Bugün Miraç…Bu gecenin hikmeti şudur ki, Hz Muhammed, Mekke’den Kudüs’e doğru yürürken, arşa yükseliyor. Onunla beraber arşa yükselişimizi sağlayacak tek şey, dularımız. Birbirimizden eksik etmeyelim lütfen.

Bu yazıyı Miraç’ta beliren bir kadın üzerinden yazmak istedim. Miraç'tan dönüş yolunda Hz. Muhammed’in (SAV) duyduğu güzel koku üzerine kendisine gösterilen mezarda yatan Maşita’dan…
Firavun döneminde yaşamış sadık ve mümine bir kadın Maşita. Çocuklarıyla beraber Firavun'a direndiği için şehit ediliyor..Hz. Muhammed, onun ve ailesinin mezarını semaya kazınmış olarak görüyor. O güzel kokuyu sorduğunda, Cebrail (as) Maşita'yı Peygamberimize anlatıyor.
Maşita, bir kadının Firavun'u nasıl dize getirdiğine dair çok güzel bir örnek. “O kadar önemli bir kadın ki, mezarı 'miraç' yolunda... Daha doğrusu Hz. Muhammed (SAV) bu olayı bilsin diye oradan götürülüyor. Dinin öncüsü bir insan değil, peygamber değil bu kadın, ama herhangi sıradan bir insanın Allah katında ne kadar yükselebileceğini anlatıyor.”diyor Nihat Hatipoğlu.
“Ona hayran olmadım, ona gıpta ile bakmadım, onu tecessüs etmedim.” demek mümkün mü? Adeta onun gördüğü işkencenin fazlasını bedenimde hissetmeye hazırdım. Peygamberimizi geçtiği yolda duraksatan, kokusuyla onu kendine çeken, semaya yükselirken oradan hızla aşağı bırakılacağımı bilsem de bir Maşita olmayı ne kadar istesem azdır... O yüzden sanırım hiçbir acıyı, salt ceza olarak görmemek lazım. Arkasından gelecek mukafatları bilecek olsak, kat be kat fazlasını arzulayacağımızdan kuşkum yok.
Maşita, Firavun’a boyun eğmemiş, kadınlık acziyetlerini imanıyla güçlendirmiş, ölümü hediye kabul etmiş bir mübarek. Firavun’un kızına hizmetçilik eden Maşita, bir gün onun saçlarını tarar iken, tarak yere düştü, onu almak için eğildiğinde, ‘Bismillahirrahmanirrahim” dedi. Bunu duyan Firavun kızı, Matişka’yı babasına şikayet etti. Firavun, Maşita’dan duydukları karşısında, kendisini Allah olarak kabul edinceye kadar işkence yapılmasını emretti.
Saçlarından tavana asılan Maşita, çıplak vücuduna yediği kırbaçlara rağmen, Rabbinden başka ilah olmadığını söylüyordu. Bunun üzerine Firavun, biri 5 yaşında, diğeri kundakta olan çocuklarını öldürmekle tehdit etti. Çocuklarının kanı, ağzına boşaltıldı, yine de imanından dönmedi. En sonunda kaynar kazana atıldılar, eşiyle birlikte. Ve o kazandan yükselen sesler şunlar oldu:” Ey Allah'ın has kulları! Melekler ve bütün canlı varlık size gıpta etmektedir. Bu kaynayan ateş değil, Allah'ın sizin için hazırladığı bir Cennet bahçesidir. Buraya gelmek için acele ediniz. Sakın hiç üzülmeyiniz”
Maşita adına, bu mübarek gecede, dünyanın nimetlerine, en önemlisi ömür denilen, dallarına binilemeyen kavak ağacına kapılanlardan olmayalım. Allah’ın büyüklüğüne olan inancımızı, küçük heveslerimizle harcamayalım. Onu sevmenin şanının, çocuklarımızı sevmekten büyük olduğunu unutmayalım. Mezarınızdan gelecek hoş kokuların, kimleri yolundan edeceğini hep hatırlayalım. Zamanımızın da firavunları olduğunu bilerek, kendilerine tapınmamamız karşılığında bizden alacaklarından korkmayalım, zira buluşacağımız yerde Allah’ı bizden çok seven Maşita’lar olduğunu, bizim onların ne kadar gerisinden geldiğimizi aklımızdan çıkartmayalım.
hulyaokur06@gmail.com