Son Haberler
29.05.2012 Salı 11:17
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 15°C/21°CCuma: 15°C/22°CCumartesi: 14°C/23°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

“MHP’NİN KÖKLERİ, CHP’DEN KOPANLARLA OLUŞTU”
Alparslan Türkeş'in oğlu MHP Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş, Hülya Okur'a konuştu:"Babam asılmasın diye siyasete soyundum, bir dönem MHP'ye iyi muhalefet yaptık, Bahçeli'nin Türkeş'ten farklı uygulamalarının olması gayet doğaldır, Avrupa kendini gözden geçirmeli, Ermenistan'ın kurtuluşu Türkiye ve Azerbaycan'la olan münasebetlerine bağlı, Ergenekon'da orduya değil şahıslara yönelik bir yaklaşım var..."İşte çarpıcı açıklamalarıyla Tuğrul Türkeş... 28.02.2011 09:09

 

HÜLYA OKUR- HABERX

“Kimin himmeti milleti ise, o tek başıyla küçük bir millettir”diye bir söz vardır. Evet tek başına millet olan birinden söz ediyoruz bu röportajda.  Yaradanın kaşlarından bir parçayı ‘ay şekli vermek için’ yukarı kaldırmasındaki gaye de odur kanımca.. Kendisi, adıyla, kanıyla, canıyla Türk kimliğimizi koruyan sayılı insanlardandır. ‘Milli’ olan ne varsa onun için; kısa, rahat ve hafif bir yolu seçmeden mücadelesini sonuna kadar bozmayan, kendisinden az bulunan rehtler(cemaat) olması halinde akıbetimizden korktuğum ve inanılacak şeyler sıralamasına kendisinden önce ulusunu koyduğu için kendimden utandığım biri var karşınızda: Tuğrul Türkeş”

 “SİYASETE BAŞLAMA NOKTAM, BABAMI ASMASINLAR REFLEKSİYDİ.”

Muzaffer Hanım ile Alparslan Türkeş’in çocuğu olarak, 1 Aralık 1954'te İstanbul'da doğdunuz…Babanızın 10. Işığı olduğunuzu anladığınızda hayatınız size neler hazırlamıştı?

Öyle bir şey olduğumu zannetmiyorum. Siz söyleyene kadar böyle bir şeyden haberdar değildim. 13 Kasım 1960. 27 Mayıs ihtilalinden sonra bir iç darbeyle, Türkeş ve 13 arkadaşı yurtdışına yollandı, o sürecin başında ben daha ilkokula yeni başlamıştım, bir sabah kalktım, evde bir cenaze var, annem, ablamlar ağlıyor, ne olduğunu anlamaya çalışıyorum, kimse bana bir şey söylemiyor, ondan sonra sokak kapısının oraya gittim, sokak kapısı yoktu ve yerde kapı parçaları vardı sadece. Çünkü kapı parçalanmış ve babam da yaka paça götürülmüştü. İlk çocukluğumdan, siyasetle ilgili hatırladığım anı bu. Camdan dışarıya baktığımda da evin etrafında, makineli tüfeklerini eve çevirmiş duran askerler vardı. 

Peki siyaset içeren çocukluğunuzu anlattınız. Siyasette çocuklarının rolü olmasını isteyen bir babaya sahipsiniz

Hiç öyle bir şey yok. 

Siyasette yanınızda olmanızı istemedi mi, en azından karşı çıkmadı belki

O sonra gelişti. İlk başta rahmetli Türkeş’in siyasi mücadeleye başladığı yıllarda, çocuklarını yetiştirdiği yıllarda böyle bir şey düşündüğünü zannetmiyorum. Ama daha sonra zaman içinde 12 Eylül İhtilâli sonrasında, tabi o tutuklandı ve idamla yargılanıyordu, ben o sırada üniversite öğrenimimle meşguldüm, savunmalarla uğraşmaya başladık. Savunma, hukuki bir savunma değildi, siyasi, 12 Eylül cuntasının yaptığı bir yargılama süreciydi ve haksız iddialar ve ithamlar bulunduruyordu içinde ve öyle olduğu için de ona karşı tabi mücadele edilmesi gerekiyordu. İlk temel başlama noktası, babamı asmasınlar refleksiydi. Fakat babam tutuklu, ben dışarıda, onun direktifleriyle siyasi temasları yapan (git Süleyman bey ile görüş…şunla görüş bunla görüş) bendim, bununla başlayan süreçte zaman içinde beraber siyaset yapar hale geldik. Ama onu yapmaya başladıktan sonra daha ilerleyen yıllarda benimle çalıştığına memnun olduğuna dair ifadeleri, sözleri oldu. Ama ilk start noktasında öyle bir şey istiyor muydu bilmiyorum. 

Peki sizin çocuklarınız, Uğur, Osman ve Muzaffer ile ilgili tasarruflarınız neler?

Hayır. Benim başta kendi çocuklarım olmak üzere bütün gençlere tavsiyem, sevdikleri işleri yapmalarıdır. Cüzdan tamircisi ol, eğer seviyorsan ama sevdiğin işi yap. Ben hep onu söylüyorum. 

“AİLEDE SİZDEN ÖNCE SİYASET YAPMIŞ BİRİ VARSA, SİZİN YAPTIĞINIZ HİÇ BİR ŞEY KAFİ GELMİYOR”

Peki bu işi severek yapmanın dışında nasıl bir duygu taşıyordunuz?  23. dönem milletvekilleri arasında Ferit Melen’in oğlu Mithat Melen ve İlhan Öztrak’ın yeğeni Faik Öztrak gibi siz de vardınız.  Türk siyasi hayatında önemli izler bırakan siyasilerin çocuğu olmak, babanızı da geçebileceğiniz duygusunu size verdi mi?

Şöyle. Bir kere aslında haksız bir kıyasla karşı karşıyasınız. Ailede sizden önce siyasetle uğraşmış ve siyasette başarılı olmuş bir örnekten sonra siyaset yapıyorsanız, hiçbir yaptığınız topluma kafi gelmiyor, bu da başarı çıtasını yukarıya çekiyor. Yani bilinmemiş birinin veya ailesinden daha önce siyasi bir figür çıkmamış bir ailenin çocuğu, iki tane düzgün cümle söylese, -Ya helal olsun, bak ne güzel konuştu!, deniyor. Siz Türkiye ile ilgili fevkalade hayati bir konuda, ciddi bir önermeyle ortaya çıksanız, -Türkeş’in oğlu, bunu da mı söylemeyecekti yani? gibi başkası için mucizevi addedilebilecek şeyler siz söylediğinizde toplum tarafından rutin karşılanıyor. O da diğerlerine göre sizin çıtanızı, toplum yukarıya koyuyor. O da tabi insanı zorluyor. Hem  kişisel gelişmeniz, yetişmeniz, topluma hizmet noktasında yapmak istediklerinizle ilgili iyi, diğer taraftan da şurada 550 kıymetli arkadaşım içinde, 2-3 tanesi aklı başında iki söz söyleyince herkes alkışlarken, siz 500 tane doğru söz söyleseniz kimse umursamıyor, “-Eh Tuğrul Türkeş’in bunu söylemesi lazımdı” diye bakıyorlar. O tabi farklılık yaratıyor. Siyasette ben kıyaslamayı yaparken daha önceki siyasi liderlerden rahmetli İnönü’den sonra, Erdal İnönü siyasete girdi, siyasette çok insanca, yabancıların ‘humanly’ dediği insani bir yaklaşımla ama kendi penceresindeki siyaseti de doğru ortaya koydu. Ama bakıyorum, solda tasvip görmedi. Halbuki solun 20-25 yıllık geçmişine baktığınızda CHP-SHP…vs solda en yüksek oyu alan liderdir Erdal İnönü. Ama İsmet Paşa’nın çocuğu olması sebebiyle, “Ne olacak işte Erdal İnönü yaptı” diye bakılmıştır. Siyasetçinin insan olduğunu gösteren yaklaşımlarıyla birlikte çok farklıydı. Bunları yaşıyorsunuz tabi. 

“TÜRKEŞ 20. YÜZYILIN , BİZLER İSE 21. YÜZYILIN SİYASETÇİLERİYİZ”

Bir anlamda gölgesinde kalıyorsunuz büyük, devasa siyasetçilerin.

Şöyle oluyor…Siyasetini tamamlamış, başarılı bir liderle, siyasi kariyeri içindeki bir şahsı hep mukayese ettiklerinden, hep sizinle ilgili beklenti daha fazla. Mesela ben şimdi 56 yaşındayım, rahmetli Türkeş’in 56 yaşında neredeydi ve ne yaptığıyla ben mukayese edilmiyorum, Türkeş’in 4 Nisan 1997’de Hakkın rahmetine kavuştuğu dönemdeki siyasi kazanımlarıyla mukayese ediliyorsunuz. Oraya ulaşmak tabi, mümkün değil. Bir de çağ da değişti. Rahmetli Türkeş 20.Yüzyılın siyasetçisi idi, oysaki biz 21.Yüzyılın siyasetçileriyiz.  

Değişen çağın üzerinizde nasıl bir etki bıraktığını sormak istiyorum, o önemli bir soru… Devlet Bahçeli, babanızın davetiyle geldiği Milliyetçi Çalışma Partisi’nin Genel Sekreteri olduğu teşekkür konuşmasında, ‘‘İlim, tefekkür, iman...’’derken, ilk Genel Başkan olduğu teşekkür konuşmasında, ‘‘Türk milliyetçileri iktidara!..’’demişti. Sizce Milliyetçi Hareket Partisi söylem değişikliğine uğradı mı? Bir zamanın Türkeş devrini de kapatan yeni çağ, bu davaya nasıl bir etki yaptı?

Biri ideolojik bir yaklaşım, öbürü de siyasi liderin söylemesi gereken bir önerme. İkisinin arasında bir tenakuz görmüyorum.

“SİYASET BİR İŞ DEĞİLDİR”, “TİCARETTE BAŞARILI OLDUĞUMU SÖYLEYEMEM”

Bu sıradanlıktan kurtulmak için siyasi misyonunuzun yanına bir de iş adamlığını koydunuz. Hatta, Türkiye Genç İşadamları Derneği sizi ‘Yılın Prestij Ödülü’ sahibi yapmıştı. Siyasete katkınızı biliyoruz ama iş dünyasındaki payınız, bir iş adamı olarak vizyonunuz nedir?

Şöyle…Ben hep üniversitelerde zaman zaman konuşmalara gittiğimde hep söylediğim bir söz var: “Siyaset iş değildir, siyaset içinde yaşadığınız topluma hizmet etmek için bir vasıtadır yani meslek değildir. Bir adam ne iş yapıyor, bunun mesleği, siyasetçi. Dünyanın hiçbir yerinde bu yoktur. Herkesin işleri vardır. Hukukçudur, öğretmendir, çiftçidir…neyse…hayatın çok farklı yollarından gelir insanlar ama içinde bulundukları topluma hizmet etmek için, o toplumun daha iyi bir yere gitmesi için de siyaset yaparlar. Siyaset yaptıkları süre içerisindeki elde ettikleri gelir, kompanzasyon ücretidir. Yani başka bir işle uğraşmayıp da siyasetle uğraştığım için devlet, milletvekili maaşını verir. O kompenzasyon ücretidir. İşin aslında herkesin bir işinin olması gerekir. Eğer bir insan işsiz de, siyaset yapıyor ise ondan korkmanız gerekir. “Sen ne yaparsın? Ben hiçbir şey yapmam, siyasetçiyim.” Allah kaçın! yani ondan. Ben tabi ki çoluğumun çocuğumun nafakası için farklı iş alanlarında bir takım çalışmalar yaptım. Tabi siyasi ailenin bir çocuğu olarak siyasette çok başarılı olduğumu söyleyemem ama çok şükür bugüne kadar ailemi geçindirdim.

“MHP, YIKILACAK BİR KAPI DEĞİLDİR”

Peki aile olarak MHP’de değişmeyen rolünüzü neyle açıklayabilirsiniz?Mesela aileden sadece siz değil, damat  Hamit Homriş de MHP’de bulunuyor. MHP’nin kapısının arkasına aile olarak dayanmazsanız, kapı üzerinize yıkılır endişesi taşıyor musunuz?

MHP yıkılacak bir kapı değildir. Öyle bir kaygı ve korku yok. Hayır bu insanların siyaset yapma istekleriyle izah edilebilir. Bir aileden bazen bir kişi çıkar, başka hiç kimse uğraşmaz. Öbür aileden de 5-10 kişi çıkar. O, insanların içinde bulundukları topluma duydukları ilgi ile alakalı bir şey. İyi veya kötü de değil ama öyle gelişiyor. 

“BEN BİLE İNANDIM KAYSERİ’DEN ADAY OLDUĞUMA”

2007 seçimlerinde önce babanızın memleketi Kayseri’de 1. sıradan aday gösterilecekken son anda Çankaya’yı da içeren Ankara 1. Bölge 1. sıraya kaldırıldınız. Bu siyaseti yaşadığınız yerden daha çabuk şekillendireceğiniz anlamına mı geliyordu?

Hayır. O iş beni çok eğlendirdi. Böylelikle bu fırsatta onu da söylemiş olayım. Benim 2002 seçimlerinde ayrı bir partim vardı, Aydınlık Türkiye Partisi diye. Aydınlık Türkiye Partisi ile Doğru Yol Partisi, seçim işbirliği yapmıştı, ben de bu dönemde Kayseri’den milletvekili adayı oldum. Ama Doğru Yol barajı geçemedi, meclise giremedik. Tabi ailenin kökleri de Kayseri-Pınarbaşı’na bağlı olduğu için ben 2007 seçimleri arifesinde, Bahçeli beni MHP’ye davet edip de beraber siyaset yapalım dedikten sonra, bütün ısrarına rağmen, ben bir yer tercihim olmadığını Sayın Genel Başkana söyledim. Ben Genel Başkan Yarımcılığı yaptığım için ve rahmetli Türkeş döneminde de bu işlerde tecrübem olduğu için ben takdirin kendisine ait olduğu, kendisinin göstereceği bölgenin dışında hiçbir talebimin ve itirazımın olamayacağını söyledim. Ben ondan sonra çalışmalara başladım. Benim milletvekili adaylığım açıklanana kadar basında hiçbir bana göre ciddi dayanağı olmayan, çılgın bir spekülasyon hatta listeler, YSK’ya gidiyor, Yüksek Seçim Kurulunun önünden muhabirler benim Kayseri, liste1 olduğumu ilan ediyorlar. Halbuki aynı saatlerde Sayın Bahçeli beni çağırdı ve beni Ankara-Çankaya birinci bölgede liste1’e koydum, burada çalışacaksın dedi. Bu nereden çıktı anlamadım, muhabirler damarlarını şişire şişire o kadar anlatıyorlar ki, ben bile televizyona bakarken bazen inanıyordum, herhalde Kayseri’den aday oldum diye. Ama yoktu böyle bir şey ve daha sonraki anladık ki, parti beni Anakara’da görevlendirdi. 

“AYDINLIK TÜRKİYE PARTİSİ İLE MHP’NİN KENDİNİ KONUMLANDIRDIĞI YER AYNI”

Peki sizin görevlendirdiğiniz partiden söz edelim. Aydınlık Türkiye Partisinden. Bu partiyi kurduğunuzda “Siyasi yelpazenin tam ortasında yer alacak’ demiştiniz. DYP ile yaptığınız koalisyon sonrası dağılmıştı. MHP dururken davanızı farklı yapılar için sürdürme isteğiniz nedendi?

Tabi Aydınlık Türkiye Partisi çalışması, başlı başına bir röportaj konusudur. Onun için onu kısa birkaç cümle ile geçiştirmek doğru değil fakat bugünkü Milliyetçi Hareket Partisi, kendisini konumlandırdığı yerle Aydınlık Türkiye Partisinin kendisinin konumlandırdığı yer arasında bir fark yok. Zaten aynı kökenden gelmiş insanların kurduğu bir partiydi. Bu senenin başında Aydınlık Türkiye Partisi Genel Başkanı Oktay Öztürk olmak üzere partiyi kapatıp, onlar da Milliyetçi Hareket Partisi saflarına katıldılar. Ben ihtilallere üzülmüş, ihtilallerden hırpalanmış bir ailenin çocuğu olarak, 12 Eylül 1980’de siyasete başladığımı söylüyorum sorulduğunda. Demokrasiye gerçekten inanan ve demokrasi içinde bu ülkenin kalkınacağına ve gelişeceğine gerçekten inanan(bunu bütün siyasiler söylüyor ama ben gerçekten kastettiğinden emin değilim ama ben gerçekten kastediyorum onu) O dönemdeki Türkiye’deki kaos ve toplum mühendisliğinin bir DSP, ANAP iktidarını arzu ediyor olmasını ben doğru bulmadım Türkiye açısından. O noktadaki siyaset ile ilgili MHP yönetimi ile ilgili ters düştüğümüz için ayrıldım.

“MİLLİYETÇİLİK TEK BİR PARTİ İLE YAPILMAZ”

O dönem, ülkücü kesim, ‘Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman’ pankartlarıyla Çiller’e destek olurken, bugün siz Milliyetçi oyların adreslerini şaşmalarına neden olmaktan  dolayı pişmanlık duydunuz mu?

Yok o zaman biz bu sloganı kullanmadık. Milliyetçilik, tek bir parti ile yapılamaz. Yani Milliyetçi partiler vardır fakat milliyetçilik aslında tanımı gereği, yani bizim Türkiye’de anladığımız anlamda. Batı anlamıyla bizimki de farklıdır. Batının milliyetçilik anlayışı daha çok ırkçılığı çağrıştırır. Oysa ki Türklerin milliyetçilik tarifi daha çok dil, geçmiş birliği ve ortak bir gelecek hedefi olarak ele alınır. Bunun bütün partilerde olması gereken bir vasıf olduğunu düşünüyorum. Ama kiminde az olur kiminde çok olur. Kimi daha fazla buna vurgu yapar, kimi çok az vurgu yapar ama bu hepsinde olması gereken bir şeydir, o noktadan bu tip tahlillerin doğru olmadığını düşünüyorum.

“MHP’NİN KÖKLERİ, CHP’DEN KOPANLARLA OLUŞTU”

Milliyetçiliği 6 okun bir tanesi iken, CHP’nin vücuttaki apandisitmiş gibi gördüğünü söylüyorsunuz, Fakat Milliyetçi Hareket Partisinin asıl adı, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi iken Türkeş 1964’te Genel Başkan olunca değiştirmiş. Sizce adındaki benzerlik, Cumhuriyet Halk Parti ile parti politikaları konusunda hiç mi benzerlik yaratmıyor?

Hayır. Tabi ki partilerin programları ile o partinin yönetimindekilerin icraatleri bir bütün oluşturur, o da partinin siyasetini ortaya koyar. Ne tek başına bir parti programı, ne de bir partinin yöneticileri tek başına bir siyaseti açıklamaya yeterli değildir. İkisi ne kadar birbiriyle uyum halinde ve doğru çalışır ise o parti o derece kendini daha iyi ifade eder ve başarılı olur. Rahmet Atatürk zamanında, Atatürk ve silah arkadaşlarının kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi ki, o dönemin aynı noktası, Türkiye Cumhuriyetinin kurucu felsefesidir. Bu ‘Cumhuriyetçilik’ felsefesine dayanır yani Türk Milliyetçiliğini önde tutan Ziya Gökalp’lerin- Atatürk de tabi büyük bir Türk Milliyetçisidir, felsefi olarak arkasında olduğu….Fakat çağa ve zamana baktığınız zaman Atatürk rahmetli olduktan sonra İsmet İnönü zamanında İkinci Cihan savaşı ve savaş sürecinde Batı’da ırk temelli Avrupa milliyetçiliği yani Hitler, Musollini vs ile birlikte İnönü döneminin Cumhuriyet Halk Partisi bunlarla özdeş görünmemek için belki de, hızla bu milliyetçilik noktasından uzaklaştırdılar ve rahmetli İnönü’nün, ‘CHP, ortanın solundadır’, Yani 1960’ların artık İkinci Cihan Savaşı sonrası iki kutuplu dünya içinde CHP’nin kendi konumlandırdığı yer olarak daha net ortaya koydu. Zaten toplumdaki o eksiklik, o bir kenara  bırakılmışlık sebebi ile MHP’nin kökleri canlandı ve gelişti. MHP, Türkiye’nin en eski siyasi kuruluşudur. Birincisi CHP’dir, devlet ile birlikte. MHP’nin de köklerini CHP’den kopan rahmetli Mareşal Fevzi Çakmak’ın da içinde bulunduğu ekibin kurduğu önce Millet Partisi, Osman Bölükbaşının da içinde olduğu Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi…bunlar birleşiyor, öyle bir süreç yaşanıyor. Biz MHP’nin bu sene geçtiğimiz Şubat’ta 42.yılını tamamladığımızı söylüyoruz. Bu 42 yılın başlama noktasını 1969 Şubat’ta yapılan CKMP Kongresinde adını MHP olarak değiştirmesine dayandırıyoruz ama 1969’dan önce 21 yıllık da onun evveliyatı var. O bakımdan Milliyetçilik, Türk siyasetinde hep var olmuştur, hep de var olacak. Ama dediğim gibi bunu diğer siyasi partiler de benimserse, daha da içselleştirirse bu ancak bizi memnun eder.

“MHP’YE  İYİ MUHALEFET YAPTIK”

MHP’nin CHP’den nasıl doğduğunu anlattınız ama ben şunu merak ediyorum. Siz ATP’nin başındayken, Bahçeli’den babanızın anma törenlerini ortak bir programla yapma teklifi gelmişti. Siz o zaman bunu politik bir manevra olarak görmüştünüz. Bugünkü ittifak, şu anki uyumu yakalamak için sözünü ettiğimiz manevralar gibi kaç zorlu süreci atlattı? 

Şöyle bakalım. Bir kere bizim Aydınlık Türkiye Partisinde aktif olduğumuz dönem, MHP’nin de 57.hükümette, üçlü koalisyonda iktidarda olduğu dönemdi. O dönemde Aydınlık Türkiye Partisi muhafelef görevini üstlenmişti. Oysa ki MHP de, bir koalisyon içinde iktidar partisi idi. O bakımdan biz, muhalefet görevimizi sürdürdük o dönem içinde. İyi muhalefet yaptığımıza inanıyorum. Eleştirilerimiz zaman zaman biraz dozunu arttırmış olabilir ama o görevimizdi, muhalefet yapmamız gerekiyordu ve yaptık. Ve yapıcı bir muhalefet yaptığımızı düşünüyorum o safhada. 

“ BAHÇELİ’NİN GENEL BAŞKANLIĞINI SAYGI İLE KARŞILADIK.”

Alparslan Türkeş, 4 Nisan 1997’de öldüğünde,  yerine sizin geleceğinize kesin gözle bakıyordu. Teşkilatçılık konusunda usta olan Bahçeli size göre hangi özellikleri ile sizi geri planda bıraktı?

Siyasi partilerde demokrasinin işlemesi önemlidir. Yani o bakımdan 1997’de çok uzun süre bu siyasi hareketin, bir anlamda Milliyetçilerin bir çatı altında toplanmasını başarabilen rahmetli Türkeş’in kaybından sonra, MHP’nin tabanı bir demokratik seçime gitti, hatta bir değil bir çok. Bir senenin içinde seçimler yaptık. Burada taban o dönemde Türkeş sonrasında, MHP’ni idare etme görevini Sayın Bahçeli’ye verdi. Biz de bunu saygıyla karşıladık. Yani orada kim başardı, kim başaramadı diye bakmadık, ben geçmişe sadece laboratuar diye bakarım.  Ben geçmişe çok takılı kalmam, yarına bakarım. Benim gündemimde bugün önümüzdeki süreçte Türkiye neler yaşayacak, neler olacak vardır, o bakımdan onlar üzerinde yorum yapılabilir bilmiyorum ama demokratik yaptık seçimleri. İki tanesinde ben genel başkan vekili idim, onun için bunu bilerek söylüyorum. Demokratik yaptık seçimi ve delege de beni istemedi.

“BAHÇELİ’NİN TÜRKEŞ’TEN FARKLI UYGULAMALARININ OLMASI GAYET TABİDİR”

Peki neden Bahçeli ile Türkeş’in ters düştüğü noktalar açığa çıkarılmaya çalışılıyor? Türkeş’in dediği iddia edilen"Bahçeli MİT’tendir itimat etmeyin" sözlerini reddedip, bunu Ak Parti’nin panikten doğan hezeyanının bir dışa vurumu şeklinde yorumlamıştınız.  

Siyasi partiler birbiriyle rekabet ederken, zaman zaman boks tabiriyle belden aşağı vurmayı tercih ediyorlar, kural dışına çıkarlar. Tabi ki, rahmetli Atatürk’ten sonra İnönü ki, o da Türkiye’nin kurucularındandır, Mili Şef döneminde Atatürk ile aynı siyaseti takip etmiyordu çünkü insanlar farklı. Şimdi CHP’de Sayın Baykal’ın istifasının ardından Sayın Kılıçdaroğlu geldi, aynı siyaset mi, aynı olsa insanlar niye değişsin? O bakımdan Sayın Bahçeli’nin de, muhakkak ki Türkeş’ten farklı uygulamaları olacaktır, bu tabidir. Diğer partiler de bunu bir tenakuz gibi göstermeyi isterler.

 

“HALKIMIZ TÜRKEŞ’İN DEĞERİNİ ÖLDÜKTEN SONRA ANLADI”

Peki bazı öngörüleri vardı Türkeş’in…ölmeden çok çok önce sarfettiği… Ve hatta Bahçeli’nin, ölüm yıldönümlerinde yaptığı konuşmaları taradım, hemen hemen hepsinde vurguladığı şey şuydu: “Gerek yaşadığı dönemde gerekse vefatından sonraki gelişmeler(milli birliği tehdit eden)onun teşhislerini hep haklı çıkarttı” Peki olacaklar konusundaki bu basiret, olmadan engellenemeyecek duruma neden geçemiyordu?

Daha önceki örneklerde olduğu gibi halkımız Türkeş’in değerini öldükten sonra anladı. Türkeş’i sağlığında, MHP’ye bir iktidar imkanı verilseydi, bir takım şeyler daha farklı olurdu. Belki bir takım tedbirler olurdu. Bir tek Türkeş değil, rahmetli Mareşal Fevzi Çakmak da siyasette çok başarılı gibi görünmüştür ama o vefat ettiğinde de, o dönemin en büyük cenaze töreni yapılmıştır. Türkeş’in vefatından sonra da Türkiye’nin hiç alışık olmadığı ve hiç kimseye de nasip olmayan bir ilgiyle oldu, kendi kendine oldu, Türkiye aktı geldi. O bakımdan o ilgi ve teveccüh Türkeş’in sağlığında olsaydı belki daha farklı iyi şeyler yapılabilirdi diye düşünüyorum.

“BAŞBUĞUN MEŞALESİ HALA YANIYOR”

Başbuğ'un iki anıtsal eseri var.  Birincisi, Türk siyasi hayatında milliyetçiliğin yegane politik gücü olan MHP, ikincisi ise üzerine titrediği ülkücü Türk gençliği. Sizce bu eserler şimdi onun arzuladığı noktada mı korunuyor?

Üç tane var… Rahmetli Türkeş’in vefatının ardından kuş bakışı yaptıklarına baktığınızda üç temel direği görürsünüz. Dediğiniz gibi birincisi o güne kadar farklı partilere dağılmış olan Türk Milliyetçilerini tek çatı altında toplayıp, bir siyasi parti ve bunu da Anadolu’daki halkımızın desteğine sunarak başardığı bir siyasi parti oluşturması. İkincisi, Türk gençliğini, tarihini, coğrafyasını, geçmişini bilen ve iyi bir ideal koyan bir yapılanmaya götürmesi. Ki buna genel adıyla “ülkü ocakları” diyoruz. Bir üçüncüsü de, Sovyetler Birliğinin çözülmesi ile birlikte, Türk devlet ve topluluklarını organize edebilmek için başlattığı Türk kurultaylarıdır. Bu şimdi çok farklı organizasyonlar olarak devam ediyor. Türkçe konuşan devletlerin başkanları toplantısı var, edebiyat, spor gibi platformlarda farklı kuruluşlar, oluşumlar var, onlar devam ediyor.  Şu anda onun arzu ettiği seviyede midir diye bakacak olursak, çok güzel bir laf var: “Pekiyi, iyinin düşmanıdır” derler. Öyle bakarsanız her zaman eksik bulmak mümkün ama diğer taraftan da hala MHP, siyasette söz sahibi ise, Türkiye’nin önemli üç siyasi partisinden biri ise evet, hala o meşale yanıyor demektir. 

“MUHALEFET GÖREVİMİZİ İYİ YAPTIK”

İçeriden baktığınızda durum böyle ama dışarıdan baktığınızda, Bahçeli’yi şöyle eleştirmiştiniz. Devlet Bahçeli, girdiği ilk seçimde MHP'yi Türkiye'nin ikinci büyük partisi yaptığında, siz Aydınlık Türkiye Partisi'nin yayın organı ‘Yeni Harman’ dergisinde yazdığınız bir yazıda, “Bu başarı kimseyi aldatmasın. Bunun ardında bu milletin beklentileri ve umutları yatmaktadır” demiştiniz. Sizce o zafer sonrası bir zafer sarhoşluğu içine düştü mü MHP?

Hayır. Biz o dönemde muhalefet görevimizi yapıyorduk. Bunun yapılması gerektiğini, bunu da çok iyi yaptığımızı düşünüyorum. Osmanlı’nın son döneminde Topkapı Sarayı’na taşındıklarında, Padişah Cuma’ları saraydan çıkıp Cuma’ya giderken, halk hem halife, hem Osmanlı hükümdarı, vatandaş onu görmekten mutluluk duyuyor ve büyük teveccüh gösteriyorlar, ve onun için de Padişah’ın gözü kamaşmasın diye, Padişah kendi kesesinden para, altın vererek adamlar tutar ve halkın içine yerleştirirmiş, onlar da Padişah, saraydan çıkıp Cuma’ya giderken bağırırlarmış:”Mağrur olma Padişahım, senden büyük Allah var!” diye. Muhalefetin görevi budur. Biz o dönemde görevimizi iyi yaptık.

“AVRUPA KONSEYİNDE HARMONİ YOK, KAKAFONİ VAR”,”ARUPA BİRLİĞİNİN İLERİSİ OLDUĞUNA İNANMIYORUM”

Sizin iyi yaptığınız bir göreviniz daha var. O da Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’ndeki üyeliğiniz.AKPM’nin sürekli PKK’yı Türkiye’nin karşısına bir taraf olarak çıkartma isteğinin altında ne yatıyor?Başka neler huzursuz ediyor sizi orada?

Avrupa, 21. Yüzyılda kendi yerini ve pozisyonun daha tam tarif edebilmiş değil veya etmekte zorlanıyor diyebilirim. 3,5 yıldır AKPM görev yapmış birisi olarak bunu söylüyorum. Çok sesli ama o çok seslilik içinde bir harmoni yok, kakafoni var, uyumsuzluk var. Sizin bahsettiğiniz meselede de İngiliz bir parlamenter başkanlığında 25 tane farklı ülkenin parlementeri ki bunun içinde Güney Kıbrıs Rum yönetiminden, Yunanistan yönetiminden olanlar var. Bana göre Türkiye’yi incitmek için akıl almaz taleplerde bulunuyorlar. Meclise belki bu hafta içinde gelir, Terörün önlenmesi sözleşmesi var, Avrupa Konseyinde 47 ülkenin imzaladığı, Türkiye’de de meclisten geçmesini bekliyorlar ve Türkiye’nin bunu bir an önce yapması için ısrar ediyorlar. Orada terörün önlenmesini, sadece terör olduktan sonra değil, olma ihtimalinde bile tedbir alınmasının gerektiğine dair bir sözleşme imzalayan Avrupa Konseyinin parlamenterlerinin terörde, 30-40 bin kişinin canına kastetmiş, suçu sabit olmuş, AİHM’nin dahil bu suçu kabul ettiği, yadsıyamadığı bir teröristle ilgili bu tarz taleplerde bulunmasını ben çok karmaşık buluyorum. Yani bu Avrupa’nın iddia ettiği, evrensel hukuk, demokrasi ve ifade özgürlüğü ile çeliştiğine inanıyorum. O bakımdan Avrupa’nın kendini tekrar gözden geçirmesi gerektiğini, 21. Yüzyılda ne yaptığını doğru tahlil etmesi gerektiğine inanıyorum. Zaten eğer onu başaramazlarsa ben Avrupa Birliğinin ilerisi olduğuna inanmıyorum. Ben İnsan Hakları ve Hukuk komitesi üyesiyim aynı zamanda göç mülteciler ve nufus komitesinde de görev yaptığım için biz bu tür karmaşıklıklarla en azından her toplantıda karşılaşıyoruz. 

Siz Türkiye-Ermenistan maçının devre arasında, Sarkisyan’a Gül, sizi “Türkeş’in oğlu” diye takdim edince, siz araya girdiniz ve özellikle muhalefetten olduğunuzu söylediniz. Bunun üzerine Sarkisyan güldü, diye yansıdı basına. Bu gülümseyişin diplomatik ifadesi neydi sizce?

Onu bilmiyorum ama benim bunu ısrarla söylememin sebebi; Sayın Cumhurbaşkanı takdim edince ola ki yabancı bir devletin başkanıdır, buradaki meseleleri bilmez, iktidar partisine mensup herhangi bir kişi diye düşünür diye onu anlayabilmesi bakımından söylediğim bir şeydi. 

“HRANT DİNK MESELESİ TÜRK- ERMENİ KAVGASININ BİR CEPHESİ DEĞİLDİR “, “ERMENİSTAN, KURTULUŞU İÇİN TÜRKİYE İLE MÜNASEBETLERİNİ İYİLEŞTİRMELİ” 

Peki sizin Ermeni meselesinde anlamakta zorluk çektiğiniz şey ne? Mesela Türkeş tarihinde Türkiye Ermenileri’nin ne büyük kahramanlıklar yaptıklarını anlatmış hatta Ermenistan Cumhurbaşkanı Petrosyan ile görüşme yapmıştı. Bugün Hrant Dink meselesi olmak üzere Milliyetçi hareket, bugün aynı esneklikte mi? 

Hrant Dink meselesi Türk- Ermeni kavgasının bir cephesi değildir. Hrant Dink, Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşıydı ve burada kendi penceresinden dünyadaki diaspora Ermenileri ile Ermenistan ile Türkiye’nin meselelerinin halli için kendi penceresinden çözüm üreten bir insandı ama hepsinden önemlisi bir Türk vatandaşıydı. O bakımından orada fikre tahammülü olmayan insanların saldırısını bir Türk- Ermeni çatışması olarak algılamayı ben doğru bulmuyorum. Ama Ermenistan ile ilişkilere geldiğim zaman Ermenistan’ın bir ikilemi olduğunu düşünüyorum. Bir kere coğrafya olarak baktığımızda Ermenistan’ın komşuları; Gürcistan, İran, Azerbaycan ve Türkiye. Dört ülkenin arasındaki bir ülke. Bunların kalkınması, gelişmesi Kafkaslar da zor hala. Ülkede diasporanın rant elde ettiği bir tarihi çarpıtmaya takılıp ülkenin geleceğini karartmamaları gerektiğine inanıyorum. Rahmetli Türkeş’in de bakışı buydu. 1915’te kötü olaylar oldu, bunu hiç kimse inkar etmiyor ama bu neydi, ne değildi başta ciddi belgelerle doğruyu tespit etmek lazım. Ardından tespit yapılmalı. Ama diğer realite de sürekli eriyen nüfuslu bir Ermenistan var, başta 5 milyon deniyordu, şimdi 3,5 milyon deniyor, gençleri, insanları o ülkede yaşamak istemiyor ve kaçıyor, iş imkanı yok, iki tarafta komşusuyla itilaflı, Azerbaycan’ın hala %20 toprağını işgal etmiş durumda. İran tarafında da yine Azeriler var, böyle bir İran, sorunlu Gürcistan ile komşu. Bana göre Ermenistan’ın ülke olarak kurtuluşu( kurtulmak derken, refahı, kalkınması ve kaçan nüfusu geri getirebilmesi için) Türkiye ve Azerbaycan ile yani Avrupa ile Asya’ya giden hat üzerindeki münasebetlerini iyileştirmesi gerekiyor. Bu da diasporadan gelen baskılara direnip, kendi reel politikalarını üretme ile olur. Bu noktada bizim önermelerimiz, komşumuz olan Ermenistan’ın iyi bir yere gitmesidir. Çünkü komşularımız ile iyi ilişkilerimiz olursa biz de iyi oluruz. Onların bunu ne derece başarır bunu zaman içinde göreceğiz ama bizim bir husumetiniz, düşmanlığımız yok. Bugünkü MHP’nin bakışı noktasına geldiğimizde de, MHP’de böyle bakıyor, realist bakıyor. Biz o görüşmeler yani İsviçre’deki protokol ve onun daha sonraki sürecine itiraz etmemizin sebebi, o dönemdeki siyasi iktidarkın gerçekçi bir çözüm ortaya koymak yerine, sembolik bir şeyler yapıp, ‘Ben bu işi başardım’ demesini Türkiye açısından doğru olmadığını ve kalıcı çözüm getirmeyeceğini düşündüğümüz içindir. Ki gelişen süreçte onu ortaya koydu. “İsviçre’de ben protokol imzaladım” İmzalandın da ne oldu? Bir şey olmadı,demek ki bizim o zamanki itirazlarımız doğruydu. Bugün MHP’nin siyaseti ile Türkeş arasında bir görüş farkı olduğunu düşünmüyorum. 

“ERGENEKON DAVASINDA EN ÖNEMLİ EKSİKLİK, SUÇUN TARİFİDİR”

Peki Ergenekon meselesine nasıl bakıyorsunuz. Ergenekon’a Ergenekon Güler Kömürcü ile yaptığınız konuşma nedeniyle isminiz karıştı. İsmi dolayısıyla karşı çıktığınız bu davanın varacağı noktayı ne olarak görüyorsunuz?

O çirkin bir şeydi. Bilmiyorum hukukçular bilir ama şunu söyleyebilirim size, bir kere hukukun genel mantığı itibariyle bir suç ile ilgili iddianın topluma duyurulduğu zaman, topluma da doğru anlatılması gerektiğine inanıyorum. Diyelim ki, bir cinayet işlenmiştir, bu cinayetle ilgili, sanık ve sanığın bunu niye yaptığı doğru anlatıldığında, sanığın çarptırıldığı ceza da toplum tarafından ona göre değerlendirilir. Ama suçu tarif edemezseniz, ceza veya yargılama süreci toplumu rahatsız eder. Bu davada benim gördüğüm en önemli eksiklik işin bu kısmıdır. Bir takım iddialar var…hepsini de biz duyabiliyor muyuz bilmiyorum. Baktığımız zaman suç toplumun anlayabileceği  bir suç tarifine uymuyor. İtirazlar da zannediyorum ki oradan çıkıyor. KCK davası, PKK ile ilgili bir davada veya DHKPC veya Hizbullah’ta, Savcı, yargı bir suçu, bir örgütü ortaya koyduğunda toplum buna itiraz etmiyor. Bunda niye itiraz ediyor-u düşünmek lazım. Bunun suç olduğunu toplum anlıyor da, suça mı destek veriyor, hayır. Nasıl bir suç olduğunu toplum algılamakta zorlanıyor diye düşünüyorum.

“ERGENEKONDA, TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİ TOPYEKUN KARŞISINA ALAN BİR YAKLAŞIM YOK”

Peki Sayın Türkeş yaşasaydı, 27 Mayıs 1960 İhtilali'nde ‘‘Albay’’ olarak önlerde yer alması karşısında bugün emekli albayların tutukluluklarının önlerde bulunuş şekliyle ilgili nasıl bir  yorumda bulunurdu?

Bilmem, falcılık benim meslek alanıma girmez. Bunlar varsayımdır, bundan 14 sene önce rahmetli olan bir insanla ilgili babam dahi olsa ‘Mutlaka şöyle bakardı’ demek çok zor. Ve çok doğru bir önerme de olmaz. 

Peki siz nasıl görüyorsunuz bazı askerlerin bu kadar töhmet altında kalışını?

Orduya bir yaklaşım yok, şahıslara yönelik bir yaklaşım var orada. Siyasetteki birkaç kişinin abuk subuk beyanlarını bir kenara bırakırsanız Türk Silahlı Kuvvetlerini topyekün karşısına alan bir yaklaşım yok. Bir takım insanlar yargılanıyor. Doğru ve düzgün yargılanırsa tutuklama süreleri bir cezaya dönüşmediği sürece yargılanmak, insanın, suçsuz olduğunda beraat ile sonuçlanırsa da iyi bir şeydir insanlarla ilgili. Ama dediğim gibi, yargılama sürelerini cezaya dönüştürmemek şartıyla.  

“AVRUPA’DAKİ EURO KOMÜNİSTLER İLE TÜRK MİLLETVEKİLLERİNİ KIYASLADIM”

Peki sizin bir sözünüz vardı:"Avrupa'da düne kadar komünizmi savunan liderler dahi mevcut siyasi iktidardan çok daha vatansever, çok daha şerefli, haysiyetli ve sorumluluk sahibi idiler" Tarihteki örneklerine bakacak olursak, komünistlerin vatanseverlik, sorumluluk ve şeref konusundaki gözlemleriniz neler?  

Hayır, onu Beştaşi’nin yorumuna çevirmeyelim. O Avrupa konseyindeki bir argümanla ilgili söylediğim üç dört sayfalık bir yazının bir cümlesinin sanki bir kısmı sizin söylediğiniz. Orada benim vurgulamaya çalıştığım konu, eskiden Avrupa’daki Euro Komünistlerin, İtalya ve Fransa’daki liderleri vardı, onlar kendilerini tarif olarak komünist gösterseler dahi, kendi ülke menfaatlerini göz önünde bulundurarak bu komünizmi yaptıkları ifadeleri ile Avrupa Konseyi Parlementer meclisindeki bazı Türk milletvekillerinin davranışını kıyaslamamdan kaynaklanmıştır. Ve orada bizim milletvekillerimizin, Avrupa’daki o eski realiteyi göz önünde bulundurarak daha duyarlı davranmalarını sağlamak için söylediğim bir sözdü. 

“KENDİ KIZ ÇOCUĞUNDAN KORKAN BİR DEVLET OLMAMALI.”

Duyarlılığı arttırmak için yaptığınız girişimlerden birisi de türbandı. Ak Parti’nin türban konusundaki misyonunu gerçekleştirmesine yardımcı olan politikacılar arasındaydınız. Hatta Bahçeli’nin feraseti kadar önemliydi sizin verdiğiniz destek. Sizce bu desteği arkasına aldığı halde başarılı olamadığını düşünüyor musunuz Ak Partinin?

Başörtüsü konusu çok karmaşık ve kökü tamamıyla inanç, felsefe ve dini geleneklere dayalı bir konudur. Üniversitede başörtüsüyle okumak isteyenler konusunu, rakamlara vurduğunuzda çok farklı bir özellik arzeder. Siyasette insanların inanç dünyaları tahrik edilerek siyaset yapılmasını doğru bulmuyorum. Türkiye’de bugün 80 küsur adede ulaştı, üniversitelerimizde yüksek öğrenim gören talebe 2 milyon civarındadır. Bunun yarısı da kız öğrencidir. Başörtüsüyle üniversiteye gitmek isteyen kız çocuğumuzun toplamı, 8 ile 10 bin. Yani toplam 2 milyon üniversite talebesi içindeki 1 milyon kız çocuğunun içinde 10 bin kız çocuğumuz, baş örtüsü ile gidip yüksek öğrenim yapmak istiyor. Ne yaptı? %1. %1 de siyah ceketle gitmek istiyordur, veya farklı bir inanca mensupsa o kılıkla gitmek istiyordur. Buna mani olmak ve bunu siyasette rant kapısına çevirmeyi doğru bulmuyorum. Bir diğer nokta, 18-25 yaş sınırı. 18-25 yaş gurubundaki 10 bin kendi kız çocuğundan korkan bir devlet olmamalı. Olamaz böyle bir şey. Bir diğer nokta da, bu kızlarımız başını örtüyor diye, -Sen üniversiteye giremezsin diyerek bunları yüksek öğrenim alma, bilgilenme, aydınlatma imkanından alıkoyacağız. Bunu ya daha düşük seviyeli bir çalışma statüsüne mecbur edeceğiz veyahuttta ben okuyamıyorum, benim tek şansım biriyle evlenip, ev hanımı olmaktır diye, bu kızlarımızı bilgisizliğe ve gayrifaal hale yönlendiriyoruz. Bunu insani olarak da doğru bulmuyorum. Bütün bunların içinde baktığımızda bu kız çocuklarının ne giyerse giysinler veya başlarını örtüp örtmemelerine bakılmaksızın eğitim haklarının verilmesinin gereğine inanıyoruz. Burada diğer konu çıkıyor, mezun olduktan sonra; hakim olabilir mi, mecburi hizmetini yapabilir mi, sen doktor, hakim olamazsın demek hukuken doğru mu, bunlar bir üst hukuktan(AİHM)den dönüp gelebilirler mi? Burada dünyada genel uygulamalara bakıp, hizmet alan ve hizmet veren diye ayırmak lazımdır. Yani hizmet alan bir insanın kılığının ne olduğu yani hastaneye gittiğinde kılığı ne olursa olsun onu tedavi edersiniz, hizmet alan noktasında bir problem yok. Hizmet veren noktasında ise, dünyanın bütün gelişmiş demokrasilerinde bir takım kurallar vardır herkesin de ona uyması gerekir. Hizmet veren noktasında devletin gereklerin neyse ona göre davranmak gerekir. Örneğin ben TBMM’de milletvekili ise, genel kurula kravatsız girilemeyeceğini bilmem gerekir. Başörtüsü eskilerde çok istismar edildi ama şimdilerde bir hal yola girdi gibi.

“MİLLİYETÇİLİK İLE İNANÇ BİRBİRİNİN RAKİBİ DEĞİL”

Peki neden din ve milliyetçilik söylemi bir tahteravalli gibi. Biri inerken diğeri çıkıyor…AKP, tahteravallinin neresinde duruyor?

Biri diğerinin alternatifi değil. Ayet var, ‘Biz sizi kavim kavim yaratttık ki birbirinizden farklılığınız belli olsun’ diye. Böyle bir ayeti kerime varken bu insanın tabiatından gelen bir şey. Hiç kimse dilekçe verip , Hindu olayım, zenci olayım diye bu dünyaya gelmiyor, o Allah’ın nasip ettiği farklılıklarımız. Milliyetçilik ile inanç birbirinin rakibi değil. İnanç dünyamız, maneviyatımız kendi iç dünyamızdır, felsefemizdir, halbuki diğeri, doğum ile elde ettiğimiz Allah’ın nasip ettiği bir farklılıktır. O bakımdan ikisini tahteravalli gibi değil de aynı terazi kefesinde güzel tutmak lazımdır ki bizim onu yaptığımıza inanıyorum ben. 

“MHP, MİLLİYETÇİLİK KONUSUNA DAHA FARKLI VURGU YAPAN BİR SİYASİ PARTİ”

Peki o teraziye rağmen MHP neden iniş çıkış yaşıyor?Mesela Bahçeli, Türkiye turlarını karayoluyla, halka temas ede ede yaptı, Dokuz Işık milli doktrin'i yeniden hayata geçirdi, bir çok seçim stratejisine rağmen, ‘‘Türkiye, Hareket'e geçiyor’’ sözü slogan haline geldi. Bunda sizin payınız nedir? ve MHP’yi nasıl bir seçim haritası izliyor?

Siyasi partilerin milliyetçiliğinden az önce bahsettim. MHP, Milliyetçilik konusuna daha farklı vurgu yapan bir siyasi parti. O bakımdan gerek seçim kampanyalarında gerekse onun haricinde bu vurguyu her fırsatta görmeniz mümkün. Bu yeni seçimde MHP’nin sloganı:”Ses ver Türkiye, Sesime kulak ver Türkiye” Bu noktada partinin yetkili kurulları var, ona bağlı olarak da farklı komisyonlar var, akademisyenlerden oluşan. Onlar bu siyasetleri oluşturuyor. İşte bu oluşturulan siyasetler halka ne kadar buluşursa partinin başarısı da o kadar çıkacak. Benim bunda katkım, ben MHP’nin sade bir milletvekiliyim. O bakımdan bir milletvekili olarak ben üstüme düşeni yapıyorum. 

“MUHSİN YAZICIOĞLU İÇİN ÖLDÜRÜLDÜ İDDİASINDA BULUNANLARIN, BUNUN NİYE YAPILMIŞ OLABİLECEĞİNİ ORTAYA KOYMASI LAZIM”

Peki bir milletvekili olarak siz üzerinize düşeni yaparken, Türkeş’in izinden giden bir başka isimden söz etmek istiyorum. Muhsin Yazıcıoğlu. Dava arkadaşları olmanın yanında ölümlerinin ardında kaybolan sır dolu bir çanta da bırakmaları adına kader arkadaşı da oldular. Sizce Yazıcıoğlu, bu davanın kaderini de paylaştı mı?

Onun için rahmetli Muhsin Beyin beyanlarına bakmanız lazım. Ayrıldığı dönemde onu bir çok platformda anlattı. Diğer söyledikleriniz için ben size şunu söyleyeyim:”Basında her çıkana inanmayın.” Eskinden beri de söylerler ya, köpek insanı ısırırsa haber değildir ama bir insan köpeği ısırırsa haberdir, diye. Basın onun için genelde hep, insana köpeği ısırtmak ister. 30 senedir aktif olarak siyasetin içinde bulunan birisi olarak, basında her çıkanın doğru olmadığını bilen birisiyim. O bakımdan basında yazılanlarla insanları yargılamam. 

Yani ortada bir suikast olmadığını mı söylemeye çalışıyorsunuz?

Onu bilmiyorum, mecliste bir araştırma komisyonu var, tabi ki araştırılması lazım ama bu iddiayı ortaya koyanlar, tabi bu olmuştur demiyorum, olmamıştır da demiyorum ama Özal ile ilgili de çıktı zaman zaman. Tabi ki siyasi liderlerin hele ki genç yaşta vefat eden, Muhsin gibi birisinin karşısında bunun siyasi bir yönünün olup olmadığına bakmak lazım çünkü suikast dediğimiz zaman bunda siyasi kasıtta aramak lazım. Bunun niye yapılmış olabildiğini de, öldürüldü iddiasında bulunanların açık ortaya koyması lazım. Öldürülmüş olabilir, niye? Sizi böyle düşündüren nedir diye onların da sorgulanması lazım. Olmadı demiyorum. Onun için meclis çok doğru bir karar aldı ve araştırma komisyonu kurdu, neticesini göreceğiz. 

“AKP’Yİ ‘DURDURMAK’ TABİRİNİ DEMOKRASİ İLE UYGUN BULMUYORUM”

Bundan önceki seçimlerde Hıncal Uluç, ” AKP'yi  durdurmanın  yolu,  benim için  MHP'den geçiyor ”  diye yazmıştı ama sonrasında Anayasa Değişikliği seçimlerinde AK Partiyi kimsenin durduramayacağı algısı arttı...Sizce MHP’nin bunu durdurma potansiyeli var mı hala?

‘Durdurmak’ tabirini demokrasi ile uygun bulmuyorum. Siyasi partiler, vatandaşın, seçmenin oyuyla iş başına gelirler. Vatandaş oy vermeyince de çeker giderler. Demokrasinin ana kuralı budur. Sevmediğiniz bir siyasi parti iktidara geldiğinde, yaptıklarından hoşnut olmazsanız da buna katlanmanız gerekir çünkü vatandaşın ekseriyeti ona oy verdiği için iş başına gelmiştir. Anayasadaki madde değişikliği referandumu konusu, AKP'nin başarması ya da başarmaması konusu değildi. AKP'nin madde değişikliği referandumunu, geniş bir medya gücüyle ve büyük bir kampanya ile topluma ‘iyi bir şeyler olacak’ havasını enjekte etmesi ve borsa tabiriyle de, halkın da bu ‘iyi bir şeyler olacak temennisini satın alması’ haliydi. Bunu genel seçimle kıyaslamayı ben doğru bulmuyorum. MHP’nin madde değişikliği referandumunda çekinceleri vardı, CHP’nin çekinceleri vardı, onlar da bu kampanya da bu çekinceleri dile getirdiler ve uyguladılar, neticede yarıdan biraz fazla(%52-%48) madde değişiklikleri onaylandı. Bu bir partiyi aldı başını gidiyor, ya da bunu durduralım diye tarif edilemez. 

“%42’YE HAKSIZLIK EDİLDİ”

Bir madde değişikliğine dahi, Türkiye’de ‘Hayır’ çıktıysa, o %42’nin hakkının yenmemesi gerektiğine inanıyorum. Herkes onu azımsadı ve küçümsedi. Referandum sonrasında herkes %58’e baktı. %42 çok büyük bir rakam.  Düşünün ki, Kenan Evren zamanındaki topyekun Anayasa değişikliği, Kenan Evren çıkıp da, -Ben kefilim, dedi ve silahın gölgesinde bir referandum yapıldı, lehinde %92 aldı. Buradan Kenan Evren ve cuntasının halkın %92 desteğini aldığını söyleyebilir miyiz? Bakın üstünden 30 sene geçmiş olmasına rağmen o Anayasayı, hala toplumun çok farklı kesimleri; reddediyor, yastıyor ve değiştirmeye çalışıyor. O zaman, hiç kimse çıkıp da “%92 oy aldı bu Anayasa değişikliği, demek ki halkın istediği Anayasa budur, o zaman bununla uğraşmaya gerek yoktur” diye kimse söylemiyor. Toplumun balık hafızasında olmaması gerektiğine inanıyorum, insanların bunları görmesi lazım, %42 bütün o kampanyalara rağmen hayır dediyse, biz yapmadık ama CHP’de gördüm, bir yenilmişlik psikolojisi oldu referandum sonrasında, ben bunu doğru bulmuyorum. Toplumun büyük bir kısmı olumlu bir şey olacak temennisini satın alırken, hala bir takım kaygılarla hayır diyebiliyorsa, bu çok önemli bir kapasitedir. O referandum sonrası onun çok azımsandığını ve bu %42’ye haksızlık edildiğine inanıyorum.

“İLLAKİ CHP İLE MHP KOALİSYON OLACAK DEĞİL”

Peki o %42’nin verdiği mesajda, eğer seçimlerde Ak Parti bir cezalandırma yoluna gidilirse, CHP ile MHP koalisyonu da var mı”?

Yo, böyle bir şey illa olacak değil. 2002 yılında daha yeni kurulmuş olmasına rağmen AKP, kendi başına iktidara geldi. Yarın da vatandaşın canı isterse herhangi bir partiyi tek başına iktidara getirir. Bu tip önermeleri ben doğru bulmuyorum. 97 seçimlerinde halk, Ecevit’in partisi DSP’ye %21,5 oy verdi ve seçimden birinci parti çıktı. 3,5 sene sonra yapılan seçimde bu sefer %1,5 oy verdi. Herkes bizim vatandaşlarımıza karşı haksızlık yapıyor. Demokrasiye inanıyorum ve hakikaten kastetiyorum dedim ya, Türk seçmeni çok güzel tercih yapıyor, oyunu çok iyi kaydırabiliyor, o bakımdan AKP de bir çok yaptığını beğenmiyoruz ama halkın belli bir bölümü tarafından tasvip görüyor, halk bunların görev süresinin tamamlandığına inandığı gün de şak diye oylarını çeker, hiç kimse tereddüt etmesin, yeter ki ülkede demokrasi iyi işlesin, iyi çalışsın.

“TÜRKİYE’NİN YAŞADIĞI EN ÖNEMLİ PROBLEM, ÖDÜNÇ BİLGİDİR”

Bütçe görüşmeleri sırasında,''Ödünç bilgi ile  kalkınmanız mümkün değildir. AKP iktidarı bugüne kadar maalesef bir kültür  politikası oluşturamamıştır'' demiştiniz. Bugünkü hükümetin en zayıf olduğu halka Kültür ve sanat mı sizce?

Bunu bir çok defa söyledim evet. Bu çok temel bir noktadır. Kültür yaşadığımız her şeydir. Kültür insanın tüm toplumlarda, insanın yaptığı her şeydir. Topraktan kendi kendine biten bir ot, kültür değildir ama o otu siz aşılayıp, geliştirip, ondan herhangi bir başka bir bitkiye dönüştürebilirseniz, o bir kültürdür. Karnı acıkınca bütün canlılar yer ama siz onu şekillendirip, çatalla, bıçakla yediğinizde bu bir kültürdür. Her şey kültürdür insan hayatında. O bakımdan ülke siyasetini de kararlaştırdığınızda, onun temelinde kültür politikanızın olması lazım. Benim bütçe konuşması sırasında vurgulamaya çalıştığım o idi. Devlet operası, devlet operası var, Cumhurbaşkanlığı senfoni orkestrası var mesela, sanat alanında. Ama bunların hiç biri 21.yüzyılda Türk toplumuna yakışır nitelikte değil. Kültürün diğer alanlarında, sosyolojik bir takım konularda da kültürün temel önermelerini ele almayıp, ona göre yürütürseniz, o zaman çok belli bir hedefe doğru hareket edemezsiniz. Diğer taraftan ödünç bilgiyle kalkınma olmayacağını bir çok konuşmamda vurguluyorum. Ödünç bilgi, başkasının bulduğu bilgiyi sizin sonradan sahiplenmeniz halidir ki tanzimattan bu tarafa Türkiye’nin yaşadığı en önemli problem budur. Başkası bulmuş, çalmış, çırpmış siz ondan alıyorsunuz, önerme olarak da “çağdaş medeniyetin üstüne çıkacağız” , nasıl çıkacaksın, sen çağdaş medeniyeti kuranların sana lütfettikleri bilgi ile bir şey yapmaya çalışıyorsun, senin onun üstüne çıkman mümkün değil. Onun üstüne çıkman için her alanda kendi orijinal duruşların, fikirlerin olmalı.Yoksa sen sadece onların takipçisi olursun, ona vurgu yaptım.

“İSYANLARIN ARDINDA OYUN VAR”

Peki en azından model olabildiğimiz Mısır bugün karşımızda duruyor, siz de aynı fikirde misiniz, bugün Libya’ya uzanan olayları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu olayları yorumlamakta daha çok aceleci davranıyor gibi insanlar diye düşünüyorum. Daha orada…”Bir ülkede çocuğun biri kendini yaktı da, ondan sonra bu da domino etkisi yaptı” benim gibi 30 yıldır siyasette olan bir insanın pek yiyebileceği bir yemek değil bu. Biraz daha o gelişmeyi görmemiz lazım. Bu nedir ve niye yapılıyor. Halkın hepsi, bütün Afrika kıtasında ve Ortadoğu’da demokrasi ve gelişme istiyordu, oradaki monarşilere karşı, otokratik yönetimlere karşı tepkiliydi de Tunus’taki gariban bir çocuğun kendisini yakmasını mı bekliyordu yani? Bu yabancıların, İngilizce de ‘To good to be true’ yani ‘gerçek olamayacak kadar iyi’ dedikleri bir tabir var. Bu ancak onunla tarif edilir. Bekleyip görmemiz lazım. Dünyadaki gelişmiş ülkelerin yeni enerji kaynaklarına ihtiyaçları var, yeni enerji kaynaklarında da Afrika’nın öncelikli olduğunu biliyoruz. O bakımdan Somali’deki korsanlar meselesinden, Sudan’ın bölünmesine kadar, yani iki farklı din ve milletten olan Kıbrıs’ı birleştirmeye çalışan Batı’nın enerji kaynakları güneyinde diye, Sudan’da referanduma götürüp, Sudan’ı Hıristiyanlara ayrı bir devlet kurdurmaya kalkmalarını ben çok çarpıcı ve manidar buluyorum. O bakımdan Kuzey Afrika’dan başlayan, bugün, konuştuğumuz gün Libya’da süre gelen, daha önce Mısır’da olan, diğer Arap ülkelerinde de gelişen olayın daha arkasında bir oyun olduğunu ama onu bugünden yorumlamak için daha erken olduğunu düşünüyorum.

hulyaokur@haberx.com



 

YORUMLARINIZ
abdulmelik - 28.05.2011 19:29
mhp chp akp=bdp hepsi aynı çözüm bbp
TÜRKESIN ASKERI - 05.05.2011 21:02
BU MILLET BASBUGUMU IKTIDAR ETMEDI FAKAT INS BIZ OGUL TÜRKESI BASBAKAN OLARAK GÖRÜZ SIZ TÜRKESI DENEMEDINIZ TÜRKIYE ICIN CÖZÜMDÜR TÜRKES
Bozkurt - 19.03.2011 23:57
Bazıları başlığa bakarak bunlar zaten birbirinin kopyasıydı kendi ağızlarından itiraf etmişler derler. Ama burada kastedilen şey Atatürk'ün CHP'sinin siyasi hayatın temelini oluşturduğudur. Dikkat edin Atatürk'ün CHP'si diyorum. Adnan Menderes'in de CHP kökenli olduğunu kimse unutmasın.
gövde aynı - 01.03.2011 00:03
faşizmi bir gövdeye benzetirsek, CHP bu faşizmin sol yumruğu, MHP de sağ yumruğudur. Dikkat edin en ummadığınız zamanlarda belli olaylara karşı birlikte tavır alıyorlar.
Hakan Postacıoğlu - 28.02.2011 23:24
Ben sayın Tuğrul Türkeşin cevaplarını çok makul ve doyurucu buldum.MHP ninde sadece şeklen değil fikrende epey yol katettiğini düşünüyorum.Yeni bir dünyada yeni fikirlerin filizlenmesi beni fazlasıyla umutlandırıyor.Tuğrul beyin milliyetçilik kavramı üzerine batıdaki kavramlardan farklıyız demesi ise çok yerinde bir tespit.Osmanlı tebaasında yetişen bir neslin batı tipi barbar milliyetçilikle eşgüdülmesi bizdeki milliyetçilere bir hakarettir aslında.Bizdeki milliyetçilik kavramı dünyanın hiç bir yerinde yoktur.Tıpkı dinimizi yaşarkenki farklılıklarımız gibi milliyetçilik algımızda tüm dünya ülkelerinden farklıdır.Tabi mhp de çürük yumurtalar yokmu.elbette var ama şimdi eskisinden daha az.bunun sebebide sanırım Tuğrul beyin dediği gibi "biz 21nci yüzyıl sisasetçisiyiz" de yatıyor.
CEMAL OSMAN - 28.02.2011 22:33
Hakan bey haydi diyelim ki mhp apoya selam veren komutanı vekil adayı yapıyor onu eleştiriyosunuz da aponun yıllaca pkk ya finans sağlamak için görevlendirdiği şivanperver denen bölücüyü kucaklayanları niye eleştrmiyosunuz şunu
sakın unutmayınız.
Bu vatan tarihte Türk tü şimdide Türk ve ilelebet Türk kalacaktır saygılar.
S.Sahin Cetin - 28.02.2011 20:36
her şeyi tek taraflı dinleyince, okuyunca ne kadarda doğru geliyor değil mi?
insanlar öyle bir anlatıyorlar ki kendilerini sanki sütten çıkma ak kaşık,
bu kadar doğruları söyleyen bir kişinin hata yapmış olma ihtimali yok gibi neredeyse.
Kişi hata yaptığını da söylebilmeli
bence.

ropörtaja gelince, her zaman ki gibi, çok iyi hazırlanılmış, bu tartışmaya açık bir konu
değil. sorular doğru ama cevaplar tatmin edici gelmedi bana. bilmediğim ya da tahmin
etmediğim bir şey bulamadım ben. söyleşinizin beni çeken tarafı, sizin bana kopya
verdiginiz halde benim bulamadığım cümlenizde saklı. babasını geçebilmiş mi? bunun
yanıtı defalarca var söyleşinizde. elbette hayır. evet toplumun beklentileri yüksek,
evet 21. yüzyıldayız, evet şu anda yönetim başkasının elinde ve siz ikinci adam olmak
zorundasınız bunların hepsine kabul, peki parti düşüncesinin ya da kurallarının dışında
bir düşünceyi, partiyi değil toplumu ileri götürebilecek bir fikri çevrenizle değil
toplumla paylaşıyor musunuz? İlle de söz sahibi olmak için parti kurmak gerekmiyor.
bunu [allah interneti bulan adamdan razı olsun (!)] var mı bu ülkeyi bulunduğu borç
krizinden kurtaracak bir öneriniz, var mı bu ülkeyi bölünmekten kurtaracak bir düşünceniz,
var mı işsizliğe yo etmede yardımcı olacak bir çözümünüz, paylaşın bizde öğrenelim..
hayrettin yalçın - 28.02.2011 18:59
bu roportajın birçok kişi tarafından okunması ve paylaşılması gerektigini düşünüyorum.gerçekler sayfalarda kalıyor.tugtul beyin hangi sözünü ele alıp dogru noktaya varamazsınızki.bugün itibarıyla türkiyedede bir çok degişimlerin başlangıcı ortada degilmiki bilinçli birinin sözüne gidilmesin.aslında yazmam ve paylaşmam gereken çok şeyler var bende askeri kökenliyim malesef sözümüz iki adımlık yolda neticesiz kalıyor.
burdan tugrulbeye ve size saygı ve selamlarımı sunarım kalın saglıcakla.inşallah sonumuz hayırlara vesile olur.
bu vatan için canını seve seve verecek milliyetçi insanlar oldukça bu vatan yok olmaz.
ahmet aziz - 28.02.2011 17:13
sayın tuğrul bey sizin yaptığınız düpedüz malumu ilan olmuş artık CHP İLE MHP nin fotokopi gibi kardeş haline geldiğibni bilmeyen mi kaldı en son ben öğrendim sayenizde.Allah sizden razı olsun.
Yörükoğlu - 28.02.2011 16:57
Koca yazıda en kötü cümleyi başlık yapmışsınız. Millette sazan gibi yoruma başlamış. 1950 ye kadar bu ülkede tek parti vardı ve onun adıda CHP idi. diğer tüm spartiler CHP den türedi, ayrıldı. Çok cahil ve politize bir toplum olduk. Bilimden, Ahlaktan, Hoşgörüden uzak bir toplum olduk.
ali baksı - 28.02.2011 13:19
Mhp kökleri chp den kopan köklerden oluşmuştu,
Galatasaray kulübünün yedekleri'de kadıköy'de fenerbahçe ye geçip' önderleri aracılığı ile rekabet ortamı kurmuştu,
bu daha önceki asırlık rekabetler ortamının olduğunuda bilmekteyiz,
Tuğrul beyin acıklamaları nı makul ölcülerde buluyorum ve parti içersindeki değişim 10 yıla kadar meyvelerini vericektir,
elbette bu değişim sürecinde hatalar yapılmaz ise,
ergenekon'un çıkarlara ve sivil çıkarlara hizmet ettiğini çok açık biliyoruz,
ve şuan da dünyanın bir çok gelişmekte olan ülkelerde aynı şeylerin olduğu açık ve net.

Başarılı bir röportaj okudum değerli hülya hanım,
emeğinizi kutlarım,
Saygılarımı sunarım.
hakan - 28.02.2011 10:34
HELE CHP-MHP HEP BİRLİKTE HAREKET ETTİĞİNDE BİR İŞ VARDI.
BİRLİKTE HAYIR CEPHESİ OLDULAR. MHP CAMINDA CHP BAYRAĞI.
ŞİMDİDE ERGENEKONU BİRLİKTE KURTARMAYA ÇALIŞIYORLAR.
VATANA İHANETTEN YARGILANAN, APOYA SELAM GÖNDEREN, KARDEŞİM DİYEN YALÇIN KÜÇÜK'ÜN TAVSİYE ETTİĞİ EMEKLİ GENERALİ MİLLET VEKİLİ YAPIYOR.
YAZIK, YAZIK YAZIK.
ayşe hülya potur - 28.02.2011 10:29
türk peygamber kitabında kutsal kişi,zor durumunda,ateşe bakarak yiyerek hayatta kaldığını düşünüyor,,bir bozkurt sitesinde okuduğumuz türk üstünlüğü için uygulamalarında sınır tanımamaları vb temel,köken çok yanlış inancındayım,,osmanlı devletinde olsun ,refah partisi dahil tüm önde gelen partilerde milliyetçi kesimin kapalı-açık önemli bir kısımlarını kapsadığı görüşündeyim,,bence hukuksuz kısmıyla mücaadele son derece gereklidir,,yargıdaki vb hukuksuzluk,devlet yolsuzluklarında tüm hukuksuzlarla tarafsız mücaadele çok önemli.
ayşe hülya potur - 28.02.2011 10:24
türk peygamber kitabında kutsal kişi,zor durumunda,ateşe bakarak yiyerek hayatta kaldığını düşünüyor,,bir bozkurt sitesinde okuduğumuz türk üstünlüğü için uygulamalarında sınır tanımamaları vb temel,köken çok yanlış inancındayım,,osmanlı devletinde olsun ,refah partisi dahil tüm önde gelen partilerde milliyetçi kesimin kapalı-açık önemli bir kısımlarını kapsadığı görüşündeyim,,bence hukuksuz kısmıyla mücaadele son derece gereklidir,,yargıdaki vb hukuksuzluk,devlet yolsuzluklarında tüm hukuksuzlarla tarafsız mücaadele çok önemli.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.
1