MAZİDEKİ SEKA’DAN BİR DEMET HÜZÜN
Yıllarca orada çalışıp, ekmeğini o kuruluşta kazanan, ailesini geçindiren, çocuklarını hayata hazırlayan insanların; SEKA efsanesinin, mazinin derinliklerine gömülüşünü kolay kolay unutabilmesi mümkün değil…
Eski bir SEKA’lı olan ve Kemer’de ikamet etmekte olan bir dostun gönderdiği mailden bir bölüm:
“Geçen günlerde İzmit’e geldiğimde, kardeşim Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Mustafa Soydabaş’ın yanında Seka Müessese Müdürlüğüne girdim. O binaya çıkarken bahçede kalmak istediğimi söyledim ve yaşlı gözlerle fabrikanın o bölümünü gezdim.
Hıçkıra hıçkıra ağladım... Dedemi, babamı gördüm o yollarda... Kendimi gördüm, ama çocuklarımı göremedim...
***
Yıl 2005 idi zannedersem. Antalya Kemer’de ticaret yapıyordum. Fuarlar vesilesiyle tanıştığım ve dost olduğum bir arkadaşım aradı İstanbul’dan. Kendisi Gürcistan’dan şarap ithal ediyor ve karşılığında Türkiye’den her türlü mal vererek ödeme yapıyordu. Telefonda şöyle dedi.
"Hüseyin Abi, sen İzmit’lisin. Tanıdığın varsa bana, İzmit’ten Gürcistan’a makine parçaları götürecek kasalı tırlar lazım, ödemeleri peşin olacak, güvendiğin kimseler var mı?"
Gayri ihtiyari ne götüreceğini sordum. Bir sürü nakliyeci tanıyordum, telefonla yönlendirebileceğim. Aldığım cevap şuydu.
"Seka dan 6 numaralı makineyi aldım. Gürcistan’a kuracağım. oraya sattım"
"Başımdan kaynar sular döküldü" deyimi, muhtemelen böyle bir durumda türetilmiştir.
Seka’da 6 numaralı makine,
Otuz küsur sene çalışmış rahmetli babamın son yirmi yılını verdiği ve emekli olduğu makine,
Her bayram arifesinde "Bir bayramda çalışmasan olmaz mı" diyen anneme, babamın "6 numaralı makine durur mu kadın" dediği makine,
Ve okuduğu Kur’an-ı Kerim gibi kutsal saydığı makine,
Biz beş kardeşi ve daha nicelerini büyüten makine,
O makine, işe yaramaz denen tesisin o makinesi bizden daha zengin bir ülkeye, ülkenin endüstrisine değer katmaya gidiyordu ve benden bunun sevkiyatı için yardım isteniyordu. Arkadaşıma;
"Yok, hiç bir tanıdığım yok" diyerek telefonu kapadığımda da gözlerimde yaşlar vardı.
***
Dost ve ağabey olarak gördüğüm ve saygı duyduğum bir kişiye duygularımı anlattım.”
X
Yedek subaylığımızdan sonra 1969 yılının güzel ve güneşli bir ilkbahar gününde göreve başlayıp 27 yıl süreyle kesintisiz çalıştığımız SEKA’dan, 1996 yılının yine ilkbahar aylarında kendi isteğimizle emekli olduk.
Müfettiş yardımcılığından, teftiş kurulu başkanlığına kadar kesintisiz 25 yıl süren müfettişlik yaşamımız, çeyrek asır sonra sona erdi…
Bu satırları, SEKA’lı gerçek dostlarımızı bu vesileyle, sevgiyle yad ederken, çalıştığımız yıllarda görevimizi “namus ve şerefimizle”, kelimenin tam anlamıyla “gece gündüz” demeden çalışarak yapmış olmamızın doyumsuz huzuru ile kaleme aldığımızı özellikle belirtmek isteriz.
Ancak, ne hazindir ki kapanmadan önceki son 10 yıllarda tam anlamıyla “siyasetin pençesine” girmiş olan SEKA’da, ne eski çalışma disiplini ne de görevlere bağlılık ilkesi kalmıştı.
Siyaset güzide kuruluş SEKA’yı, tam bir “arpalık” haline dönüştürmüştü…
Hangi parti iktidara geldiyse; kuruluşun kendi içerisindeki hiyerarşisini futürsuzca bir kenara atıp, sadece partili olmaktan öte hiçbir özelliği olmayan kişileri, işi bilsin bilmesin bilgi ve kıdemleri yokken, kuruluş içerisinde yıllardır yaptığı hizmetlerle haklı olarak sıra beklemekte olan gerçek hak sahiplerini dikkate almadan, üst düzey kadrolara adaletsizce atayarak adeta kuruluşu işgal etmiş ve tükenişteki en büyük etkenler olmuşlardır…
SEKA’ya yönelik acımasızca yapılan son işgal, AKP tarafından gerçekleştirilmiş olup, Kuruluş AKP felsefesini benimseyen kişilerce ya da bu partinin sempatizanı ve militanlarınca doldurulmuş, SEKA adeta AKP’nin bir organı haline gelmiştir…
Sonunda “efsane” kuruluş, parça parça koparılıp, ağır ağır bitirilmiştir…
Para pul, maddi olanaklar, makamlar ve mevkiler söz konusu olunca kısaca “materyalizm” işin işinde varsa; hangi partiden olursa olsun, “din”, “iman”, “vatan” “millet” sadece şekilde kalmakta, gözler sadece dünya nimetlerine dönmekte…
Günümüzde bunu bir kez daha ibret ve hüzünle görüp yaşıyoruz…
Sonuç olarak;
SEKA ve akibeti hakkında söylenecek çok söz var ama iş işten geçtikten sonra yani, Basra harap olduktan sonra ne söyleseniz boşuna
Yaşadıklarını ve duygularını okuduğunuz değerli kardeşimiz Sayın Hüseyin Soydabaş, her şeyi en güzel ve manalı biçimde anlatmış, bizim artık fazla bir söylememize gerek yok…
BURHAN ÖZBEY
burhanaozbey@yahoo.com