Kadehin ince beli gibi, misketin yanar dönerliği gibi, nazar boncuğunun mavi kedi gözü gibi bir cam kırığısın, eğiğisin artık.
Bir zamanlar bir busenin, bir tokalaşmayla gelen öpücüğün bile ürpertisi içindeydim. Bir bayram gelirde, sevdiğim bana “Bayramın mübarek olsun” diyecek ve arkasından yanaklarıma dudakları değecek diye karşılaşmamızı bayram sonrasına bıraktığım bile olurdu. Aynı mahallenin, aynı köyün çocuklarıydık çünkü. Ya ailelerimiz bayram gezmesi yaparken bir yerde rastlaşacaktık, yada bakkalın önünde toplanan gençlerin arasından ayrılıp birbirimize doğru yaklaşacaktık. Bu nasıl bir azaptı? ‘Öpmek, “iltisam” gibi tutunma, "ikbal" gibi padişah yatağı görmüş hanımefendi anlamına geliyordu benim için.’
Onun içindir ki, parkta bir banka oturmuş iki insanı sırtlarından görmek daha çok sevdirir durumlarını bana. Eğer yüzlerine bakarsam, öpüştüklerini görür, çok yakında ayrılacaklarını da okurdum. Bu senkronize nefes, son nefese o kadar benzer ki; bilsem ki öpüşmek, aşkın, yaşamsal temelidir, o zaman kesip atardım dudaklarımı!
Cenaze arabası gibi içine çeken bir yeşil ve her bir tarafını açan, kendini kapatan bir olgu. Bir yosmayı takip eden zavallı gençlerin, birkaç saniyelik öpücüğün uğruna düştükleri durum.
İlk öpüşüm olmanı da, olmak da istemezdim işte bu cihetle. Ne gözlerimi yumduğumda kaybolmanı, nede açtığımda karşımda olmanı. Seviyor gözükerek, içimdeki pınara karışmanı da, buhar olup yükseldiğin gözlerimden boşalmanı da, bilmem kaçı gösteren saatin zillenen dilini de istemem ben.
Bir yağmurla geldiyse, yine bir yağmurla gitmesini bilecekti, başka türlü ıslanmasını, yıkanmasını bilmeyen çöpçülerin yüzündeki kirler gibi.
Son öpücüğünü alnıma konduracağını bilsem, sonsuza o kadar öyle kalırdım seninle. Ama ne ilki kadar masum, nede sonuncusu kadar mahdum değil öpüşmenin dürtüsü.
Bir galeyan ki; bedeninin keşif kapısını sonuna kadar aralatan, bir gardiyan ki; oraya girmek için üzerinde sevda aramayan, bir garabet ki; içerdeki karanlığın Eshab’ül Kehf’i olmaksızın çıkışa varan.
İşte bu nedenle kaldık öpülemediğimiz yerde.
Korkma nefes alırsın ağzınla olmazsa, burnunla.
Bu kadar benzerken gözlerimiz birbirine
‘Mail buse’ neyimize!