Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.
1985 yılında dönemin Milli Savunma Bakanı Zeki Yavuztürk, "Silahlı Kuvvetlerimizin ihtiyaç duyduğu tüm silah, araç ve gereçlerin ülkemizce üretilmesi için çalışacağız." diyerek bu konuda kamuoyunu bir hayli heyecanlandırmıştı.Çünkü, ABD'nin Kıbrıs'ı bahane(!) ederek uyguladığı silah ambargosu sırasında yaşanan durum hala hafızalarda tazeliğini koruyordu.Bu yüzden kendi kendine yeterli(dışa bağlı olmayan) bir savunma sanayiine ülkece büyük ihtiyacımız vardı. Zeki Yavuztürk'ün bu kadar cesur ve kararlı sözler sarf etmesinin ardındaki en önemli etken, kuşkusuz Turgut Özal'dı.Çünkü, savunma sanayiinin gelişmesi ve millileşmesi, Turgut Özal'ın en büyük hayallerinden biriydi.Dönemin Savunma Sanayi Müsteşarı Vahit Erdem'in, "Cumhurbaşkanımız savunma sanayi projelerini seviyor.Bu tip konulara özel ilgi duyuyor.Sayın Cumhurbaşkanımız kendisine iki ayda bir brifing verilmesini istedi." sözleri Özal'ın savunma sanayii projeleri noktasındaki hassasiyetini gösteriyor. 15 Mayıs 1984'te Türkiye Havacılık ve Uzay Sanayii'ni(İbrahim Doğan'ın deyimiyle, bir tarla üzerinde temellerini atarak) kurması, bu yolda attığı ilk adımlardan biriydi.Bu adımın ardından 1985 yılında Savunma Sanayii Müsteşarlığı'nı kurmasıyla da bu sürecin hayati adımını atmıştı.Hatta ve hatta bu adım, Özal'ın siyasi hayatındaki en önemli işlerden biri desek mübalağa etmiş olmayız.Özal hükümetinde çeşitli bakanlıklar yapmış olan Vehbi Dinçerler Aksiyon dergisine verdiği mülakatta bu adımı şöyle açıklıyordu: "Sermaye ile askeriye sınıfını yan yana getiren en önemli hadise silah alımıdır. Silah alımı meselesinde sivil iradenin hiçbir gücü yoktu eskiden. Turgut Bey Savunma Sanayii Müsteşarlığı'nı kurdu. Kanun çıkardı. Savunma Sanayii Müsteşarlığı silahları alıyor artık. Talimat veren heyette genelkurmay başkanı ile başbakan da var. Askeriyenin silah alım işlemlerine müdahaledir bu. Çok büyük bir reformdur. Bu ister hayali, ister organize deyin ama etkili üçgenin, kırılması yolunda atılmış çok önemli bir adımdır. " Gerçekten de Özal(sivil iradenin elini bu noktada güçlendirerek) ardından geleceklere, Türkiye'nin savunma sanayiini geliştirmesi için büyük bir yol açmıştı. Ancak, Türkiye bu adımların meyvelerini kısa vadede bir türlü alamadı.En önemli somut gelişme, yerli ve yabancı firmaların ortaklığında yürütülen çalışmalardı.Yani yüzde yüz yerli üretim, ne 80'lerde ne de 90'larda gerçekleştirilemedi.Yavaş yavaş bandı ileriye saralım ve günümüze doğru uzanalım... Türkiye, 2001 yılında savunma sanayii sistemlerinin %80'ini ithal yoluyla karşılıyordu.Bugün ise, bu oran %48...10 yıllık bir süreçte ithalatta neredeyse yarı yarıya bir düşüş söz konusu.Bunun sonucunda da, bir Türk şirketi dünyada ilk 100 savunma sanayii şirketleri arasına ismini yazdırdı.Bu bize, savunma sistemlerimizin millileşmesi yolunda büyük bir gelişme gösterdiğimizi apaçık ortaya koyuyor. Savunma sanayiinin millileşmesinin ekonomik yönden önemi olduğu kadar güvenirlilik noktasında da büyük önemi var.Yıllardan bu yana savunma araçları için dış ülkelere bu kadar yüksek meblağlar ödemeyip yerli üretimi hayata geçirebilseydik, bugün kişi başına 10 bin dolar olan milli gelirimiz belki de 15-20 bin dolar olabilirdi.Güvenirlilik noktasında ise milli yazılım kavramı üzerinde durmak gerekir.Özellikle de (çeşitli yazılımlarla) bilgisayarlar vasıtasıyla uçakların ve füzelerin kontrol edildiği çağımızda milli uçak, milli füze gerekli olduğu kadar milli bir yazılım da gereklidir.Bu noktada İngiltere ile Arjantin arasında gerçekleşen Falkland Savaşı ibret alınması gerekli bir savaştır.Hem milli bir yazılımın gerekliliği noktasında, hem de herhangi bir savaş anında yaşanabilecek silah ambargosu noktasında.Bu savaşa kısaca değinelim. Falkland Adaları üzerinde her iki ülkede hak iddia ediyordu.Bu uzun bir süre devam eden hak iddia etme faslı sonunda savaşı beraberinde getirdi.Nitekim, 19 Mart 1982'de Arjantin kuvvetleri Güney Georgia adasına çıkarak burayı işgal etti.İngilizler de hemen harekete geçmiş ve Arjantin denizaltısı Santa Fe'yi batırmışlardı.Arjantin ise buna cevap olarak Fransız yapımı Exocet füzeleriyle İngilizlerin Sheffield destroyerini batırdı.İngilizlerin kaybı her geçen gün daha da artıyordu.İngilizler, ilerleyen günlerde 4 gemi, 2 fırkateyn, 1 yük gemisi ve 1 destroyer daha kaybetti.Arjantin'i burada öne çıkartan en büyük gücü "Super Etendard" uçaklarından attığı Exocet füzeleriydi.Ancak zamanla Exocet füzeleri hedefleri vurmuyordu/vuramıyordu.Peki, ne olmuştu?Birkaç gün öncesine kadar hedefleri yüzde yüz başarıyla vuran füzelere ne olmuştu da hedefleri şaşırmıştı?Bugüne kadar bu konuda herhangi bir açıklama yapılmasa da(ki bu konuda açıklama beklemek ne kadar mantıklı) İngilizlerin, Fransızlarla anlaşıp füzelerin kodlarını aldığı ve kodlara müdahale ederek füzelerin hedefleri vurmasını engellediği yolunda güçlü kanaatler mevcut.Aerospetiale (Exocet füzelerinin üreticisi)sözcüsü Patrick Mercillon “herhangi bir bilgi transferi olmuşsa bu hükümetten hükümete olmuştur; ben bunu teyit edemem, inkar da edemem” demeci olayı daha da şüpheli hala sokmuştu.Ayrıca, Arjantinliler'in Fransızlardan sipariş verdiği Exocet füzelerine, Fransızların İngilizlerle anlaşıp ambargo koyması da savaşın İngilizlerin lehine dönmesinde büyük öneme sahiptir. Nurullah Aydın'ın İstihbarat ve İstihbaratçı adlı kitabında milli yazılım ve milli savunma araçlarının önemi konusunda örnek teşkil edecek şu saptaması oldukça önemli: "Bir Türk Yunan Savaşı ihtimalinde Amerika istemezse ne Türk ne de Yunan Harpoon'ları hedefe varabilir.Amerika, Harpoon füzelerini üreten ülke olması sebebiyle, kaynak kodlara da sahiptir.Bu düşüncemiz dünya silah firmaları arasındaki rekabet şartlarında ve her ülkenin daha fazla silah sistemi satma gayreti içinde olduğu dünyamızda fazla afaki gelebilir.Ama teorik olarak doğruluğu, akılda tutulmasını gerektirir.Tek silaha bağlanmanın riski büyüktür.Şöyle ki; bizim deniz kuvvetlerimizdeki vurucu unsurlarımızın(gerek fırkateyn, hücumbot gerekse denizaltılarımızın) gemi-savar füzesi Harpoon'dur.Oysa Yunanistan Deniz Kuvvetleri; Harpoon yanında Exocet ve Penguen füzelerini de kullanmaktadır.Böylece savaş gücünü tek ülkenin tutumuna bağlı olmaktan kurtarmaktadır." Milli yazılımın ve milli silah sisemlerinin önemini anlamak için şüphesiz daha birçok örnek var ancak (sanırım) bunlar şimdilik doyurucu.Milli yazılım ve milli silah sistemleri, yıllardan bu yana kanayan yaramız.Başlattığımız bu çalışmaların devamını mutlaka getirmeliyiz.Bu yolda elbette ki, yolumuzu kapatmak isteyenler(!) olacaktır.Nitekim, 3 genç mühendisimizi "Milli Yazılım" üzerine çalıştıkları sırada kaybettik.Ancak ne olursa olsun bu çalışmaların başarıya ulaşacağına dair inancımız kuvvetli. mertd_34@hotmail.com
1985 yılında dönemin Milli Savunma Bakanı Zeki Yavuztürk, "Silahlı Kuvvetlerimizin ihtiyaç duyduğu tüm silah, araç ve gereçlerin ülkemizce üretilmesi için çalışacağız." diyerek bu konuda kamuoyunu bir hayli heyecanlandırmıştı.Çünkü, ABD'nin Kıbrıs'ı bahane(!) ederek uyguladığı silah ambargosu sırasında yaşanan durum hala hafızalarda tazeliğini koruyordu.Bu yüzden kendi kendine yeterli(dışa bağlı olmayan) bir savunma sanayiine ülkece büyük ihtiyacımız vardı.
Zeki Yavuztürk'ün bu kadar cesur ve kararlı sözler sarf etmesinin ardındaki en önemli etken, kuşkusuz Turgut Özal'dı.Çünkü, savunma sanayiinin gelişmesi ve millileşmesi, Turgut Özal'ın en büyük hayallerinden biriydi.Dönemin Savunma Sanayi Müsteşarı Vahit Erdem'in, "Cumhurbaşkanımız savunma sanayi projelerini seviyor.Bu tip konulara özel ilgi duyuyor.Sayın Cumhurbaşkanımız kendisine iki ayda bir brifing verilmesini istedi." sözleri Özal'ın savunma sanayii projeleri noktasındaki hassasiyetini gösteriyor.
15 Mayıs 1984'te Türkiye Havacılık ve Uzay Sanayii'ni(İbrahim Doğan'ın deyimiyle, bir tarla üzerinde temellerini atarak) kurması, bu yolda attığı ilk adımlardan biriydi.Bu adımın ardından 1985 yılında Savunma Sanayii Müsteşarlığı'nı kurmasıyla da bu sürecin hayati adımını atmıştı.Hatta ve hatta bu adım, Özal'ın siyasi hayatındaki en önemli işlerden biri desek mübalağa etmiş olmayız.Özal hükümetinde çeşitli bakanlıklar yapmış olan Vehbi Dinçerler Aksiyon dergisine verdiği mülakatta bu adımı şöyle açıklıyordu: "Sermaye ile askeriye sınıfını yan yana getiren en önemli hadise silah alımıdır. Silah alımı meselesinde sivil iradenin hiçbir gücü yoktu eskiden. Turgut Bey Savunma Sanayii Müsteşarlığı'nı kurdu. Kanun çıkardı. Savunma Sanayii Müsteşarlığı silahları alıyor artık. Talimat veren heyette genelkurmay başkanı ile başbakan da var. Askeriyenin silah alım işlemlerine müdahaledir bu. Çok büyük bir reformdur. Bu ister hayali, ister organize deyin ama etkili üçgenin, kırılması yolunda atılmış çok önemli bir adımdır. " Gerçekten de Özal(sivil iradenin elini bu noktada güçlendirerek) ardından geleceklere, Türkiye'nin savunma sanayiini geliştirmesi için büyük bir yol açmıştı.
Ancak, Türkiye bu adımların meyvelerini kısa vadede bir türlü alamadı.En önemli somut gelişme, yerli ve yabancı firmaların ortaklığında yürütülen çalışmalardı.Yani yüzde yüz yerli üretim, ne 80'lerde ne de 90'larda gerçekleştirilemedi.Yavaş yavaş bandı ileriye saralım ve günümüze doğru uzanalım...
Türkiye, 2001 yılında savunma sanayii sistemlerinin %80'ini ithal yoluyla karşılıyordu.Bugün ise, bu oran %48...10 yıllık bir süreçte ithalatta neredeyse yarı yarıya bir düşüş söz konusu.Bunun sonucunda da, bir Türk şirketi dünyada ilk 100 savunma sanayii şirketleri arasına ismini yazdırdı.Bu bize, savunma sistemlerimizin millileşmesi yolunda büyük bir gelişme gösterdiğimizi apaçık ortaya koyuyor.
Savunma sanayiinin millileşmesinin ekonomik yönden önemi olduğu kadar güvenirlilik noktasında da büyük önemi var.Yıllardan bu yana savunma araçları için dış ülkelere bu kadar yüksek meblağlar ödemeyip yerli üretimi hayata geçirebilseydik, bugün kişi başına 10 bin dolar olan milli gelirimiz belki de 15-20 bin dolar olabilirdi.Güvenirlilik noktasında ise milli yazılım kavramı üzerinde durmak gerekir.Özellikle de (çeşitli yazılımlarla) bilgisayarlar vasıtasıyla uçakların ve füzelerin kontrol edildiği çağımızda milli uçak, milli füze gerekli olduğu kadar milli bir yazılım da gereklidir.Bu noktada İngiltere ile Arjantin arasında gerçekleşen Falkland Savaşı ibret alınması gerekli bir savaştır.Hem milli bir yazılımın gerekliliği noktasında, hem de herhangi bir savaş anında yaşanabilecek silah ambargosu noktasında.Bu savaşa kısaca değinelim.
Falkland Adaları üzerinde her iki ülkede hak iddia ediyordu.Bu uzun bir süre devam eden hak iddia etme faslı sonunda savaşı beraberinde getirdi.Nitekim, 19 Mart 1982'de Arjantin kuvvetleri Güney Georgia adasına çıkarak burayı işgal etti.İngilizler de hemen harekete geçmiş ve Arjantin denizaltısı Santa Fe'yi batırmışlardı.Arjantin ise buna cevap olarak Fransız yapımı Exocet füzeleriyle İngilizlerin Sheffield destroyerini batırdı.İngilizlerin kaybı her geçen gün daha da artıyordu.İngilizler, ilerleyen günlerde 4 gemi, 2 fırkateyn, 1 yük gemisi ve 1 destroyer daha kaybetti.Arjantin'i burada öne çıkartan en büyük gücü "Super Etendard" uçaklarından attığı Exocet füzeleriydi.Ancak zamanla Exocet füzeleri hedefleri vurmuyordu/vuramıyordu.Peki, ne olmuştu?Birkaç gün öncesine kadar hedefleri yüzde yüz başarıyla vuran füzelere ne olmuştu da hedefleri şaşırmıştı?Bugüne kadar bu konuda herhangi bir açıklama yapılmasa da(ki bu konuda açıklama beklemek ne kadar mantıklı) İngilizlerin, Fransızlarla anlaşıp füzelerin kodlarını aldığı ve kodlara müdahale ederek füzelerin hedefleri vurmasını engellediği yolunda güçlü kanaatler mevcut.Aerospetiale (Exocet füzelerinin üreticisi)sözcüsü Patrick Mercillon “herhangi bir bilgi transferi olmuşsa bu hükümetten hükümete olmuştur; ben bunu teyit edemem, inkar da edemem” demeci olayı daha da şüpheli hala sokmuştu.Ayrıca, Arjantinliler'in Fransızlardan sipariş verdiği Exocet füzelerine, Fransızların İngilizlerle anlaşıp ambargo koyması da savaşın İngilizlerin lehine dönmesinde büyük öneme sahiptir.
Nurullah Aydın'ın İstihbarat ve İstihbaratçı adlı kitabında milli yazılım ve milli savunma araçlarının önemi konusunda örnek teşkil edecek şu saptaması oldukça önemli: "Bir Türk Yunan Savaşı ihtimalinde Amerika istemezse ne Türk ne de Yunan Harpoon'ları hedefe varabilir.Amerika, Harpoon füzelerini üreten ülke olması sebebiyle, kaynak kodlara da sahiptir.Bu düşüncemiz dünya silah firmaları arasındaki rekabet şartlarında ve her ülkenin daha fazla silah sistemi satma gayreti içinde olduğu dünyamızda fazla afaki gelebilir.Ama teorik olarak doğruluğu, akılda tutulmasını gerektirir.Tek silaha bağlanmanın riski büyüktür.Şöyle ki; bizim deniz kuvvetlerimizdeki vurucu unsurlarımızın(gerek fırkateyn, hücumbot gerekse denizaltılarımızın) gemi-savar füzesi Harpoon'dur.Oysa Yunanistan Deniz Kuvvetleri; Harpoon yanında Exocet ve Penguen füzelerini de kullanmaktadır.Böylece savaş gücünü tek ülkenin tutumuna bağlı olmaktan kurtarmaktadır."
Milli yazılımın ve milli silah sisemlerinin önemini anlamak için şüphesiz daha birçok örnek var ancak (sanırım) bunlar şimdilik doyurucu.Milli yazılım ve milli silah sistemleri, yıllardan bu yana kanayan yaramız.Başlattığımız bu çalışmaların devamını mutlaka getirmeliyiz.Bu yolda elbette ki, yolumuzu kapatmak isteyenler(!) olacaktır.Nitekim, 3 genç mühendisimizi "Milli Yazılım" üzerine çalıştıkları sırada kaybettik.Ancak ne olursa olsun bu çalışmaların başarıya ulaşacağına dair inancımız kuvvetli.
mertd_34@hotmail.com