“MEDYA GÜVENİRLİĞİNİ YİTİRMİŞ KENDİNİ BİTİRMİŞTİR”
Başbakan’ın son yaptığı çıkışlar Şöyle.
“Medya güvenirliğini yitirmiş, kendini bitirmiştir!”
“Siz de kampanya başlatın bu gazeteleri evlerinize sokmayın!”
Kendi partililerine yani yandaşlarına yapıyor bu çağrıları Tayyip Erdoğan.
Peki onu böylesine kızdıran ve bu tür söylemleriyle, Başbakan olarak; “güvenirliğini yitittiren ve bitittiren şey” neydi?
Mahkeme kararıyla kesinleşen Deniz Feneri yolsuzluğu!
Evet Başbakan’ın; akıl almaz bu sözleri, konumu adına çok büyük talihsizlik olmuş, şahsına olan güveni “önemli ölçüde sarsmış” ve “bitirme” noktasına getirmiştir. Bir liderin medyaya karşı halkı tepki ve kampanyaya davet etmesi, ancak faşist rejimlerde görülecek şeydir.
Artık açıkça belli oldu ki, Deniz Feneri’nin ampulü söndü.
Fener Almanya’da söndü ama Türkiye cenahını da karanlığa boğduğu yadsınmaz bir gerçek.
Deniz Feneri’ne yardım yapmış olan pek çok insan bugün; “elim kırılsaydı da paramı bunlara kaptırmasaydım…” diye kendini suçlar durumda… Gözü hâlâ açılmamış olanlarla, beyni yıkanmışlar hariç tabi… Garip gureba edebiyatı yapanlar, garip gurebanın alınteri paralarını, hiç vicdanları sızlamadan fütursuzca “tatlı yaşamları” için harcayıp buharlaştırdılar…
Almanya’daki Deniz Feneri yolsuzluğunun İslâmi kesimde travma yarattığını belirten bu kesimin önde gelen yazarlarından Ali Bulaç; Başbakan’ın Ergenokon konusunda ‘sonuna kadar gidilsin, nereye giderse gitsin’ tavrının aynını, Deniz Feneri yolsuzluğunda da göstermesi gerektiğini dile getiriyor. Çok haklı…
Bulaç yolsuzluğun muhafazakâr kesimde kuşku yarattığını, hatta bir travmaya yol açmak üzere olduğunun altını çizerken; bu olaydan sonra artık ‘insanların; fakiri, muhtacı kendilerinin bulması ve bizzat gidip elleriyle yoksula yardım yapması’ gerektiğini öğütlüyor.
İngiltere’de yayınlanan Dünyaca tanınan Ekonomist dergisi son sayısında, Türkiye’de yaşanan yolsuzluklardan söz ederek “AKP artık AK değil” diye başlık atıp, sayfalarını yolsuzluklara bulaşmış Erdoğan’ın AKP’sine ayırmış durumda.
Şimdi de önemli bir hatırlatma:
SAYIN BAŞBAKAN
Vatandaşın yakınmasını size aynen aktarıyoruz.
Bir yakınımız,19 Eylül Cuma akşamı davetli olduğu iftar yemeğine yetişmek üzere Kadıköy’den Maltepe istikametine özel aracı ile giderken, yaşamış olduğu “travmayı” anlattı.
Travma diyoruz, evet aynen öyle. İftar vakti yaklaşırken, sizin Cadde Bostan tarafındaki iftar yemeğine, sanırız Büyük Klüp’te olacak, gidişiniz sırasında yol dakikalarca (yirmi dakikaya yakın) trafiğe kapanmış, yolda kalan yüzlerce insan, trafiiğin kapalı olmasından ötürü adeta çileden çıkmışlar. Hatta bu yönde ki yakınmalarını iletmek için, sürekli korna çalarak yaşamış oldukları olayı, daha doğrusu işkenceyi protesto etmişler…
Sayın Başbakan, bu tür uygulamalar, halka yaptığınız sağduyu telkinlerden; barış, kardeşlik, yardımseverlik, alçakgönüllülük gibi kavramlarla ne yazık ki hiç bağdaşmıyor. Konumunuz gereği ülkenin Başbakan’ı olarak tabi ki özenle ve dikkatle korunmanız, güvenlik altına alınmanız gerektiği düşünce ve çabasına biz de saygı duyuyoruz ama bu, vatandaşı gereksiz yere hatta keyfi olarak perişan ederek olmamalı.
İran Devlet Başkanı Mahmut Ahmedinejat’ın Türkiye ziyaretinde İstanbul halkına yaşatılan işkenceden sonra, konuk Devlet Başkanı “ben olsaydım ülkemde böyle yapmazdım” diyerek İstanbul halkından özür dilemiştir. Ki o günkü çileyi çekenlerden biri de kilometrelerce yol yürümek zorunda kalmış olan bu satırların yazarıdır. Yani “damdan düşen” biridir.
Dakikalarca yol kesip, insanları tahammül edilemez sıkıntılara hatta işkencelere sokarak devlet otoritesini ortaya koymak modeli, artık çağdaş ülkelerde görülen olaylardan değil.
İftar vakitleri yaklaşırken bilinir ki trafik zaten çok sıkışıktır. O halde devlet erkanına düşen, gideceği yerlere çok önceden gidip trafiği aksatmamak, ya da helikopter kullanmak. Daha da ötesi, özel davetlerin trafiğin yoğun olacağı belli olan saatlerde değil, daha uygun zamanlarda yapılmasına özen göstermek… Seçilmişler vekil, vatandaş asıldır. Vekillerin asıllardan farklılığı, ya da üstün yönü olmamalı.
Son söz:
Konuyu toparlarsak; artık ne o AKP eski bilinen AKP, ne de Başbakan eski Tayyip Erdoğan... Her ikisinin de güvenirliği inişe geçmiş durumda. Başbakan’ın son günlerde ki aşırı sinirli ve olur olmaz her şeye tepkili hali zaten bundandır.
Ekonomik kriz kapıda… Başbakan yakın zaman da, ülkede neyin ne olacağını ve hangi büyük sıkıntıların nasıl ve nerelerde yaşanacağını çok iyi biliyor. Zamlar bir biri ardına evlerin kapısını çalmaya başladı. Piyasa can çekiyor, esnaf kan ağlıyor. İşsizlik değil azalmada, yükselme trendinde…
Başbakan’ın tek bir şansı var, o da karşısında alternatif olacak bir parti ve lider henüz yok. O nedenle, çaresiz halk, kendini yönetecekler açısından hâlâ yolunu ve yönünü seçememiş durumda…
Ama, bütün bunların faturası, kötü gidişatın ayrımında olmayan günahsız insanlara, halkımıza çıkmamalı…
BURHAN ÖZBEY