MİLLET ENDİŞE İÇERİSİNDE!
Gemi alttan su almakta ve ağır ağır batıyor…
İçindekiler güverteye çıkmışlar aşağıya doğru merak içerisinde bakıyorlar. Gemi acaba ne kadar dibe doğru gitmiş, onu gözlüyorlar. Sanki batmakta olan içinde bulundukları gemi değil. Akıl almaz bir aymazlık ve vurdum duymazlık içerisindeler. Karşı kıyıdan durumu gören kimileri, bağırıp çağırıp ıslık çalarak güvertedekileri geminin batmakta olduğunu duyurmaya çalışıyorlar.
Ancak uyarılara (sağduyulu çağrılara) aldırış eden yok.
Değişen bir şey olmuyor.
Kaçınılmaz akibet, görünen o ki gittikçe yaklaşıyor…
Ne yazık ki 2008 Türkiyesinde fotoğraf bu!
Gemi gittikçe batar duruma gelmekte, içindekiler durumun hâlâ vehametinde değiller. Hal böyle iken, “ben haklıyım, sen haksızsın” diye durmadan kavga döğüş birbirlerinin gırtlaklarına sarılıyorlar.
AKP sonunda gerçek rengini ortaya koydu.
3 Kasım 2002 seçimi öncesi televizyonlarda sergiledikleri, “biz değiştik” sözlerine dayalı, “aldatıcı görüntüleri” artık gözlenmiyor. Çünkü buna gerek duymuyorlar. Giydikleri “biz değiştik gömleklerini(!)” çıkarıp yeniden eski ve gerçek durumlarına döndüler.
İlk günden beri “aaaa… görüyor musunuz AKP nasıl değişmiş? Tayyip Erdoğan ülkenin Batı’yla entegre olması için nasıl gece gündüz koşturuyor… Hep dışarda temaslarda! AKP’den korkacak ne var canım!” diyenler ve dayatanlar, sonunda hanyayı konyayı görüp kıç üstü oturdular…
AKP’nin büyük bir taktikle sunduğu“uyutma hapını” yutmamış ülkesever yazarların, baştan beri yazdıkları “heeey millet uyanın, durum bildiğiniz gibi değil, bu parti takiyye yapıyor” tarzındaki uyarı yazılarının ne yazık ki en küçük yararı olmadı.
Adamlar boş meydanda at oynatmaya, Türkiye Cumhuriyeti’nin altını oymaya ve ülkeyi ılımlı İslâm devleti yapmaya ellerini kollarını sallayarak devam ettiler. Sonunda Cumhuriyeti ve laikliği kollamak ve kurtarmak, Türkiye Cumhuriyeti’nin savcılarına ve yargıçlarına düştü.
Sen üç kuruşluk kuru baklagille bir kaç torba kömüre teslim olursan, elin oğlu tabi ki belli emellerine dayalı yoluna güle oynaya devam eder!
Hele bir sor kendine vatandaş olarak, sen bir kaç torba kömür ve kuru baklagillerden başka ne elde ettin bu beş-altı yıl içerisinde?
Ben ne kazandım, onlar yani seni yönetenler, sülaleri, yakınları, çevreleri, yandaşları neler kazanıp ekonomik açıdan nerelere geldiler diye bir düşün ve fikir muhasebesi yap!
Sen hâlâ onların ramazanlarda gazeteci ve kamera ordusuyla gelip, “iftar gösteri çadırlarında” seninle birlikte üç beş akşam, iftar yemeği kuyruğuna girip, çorba kaşıklamasını alçakgönüllük ve halktan birileri gibi olmak diye yorumlarken; onların çocuklarının yirmili yaşlarda hatırı sayılır zenginlikte nasıl işadamı olduklarını gözünü aç da bir düşün araştır!... Böyle bir şans peki neden vatandaş olarak senin yüzüne gülmedi acaba? Hiç bunu düşündün mü?
Dünyaca tanınmış araştırma şirketlerince, ülkeleri kapsıyan son araştırmalarda; ülkenin rüşvet ve yolsuzluklar sıralamasında (batağında) 2008 yılı itibarıyla hâlâ en utanılacak yerlerde olmasına karşın; sen ülkende ciddi sayılacak ve yönetenlerin başını ağrıtacak peşine düşülmüş tek bir yolsuzluk haberi duyuyor musun?
Duymuyorsun, duyamazsın da!
Neden? Çünkü, “mütareke basını” kirli çıkarları için Cumhuriyet tarihinde görülmemiş ölçüde iktidara bağımlı hale gelmiş durumda da ondan!
Gazetelerinde yazamıyor, televizyonlarında cesaretle, açıklıkla, gümbür gümbür haber yapamıyorlar da ondan!
Bakmayın ara sıra da “patlayan kestanelere!” Onlar dostlar alışverişte görsün numaraları!
Başbakan’ın ağzından artık hiç “yolsuzluklarların damarındayız”, ya da yolsuzluklarla mücadele ediyoruz türünden “kahramanca çıkışlar” duyuyor musunuz? Duyamazsınız. Çünkü yapılan kayırmacılık ve yolsuzluklar, AKP iktidardan gidince tek tek ortaya çıkacak! İşte o zaman “büyük hesap” başlayacak!”
Belediyelerde yapılan ihalelerde pek çok yolsuzluk ve kayırmacılık haberleri muhalif kesimler tarafından sürekli dile getiriliyor.
İhalelerin pek çoğunun “yandaşlara”, AKP’lilere verildiği ve verilmekte olduğu iddialarına karşı, yönetenlerden itiraz anlamında ve somut ve inandırıcı açıklamalara dayalı tek bir ses duyuyor musunuz?
Sevgili okurlar;
Vatandaş olarak, yüreğimiz yanıyor!.
Hiç bu tür karamsarlık ve umutsuzluk yansıtan yazılar yazmak istermiydik…
İstemez miydik ülkemiz, Atatürk’ün aydınlıklı yolunda her bakımdan gittikçe güçlenerek birlik, kardeşlik ve dayanışma içerisinde çağdaş ülkeler platformuna doğru hızla koşuyor olsun da bizler de keyifli yazılarla okur karşısına çıkıyor olsaydık!
Cumhuriyet’ten bu yana aradan 85 yıl geçti.
Geldiğimiz noktaya bakın!
Türban ülkenin simgesi ve en büyük konusu haline getirildi!
Ülke de herkes tedirgin! Yarın ne olacak, Arabistan gibi bir şeriat devleti mi olacağız yoksa yakın gelecekte bölünecek miyiz endişesi, gidişatı korku içinde izlemekte olan sağduyulu insanların yüreğini kaplamış durumda!
Cumhuriyet’e ve Atatürk ilkelerine gönül vermiş, toplumda belli yerlere gelmiş laik, demokrat vatansever insanlar güne karamsarlık duyguları içerisinde uyanıyorlar!
Kimin yarın sabah tan yeri ağarırken, evinden apar topar alınıp karakollara sorguya götürüleceği belli değil!
Kimin/kimlerin telefonları dinleniyor ve kimin/kimlerin odalarında “böcekler” (ses alıcı cihazlar) yerleşmiş durumda bilinmiyor!
Abdülhamit devrinin “ajanlık dönemi” korkusu yüreklere gittikçe yerleşmekte! “Ya bir oldu bittiye gelirsem” diye düşünenlerin ve bu düşüncelerini köşelerinde yazanların sayı az değil!
Herkes birbirinden kuşkulanır duruma geldi!
Ülkenin geldiği ortama bakın!
Böyle bir ortamda, yarınlara nasıl umutla ve yaşama sevinciyle bakılabilir ki?
Millet büyük bir endişe içerisinde!
Not: Bu satırlar yazılırken, Anayasa Mahkemesi kapatma davasıyla ilgili toplantıya geçmişti. AKP bağlantılı kimi kalemlerin Mahkeme üyelerini iddianameyi reddetmeleri için, inanılmaz yüklenmelerini basında ibretle ve hayretle okuduk. Biz her şeye karşın, “Ankara’da hakimler var” diyor, onların gerçek adaleti yerine getirecekleri konusunda ki inancımızın elan devam ettiğini belirtmek istiyoruz.
BURHAN ÖZBEY