MENDERES’DEN NECİP FAZIL’A BÜYÜK KIYAK (!)
Bir önceki yazımızdan devam ediyoruz.
Konumuz iktidarların “yağcı” ve “yalaka” medyaya yaptığı kıyaklar(!)
Yazar Altan Öymen “Öfkeli Yıllar” kitabında anlatıyor.
“Necip Fazıl Kısa kürek, 1950’lerin başlarında haftalık Büyükdoğu dergisini geliştirip günlük gazete haline getirmek istiyordu.
Bunun için (gene 1950 yılında) hükümet katında yaptığı temasları anılarında anlatır.
Ondan bir özet sunalım:
Kısakürek’in Büyükdoğu’su, bugünkü deyimiyle ‘İslamcı’ bir dergiydi.
İslamcı bir partinin kurulmasından yana görünüyordu.
O zamanlar var olan üç parti için ‘Üçünün de birbirinden farkı yoktur’ derdi. Fakat (Başbakan) Menderes’i kişi olarak ayrı yere koyardı.
Onu özel olarak desteklerdi.
Zaman zaman övgüler yayımlardı.
…….
Sonuçta Menderes’in Kısakürek’in Büyükdoğu’su ile ilgili cevabı şudur.
‘Büyükdoğu günlük gazete olacaktır. Tevfik İleri ile temasınızı lütfen devam ettiriniz.
Görüşme bittikten sonra Kısakürek doğru Tevfik İleri’nin makamına gider. Gerisini kitabında şöyle anlatır.
‘Başvekaletten çıkınca doğru Tevfik İleri’ye koştum ve Başvekille bütün konuşmalarımızı tek tek anlattım ve müjdeyi verdim.
Evet dedi, (Başbakan Menderes) arkanızdan telefon etti ve o da kısaca anlattı. Beni görmeden gitmeyeceğinizi bildiği için de siz gelir gelmez kendisini telefonla aramamı istedi.
Yeni bir hayret mevzu…
Tevfik ileri onu arayıp da ne olacak?
Telefon ahizesi Tevfik ileri’nin kulağında:
-Her şeyi anladım. Kendisine anlatır ve onun adına teşekkür ederim..
Tevfik İleri ahizeyi yerine bıraktı ve mesut gözlerle bana baktı:
- (Menderes) Size söylemediğini bana söyletiyor:
Öğleden sonra Başvekalete gidecek ve Müsteşar Salih Korur’u göreceksiniz!
Size Beyefendinin emriyle 5000 lira takdim edilecek.
Bu, gazete kuruluncaya kadar hususi masraflarınız ve rahatınız içindir.
Gazete en kısa zamanda kurulacak…
Gereken kararları vermek ve işi tertiplemek üzere benimle Samet’i tayin ediyor.
Yakında İstanbul’a geleceğiz.
Samet, siz ve ben münasip bir yerde buluşur ve her şeyi tesviye ederiz.
…….
Adnan Beyin bize elini uzatışından sonra gayet hamarat bir hami rolüne geçmiş olan Samet Ağaoğlu lafı açtı:
‘ - Büyükdoğu’nun ilk çıkış fonu olarak ne kadar paraya ihtiyaç vardır?
- Tesis sahibi olmayacağımıza ve ücretle dizdirip bastıracağımıza göre bir buçuk nihayet iki aylık masrafımıza malik bulunmamız yeter.
- Günlük masrafınız ne kadar olabilir?
- Dizgi, baskı, kâğıt, klişe ve personel ücreti olarak günde 1700 lira. Ayrıca küçük tesis ve reklam masrafları olarak 10-15 bin lira…
Samet Ağaoğlu kafasından bir takım hesaplar yapıp:
- Biz size, dedi; başlangıç olarak 30 bin lira temin ederiz.
- Bunun 5-10 bin lirasıyla küçük tesislerinizi ve reklamınızı sağlarız.
Geriye kalan 20-25bin lira da 10-15 gün intişarınızı (yayınınızı) karşılar.
Bir kere çıktıktan sonra gerisi kolay…
Tereddüdümü gören Samet Ağaoğlu hemen yetiştirdi.
- Dediğim gibi, bu para gazetenin hemen çıkabilmesi içindir.
- Ondan sonra türlü yardım şekilleri düşünülebilir.
En kısa zaman içinde de, belki hemen resmi ilan almaya başlarsınız
Çıkarın, beğendirin ve bize güvenin!’
Görüşmede karalaştırılan 30 bin lira gene başvekalet müsteşarı Salih Korur tarafından verilecektir.
Kısakürek Ankara’ya gider.
Korur’u makamında ziyaret eder.
Korur ona – Kısakürek’in deyimiyle – ayni donuk yüz ve soğuk tonla, yeni randevu verir.
“Akşam saat 5’te Osmanlı Bankası müdürünün odasında beni görünüz!
Müdür odasında Ahmet Salih, senedi imzaladıktan sonra bana döndü ve yabancı kişiler karşısında bana tepeden baktığını ve ‘sen’ diye hitap ettiğini göstermek için:
-Sen de imzala; dedi; bu bir kombinezondur, parayı sen ödeyecek değilsin!
Ve sonra müdürün meşgul olduğu bir andan faydalanarak kulağıma eğildi.:
Osmanlı Bankası fikrini ben buldum. Sır tutma bakımından Türk bankalarına itimat edilmez!
-Sen işini görüp gidersin!
- Dedi ve banka müdürlerinin mübalağalı saygıları arasında süzülerek çıkıp gitti…
Necip Fazıl Ksakürek, sonradan ödeyemeyeceği söylenen o parayı da aldıktan sonra gazeteyi çıkarır.” Ve tabi ki DP ve Başbakan Menderes hakkında gerekin yapar.
***
Başka söze gerek var mı?
Bunları biz söylemiyoruz. Necip Fazıl Kısakürek kendi anlatıyor.
Bugün durum ondan farklı mı?
BURHAN ÖZBEY