Eleştirmek, dünyanın en kolay işlerinden biridir…
Hele öğüt ya da akıl vermek, yaşamın en keyif veren tarafıdır…
At atabildiğin, salla sallayabildiğin kadar…
Al karşına birini, adamı bayıltıncaya kadar anlat, şöyle yap böyle yapma, şu yoldan gidiyorsun yanlış yapıyorsun, filanca yoldan gitmen çok daha hayırlıdır vs…
Sen her şeyi, herkesten çok iyi bilensin ya(!)
Oysa, “söylemek” değil, “yapmak, yapabilmek” meziyettir…
Köşe yazarısın, gazetecisin, televizyonda yorum yapan birisin…
Millete ekranda bol bol “erdem” e dayalı nutuklar atıyor ya da gazetende, köşende; dürüstlük, yücelme, namusluluk konularında durmadan ahkâm kesiyorsun… Ama öbür yandan dostundan, arkadaşından üç gün sonra öderim diyerek almış olduğun önemli tutarda ki (namus) borcunu, aradan üç ay geçtiği halde ödemiyorsun! Adın sürekli şaibeli işler ve insanlar modunda geçiyor.
Peki nasıl oluyor bu iş?
Gelelim asıl konumuza:
AKP’li üç milletvekili; emekli milletvekillerinin aylıklarının bin ve bir beş yüz YTL kadar artması konusunda; TBMM’de ki alt komisyonda, çıkarılmakta olan yeni Sosyal güvenlik yasanının altına, gece yarısı operasyonu ile üstelik komisyon başkanının da haberi olmadan ekleme yapılmasına imzalarıyla katkıda bulunmuşlar… Konu herkesçe malum. Fazla uzatmaya gerek yok.
Olayın, nereden bakılırsa bakılsın özür kabul edilecek yönü yok.
CHP’li ve MHP’li komisyon üyeleri katkıda bulunmadıkları halde AKP’li milletvekillerinin neden böyle bir olayın içerisinde yer aldıklarını ve yoğun tepki yaratacağı gün gibi aşikar olan bir konuda, duyarsız davranmalarını anlamakta güçlük çekiyoruz… Acaba basiretleri mi bağlandı dersiniz?
Olayın iler tutar tarafı yok ya, özel yaşamında ne kadar, yan yatmış, baş aşağı kaymış, eli kalem tutan, ekranda boy gösteren, adına ne yazık ki “gazeteci” , “köşe yazarı” , tv. Yorumcusu” denilen “vukuatlı” varsa; olayla ilgili olarak okur karşısına birer “etik kahramanı” olarak çıkmış durumdalar…
Hazır bir malzeme buldular, karşılarında da köşeye sıkışmış, konuşamayan, konuşsalar da kendilerini haklı gösterecek açıklamalarda bulunamayan, telefonlara çıkamayan, cep telefonlarını kapatmış milletvekilleri var ya… Eh artık tutmayın onları, “fazilet” konusunda kalemlerinden kan damlıyor!
Biz inanıyoruz ki, bunların pek çoğu, eğer kendileri milletvekili konumunda olsaydılar ve birileri komisyonlarda böylesine beceriler gösterip emeklilik aylıklarının artırılmasına katkıda bulunmuş olsaydı, hiç şüphesiz, dirhem kadar sesleri çıkmaz ve bu işten müthiş keyif alırlardı…
Dürüstlükleri, toplum ve okurlar tarafından bilinen, düzgün karakterli ayni konuyu köşesinde dile getiren meslektaşlarımızı bu değerlendirmelerimizin dışında tuttuğumuzu önemle belirtmek isteriz…
Diyeceksiniz ki, nedir bu ön yargı?
Nereden biliyorsun, adamların ikiyüzlü davrandıklarını ve çıkar peşinde koştuklarını ya da koşacaklarını?
Hemen söyleyelim…
Günlük yaşamında, pek çok kere ya da en azından birkaç kere topluma mal olacak biçimde “düzgün insan olma” özelliğinden uzaklaşmış, yüz kızartıcı zaaflar içerisine bile bile düşmüş insanlardan daha ne beklenebilir ki? Böyle şeyler, kişi hakkında kanata varmaya yetmez mi? Bu tür insanlar meclise girmiş olsalardı “fazilet timsali” mi olacaklardı?
Onlar da sanıyorlar ki; olay hakkında köşelerinde vatan millet nutukları attılar diye; sosyal yaşam içerisinde adamlıklarının kaç ölçek olduğu konusunda, kendilerine “ vicdan notu” vermekte olan okur kitlesi ve toplum; haklarında ki cinlikleri ve çirkinlikleri görmeyecek kadar “kör” , duymayacak kadar “sağır” ve hiçbir şeyi anlamayacak ölçüde “aptal”!..
Son söz:
Erdemli olmayı söylemek, yazmak, çizmek maharet değil, özyaşamında taş gibi kalıplaşmış olarak yaşamak gerçek faziletliliğin kanıtıdır… Anladınız mı?
BURHAN ÖZBEY