. Hamas, Hizbullah ve İran'ın Devrim Muhafızları arasında bulunan derin farklar uzun süre bir kenara bırakıldı ve çok daha güçlü bir birleştirici unsurun gölgesinde kaldı: İsrail karşıtı nefret. Ancak şimdi durum değişebilir çünkü Mübarek'in Mısır'ının rolünün üzerine ilk kez gölge düşmeye başladığı göz önüne alınırsa, önemli bir Sünni ülke olan Türkiye, Filistinlilerin kalbinde İran ve Hizbullah'ın kapladığı yeri yavaşça ele geçirebilir.
Dolayısıyla Lübnanlı Şii militanların bu türden bir perspektife olumlu bakamıyor olmaları normaldir. Duydukları hüsran oldukça fazla, çünkü Hamas'ın liderlerinden birisi Aziz Dveik'in yaptığı açıklamaya göre Filistinlilerin gözünde "aktivistlerin filosuyla Türkiye, 10 bin füzenin yapamadığından çok daha fazlasını yaptı." Önemli Lübnan gazetesi The Daily Star'da Michael Young'un açıkladığı gibi, "bu, Türklerin bölgede savaş ve barış konularında söyleyecek çok şeyleri olacağı ve bundan sonra Türkiye'nin İran, Suriye ve Lübnan'ın eylemlerinin ulusal çıkarlar üzerinde gösterebileceği neticeleri dikkatle inceleyeceği anlamına gelir, bu da şimdiye dek İsrail nezdinde sahip olduğu caydırıcı rolünü azaltmak suretiyle Hizbullah'ın otonomisini kayda değer şekilde kısıtlayabilir."
Diğer yandan, filo olayı nedeniyle Beyrut'ta patlak veren büyük coşku elbette ki Hizbullah'ın Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın dikkatinden kaçmamıştır. Türkiye'nin hamlesi, Hizbullah'ı hem dışarıda hem de içeride zayıf düşürdü. Bu nedenle Hizbullah, Özgürlük Filosu olaylarının hemen ardından, Lübnan limanlarından demir alan ve Gazze'ye doğru ilerlemekte olan yeni bir gemi gönderildiği haberini verdi ve yine bu nedenle UNIFIL'in tatbikatı Şii militanlar tarafından hedef alındı. Türkiye, Lübnan'da bulunan BM güçleri dâhilinde hâlen bir askerî birliğe sahip, dolayısıyla Nasrallah için UNIFIL'in kredibilitesini zedelemek, Ankara hükûmetinin bölgede icra edebileceği rolün kredibilitesini de zedelemek anlamına gelir.
Orta Doğu'daki güçlere yeni bir denge getirecek bir depremin başlangıcında olup olmadığımızı söylemek için erken ama gelen işaretler bu yöne doğru itiyor. Batı ile İsrail için bunun yağmurdan kaçıp doluya tutulmaya mı denk geleceği yoksa Türkiye'nin, İran, Suriye ve Hizbullah'ın rolüne nispeten daha ılımlı ve diyaloğa eğilimli bir rol edinip edinmeyeceğini ise göreceğiz.