MASUM DELİKANLI
Aşkımı kuruttum peçetemde. Yüzündeki ağaçların en çok dayandığım gözlerinden birini kaybettim bugün. Seni sargı bezleri açıldıkça küçülen bir yara olarak görmek zorunda kalmayacağım.
Bir destan..
Uğruna doğmuş, uğruna ölünmemiş gibi bir aşk. Peynirin, cacıkla buluştuğu sofranın rakısı gibi bir aşk. Bir apartman girişinin altındaki bodrumda doğdu masum genç. Süngerleri içinden çıkmış bir hayatın somyasında dünyaya geliyor. Babası ceketinin iç cebinde bulduğu konyak şişesinde kolonya taşıyan bir adam. Annesi de kayaların oyduğu en dip mağarada yaşamasına rağmen kilit altında. Çünkü çok güzel. Bu güzellik, başkasından toplanan giysiler için bir dolabın olmayışı ve dağ halini alan çamaşırlardan birini diğerlerinden daha temiz ve kırışıksız bulmanın şansını, giyip de çıkamayacağı sokağa açılan kapının arka çivisine asmaktı. Akşamları da meze’nin ezilmişliği gibi yanaklarında biten dayakların allık kandırmacası. Bu bir evde tutulmaya çalışan denizde üç çocuk da var tabi boğulmaya terk. İkisi erkek. Birisi kız. Masum delikanlı ağabeyleri hepsinin. Ekmek almak için karşıki caddeye geçen, okuldan arta kalan zamanlarda pazarda limon satan, kardeşleri tabaktaki yemeğe ekmek bandırırken, ağzındaki zeytin çekirdeğini emen, annesinin güzel saçlarını tarayan parmakları kadar nasırlı topuklarıyla, gözyaşını, gülüşlerine bıraktığı için yüzündeki çizgilere çok erken kavuşan masum delikanlı ne kadar ailesi için en güçlüsü gözükse de dizlerini kırıp çöktüğü kömürlük köşesindeki yalnızlıktan çok hoşlanmaktaydı. Ki, odunların arasında kalan minik bir kedi ile miyavlaşarak konuşmuş, ilk kez derdini dışa vurmuştu. Masum delikanlı, başkalarının sayfaları kopuk kitaplarında, ıslanıp da kurumuş kabarık defterlerinde, sonuna gelinmiş veya dişlenmiş silgilerinde, bir parmağı kaçık çorabını gizlediği için şükran duyduğu, altında kalan deliği göstermediği içinde en yakın sırdaşı olan ayakkabısıyla aldığı yol, onu mit öğrencilik sınavını kazanmaya kadar götürmüştü. Evde, sattığı limonların parasını yankesiciye kaptırmış, aldığı bir kilo elmayı yola saçmış, komşusundan, kırılan camı, çizilen arabası için hiçbir suçu yokken azar işitmiş, bakkalın oğlu borçlarını, futbol maçında hatırlatmış gibi bir talihsizlikti bu hak kazandığı okul sanki.
Babasını bir telaş almıştı. Şimdi içki almak için mi? Okul masraflarını karşılamak için mi çalışmalıydı? Anne ise, onu dayak altından çeken minik kolların, saçında gezinen parmakların, komşularıyla camda sohbet ederken yemeği yanmasından, hastalandığını söyleyerek annesinin dışarı çıkmasını sağlayan her türlü yalanın, kendisinden çekilmesi, dünyaya getirdiği canın, cansız yüzüne dokunması, sonra o yüzü canlansın diye boyaması ve nihayetinde de tabutunun çatısına türbanını örtmesi demek olacaktı. Masum delikanlı, annesini yamacın başına diktiği bayrak gibi her gittiği yerden izleyebilecekti. Fakat biliyordu ki bu mezarının başında büyüyen ağaçta olabilirdi. Yine de okumayı, üniformasının sağ ve sol omuzlarına rütbesini alıp, onurlu bir yaşamın madalyasını annesinin boynuna geçirmeyi tercih etti. Artık bundan sonraki çetin askerlik eğitimi sırasında; bir insanın gözü açık ve ona doğru bakıyor iken gözünü son yumuşuna tanıklık etmekten, bir kurşunla ölmeyene defalarca el ateş etmekten, ölü sayısının bingo taşları, toplu ölümlerinse ihale anlamına gelmesinden çok daha fazlasını öğrenecekti. “Vur!, öldür!, yaşatma!, kıyacaksın!, acımayacaksın!” sözleri her ne kadar kalbini kaplayan tenekeden o sesleri çıkartmasa da, o artık babasının hıncının, kaderin sillesinin ve sefaletin zulmümün hesabını çıkartacağı bir toprak, bir de silah geçirmişti eline.
Bir kız vardı hayatında; onunla çay, kahve içemese de elele sokak aralarında dolaştığı, yağmur yağarken birlikte eğdikleri başlarını, güneşe birlikte kaldırdığı, aç olduklarını unutturan saatlere bahşiş olarak sevgisini verdiği bir kız..
Okul onu maaşa bağlamıştı. Bu durumda baba, midesinin dansözünü her gün karşısına dikmenin mutluluğu ve sarhoşluğu içindeydi. Anne aynı…kurtlarla beslendiği için hayatta kalıyor gibiydi.
Delikanlı bir gün silahını sağ tarafına, sevdiği kızı sol tarafına alarak alışverişe çıktı. Sevdiği kıza almak istediği bir şey için satıcıyla ufak bir münakaşa yaşadı. Satıcı, küfürlü konuştu, delikanlı da çocukluğundaki bakkalın oğlu, komşusu ve babası için çok beklettiği cevabını onun kafasına sıktığı kurşunla verdi. ARTIK AŞK; UZANIP KALACAĞI HAPİSHANE RANZASINDA, ANNE; SAÇLARINI TARAYAMAYAN DEMİR PARMAKLIKLARDA, RÜTBE; VİJDANININ TEPESİNDE, BABA İSE GARDİYANIN ÖLÜM HABERİNDEYDİ.