Son Haberler
29.05.2012 Salı 00:40
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 15°C/21°CCuma: 15°C/22°CCumartesi: 14°C/23°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

LOS ANGELES TIMES: TÜRKİYE'NİN BATIDAN UZAKLAŞMASI KONUSUNDA AVRUPA'YI SUÇLAMAYIN
22.07.2010 14:00

WASHINGTON, 21/07 (BYE)--- Tirajı günde yaklaşık 658 bin olan Los Angeles Times gazetesinin 20 Temmuz 2010 tarihli internet sayfasında Henri Barkey imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan haberin çevirisi şöyledir:

Başkan Obama bu ay içerisinde, İtalyan Corriere della Sera gazetesi ile yaptığı bir röportaj sırasında, Avrupa Birliğinin Türkiye'yi üyeliğe kabul etme konusundaki isteksizliğinin, Türk liderleri 'farklı ittifaklar' içinde olmaya ve Orta Doğu'daki diğer Müslüman ülkelerle daha yakın ilişkiler kurmaya ittiğini ileri sürdü. Bu da, geçen ay Ankara'nın Batıdan uzaklaşmasında Avrupa'yı suçlu olduğunu ifade eden ABD Savunma Bakanı Robert M.Gates'in sözlerini akla getirdi. Her ikisi de yanlış düşünüyor. Türkiye'nin davranışıyla ilgili yaptıkları yorumlarda ve açıklamalarda ima edilen siyasal çözümlerde yanılıyorlar. Türkiye ile işbirliği içinde olunması ve Türkiye'nin anlaşılması ABD yönetimi için büyük önem taşıyor. Avrupa'yı suçlamak mevcut durumu olduğundan daha basite indirger ve bu da istenmeyen sonuçlara yol açabilir.

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve biraz da Almanya Başbakanı Angela Merkel'in, Türkiye'nin AB üyelik hayallerini suya düşürdüğü bir gerçek. Bunun nedeni de, Türkiye'nin Kıbrıs sorunu ile bağlantılı konulara çözüm getirmemesiydi. Ancak, konu ne olursa olsun, Türkiye'nin AB üyeliği 20 yıl gecikti ve üyelik talebinin AB tarafından reddedilmeye devam edilmesi, Türkiye'nin Avrupa ve Batıya karşı artan çelişkili tutumunun tek nedeni değil. Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin oluşturduğu mevcut Türk hükümeti, ülkenin AB üyeliği çok yakında gerçekleşecek olsa bile aynı şekilde davranırdı.Türk hükümetinin Batılı olmayan ülkelerle artan ilişkisi biraz da dünyadaki öneminin arttığı duygusu ile de bağlantılı. Türk liderler, ülkelerinin dünyanın önde gelen güçleri arasında olması gerektiğine inanıyorlar ve Türkiye'nin stratejik konumu, ekonomideki cesareti ve Müslüman alemiyle olan tarihi ve kültürel bağlarının, Ankara'nın önemini daha da artırabilecek girişimci bir dış politika bağlamında kullanılabileceğini düşünüyorlar. Zararlı olabilecek bir gurur içeren bu hırs, söz konusu yeni dış politikanın iki ana sebeplerinden birini oluşturuyor.

İkincisi ise, Türkiye'nin ticari çıkarları. Güçlü bir ihracat arzusu ve yurt dışı yatırıma duyulan ilgi gelişimi tetikledi ve Türkiye'yi dünyanın en büyük 16. ekonomisi konumuna ulaştırdı. Başkan Obama'nın da dile getirdiği gibi, ticari kazançlar, Türklerin Tahran'ın tarafını tutarak BM Güvenlik Konseyi'nde ABD'nin önerdiği yaptırımlara red oyu vermesini gerektiren unsurlardan biri idi. Türkiye devamlı olarak mallarını satabileceği yeni pazarlar arıyor. Orta Doğu'ya yönelik politikası yeni fırsatlar yarattı ve mevcut olanları da güçlendirdi.

Avrupa Birliği ile ilgili olarak Türkiye'nin iki temel ve yakın gelecekte çözümlenmesi pek mümkün olmayan sorunu var ve bu sorunlar AB üyeliği sürecini duraksatan ana unsurlar olmaya devam edecektir.

Birincisi, Kürt sorunu. Türkiye'de Kürt azınlığı konusunda ciddi anlamda görüş ayrılığı var. Kürdistan İşçi Partisi tarafından 26 yıldır sürdürülen isyan yakında bastırılacak gibi görünmüyor. İktidardaki AKP, kendi çıkarları için Kürtlerle uzlaşmak adına ılımlı önerilerde bulundu ancak kısa bir süre sonra geri adım attı. Sonuç olarak, birçok kenti tehdit altına alan bir şiddet patlaması olasılığı her zamankinden daha ciddi bir şekilde gündeme geldi. Kürt sorununa yönelik askeri bir çözüm söz konusu değil; kültürel özgürlüğün çok daha fazla olduğu bir siyasi yaklaşım ancak çözüm sağlayabilir.

İkinci sorun ise, her ne kadar Türkiye bir hukuk ülkesi ise de, hukuk kurallarına uyulmuyor. 1982 yılında askeri cunta tarafından hazırlanan anayasa, vatandaşı devletten değil de devleti vatandaştan korumak için tasarlanmış. Yasalar keyfi uygulanıyor. Devlet, kimi ne zaman isterse yargılama gücüne sahip bulunuyor. Bu durum, AKP iktidarında da bir nebze dahi olsa değişmedi.

Bu her iki sorunun çözümlenmesi yıllar sürecektir. Bu nedenle, Türkiye'nin yaşadığı güçlüklerden dolayı Avrupa'yı suçlamak adil değil ve gereksiz yere Avrupalılar dışlanmış oluyor. 1990'lı yıllarda ABD'nin, Türkiye'yi kabul etmeleri için Avrupa'ya baskı yapması olağandı. Ancak şimdi, Türkiye'nin AB üyeliğine yönelik bir süreç başlamış bulunuyor. ABD'nin halihazırda Türkiye'nin iç işlerine yönelik tavır ve sessizliği, Türk liderleri reform yapma yükünde ve AB üyeliğine ilişkin ileride beklenen zorluklarla ilgili bilgi verme yükümlülüğünde bir rahatlama sağlıyor. Bu tutumun, Türkiye'ye bir faydası yok ve hatta Türkiye ve AB arasındaki mesafeyi arttırıyor.

Daha akıllıca bir Amerikan politikası, Türklerin reformlara yoğunlaşmasını sağlamak olacaktır. Ankara reformları ne kadar süratle gerçekleştirirse AB üyeliğine de o kadar çabuk yaklaşacaktır. Türkiye'nin üyeliği ABD'nin çıkarına ise, Washington'ın da Türkiye'nin iç işlerini dikkate alarak daha kapsamlı bir yaklaşımda bulunması gerekir. ABD, Türkiye ve Avrupa'da değişim yanlılarıyla birlikte hareket etmeli ve Türkiye'nin daha toleranslı ve demokrat bir topluma dönüşmesine yardımcı olmalıdır. Ancak o zaman AB üyeliği mümkün olabilir.

YORUMLARINIZ
Henüz bir yorum yapılmamış.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.