Muhteşem bir yüzyıla sahipsek, muhteşem duygulara da sahibiz demektir. Bu dizi hakkındaki ‘bence’likler, önceliklere karşı nasıl bir duruş ortaya koyacak merak ediyorum. Öncelikle kahraman, ne kadar ‘Kanuni ‘ görünürse görünsün, bir çok kadının bu çağda yaşayıp kendini; sultan, cariye, harem ya da en azından valide gibi düşlediğine eminim.
Tamam ağır işçi, ırgat, tutsak, ortakçı kulluk, serflik gibi sıfatları kimse kendisine yakıştıramaz ama saraylarda ve birlikte ömür sürme fırsatı yakalayabileceğim halifelik zamanlarında yaşamayı çok isterdim doğrusu. Efendim, yaşarken köle olarak bana, “Bundan sonra hürsün” deseydi, hürriyetime kavuşabilecek, azad edilebilecektim, nasılsa….Birinin emirlerinin olması ve ona uyan insan topluluğunun bulunması ve böylelikle ülkenin ve kendi sulhunun sağlanacağının bilinmesi, varlığını birilerine borçlu hissetme duygusunu, bugün Allah’a karşı hissedemeyen bir çok insan için o gün insan için bile duyulabilir oluşu, bugünkü özgürleşmiş ama kendini arayan insan topluluğuna göre tercihim sayılabilirdi.
Ayrıca Hürrem, bir köle olarak, farkını ortaya koyarak, nasıl sultanlık-zevcelik konumuna yükselebilindiğinin kısa ama kötü olmayan bir örneği. O sevdiği adam ve ailesi, Tatarların saldırısına uğradığı sahneyi zihninden sık sık geçirerek, yıkılmış bir dünyanın göçüğü altında, altın küpü bir sandığın ışığını, yansımalı olarak bize gösteren birisi. Ya da sevdiklerinin yanan bedenlerinin külünü ‘su’ diye Süleyman ile canlandırmaya çalışıyor. Ama hiç şüphe yok ki, sürünerek geldiği yer, onun ölmeden vardığı cenneti.
Kendimi çok benzetiyorum ona. Kavgacı, deli, ihtiraslı, intikam yüklü…Yüzündeki tablo hangi kenarından asılırsa alırsın aynı resmi veriyor ama yine de asiliğini eğlenceye dönüştürebiliyor. Benim de bir çok kişinin hayatına canlılık, hayat ve tazelik verdiğim söylenmiştir zamanında….
Kendisini tırnakları, dişleri ve ok misali sözleri ile yönetirken birden bu görevi, dudaklarına ve gözlerine bırakabiliyor. Kendisini ezdirmeyen, alttan almayan, boyun eğmeyen pozisyondan çıkartıp, şakrabanlık, soytarılık noktasına çekebiliyor. Yani istese çok şeker bir insan olabilirken, hayatını hırçınlığı ile kazanıyor.…(Hürrem:” Sevinçli. Mesrur. Şen. Ferahlık veren. Taze ve hoş. Güler yüzlü.”)
Bu diziyi kendi tarihimi ne kadar anlattığı ile değil, ne kadar anlatamadığı ile de değil, başka türlü anlatılan bir aşk hikayesi diye izliyorum...Tıpkı Makedonya’da geçen, Elveda Rumeli dizisindeki, Alex ile Zarife’nin aşkı gibi. Üstelik Zarife(Filiz Ahmet) burada….O asil bakışlı kız, cariyelerin başı, onları koruma, kollama görevine haiz, Nigar Kalfa. Aşk-ı Memnu’dan transfer olanlar ise yine dizinin başını çekiyorlar. Valide Nebahat Çehre, en iyi oynadığı ve kendisi ile özdeşleşen rolü kapmış ve bence dizide sakin karakter rolünü canlandıran Peyker, kurtlarını dökmek için bundan daha iyi bir fırsat yakalayamazdı, anne kaplanı parçalamanın tam zamanı, üstelikte kayınvalidesi olmuşken. Bu patlama duygusunu en iyi yaşatacak kişi olarak Nur Aysan’ın seçilmesi bence tesadüf değil yani.
Bu dizi sayesinde kolumun bilek ile dirseği arasındaki kısmı keşfetmiş durumdayım. O ki, hem yükselen, hem kalkan, hem yukarı çıkan bir uzvumuz olarak çok şeye işaret ediyor hem de yukarıda üzerine basılmayı bekleyen bir toprağın da bulunduğunu da gösteriyor. Hem uçuyor, hem yere basıyorum. Bu hazzı bana yaşattıkları için teşekkürler Yüzyıl’ın muhteşemlerine….
hulyaokur@haberx.com